Paris

24 AĞUSTOS – 28 AĞUSTOS 2015 PARİS GEZİSİ

Vefa’yla Paris’e ilk kez 2000 yılında gitmiştik. Bu sefer çocuklarla geldiğimiz Paris’te kültür gezisi yapabilmenin yanında şehrin sokaklarında telaşeye yer vermeden gezip hissetmek istiyoruz bu şehri.

1. Gün 24 Ağustos 2015 Pazartesi

Sabah 10.25 Paris uçağı ile yola çıkıyoruz. Varışımız 13.15 gibi.

Georges Haussman’ın tasarladığı Paris’in merkezi, Montmartre ve Marais’in büyüleyici Arnavut kaldırımlı sokakları ile Paris; dünyanın en güzel şehirlerinden biridir.  Anketlerde dünyanın en romantik şehri ünvanını ise açık ara önde götürmektedir. Batı dünyasında fikirlerin, sanatın, şiirin ve devrimci politikanın da merkezi olmuştur.

Şehirde başlangıç noktamız; Chaillot Tepesi’ndeki Chaillot Sarayı’na geliyoruz.

Buraya oğlu için saray yaptırmak Napolyon’un hayaliymiş. Ancak imparatorluğunun çöküşü nedeniyle gerçekleştirememiş.

Daha sonra 1878’de Evrensel Sergi için Trocadero Sarayı yapılıyor.

1937’de de başka bir sergi için, eski sarayın bir kısmı yıkılarak Chaillot Sarayı inşa edilmiş.

Chaillot Sarayı aynı zamanda 1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin onaylandığı yerdir.

Sen (Seine) Nehri’ne hakim olan beyaz renkli sütunlu Saray, ortasındaki Trocadero Meydanı’nı iki koldan sarar. Günümüzde, bünyesinde bir akvaryum, bir tiyatro ve müzeler olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşları barındırmaktadır.

Sağda ve solda dörder adet bronz heykel vardır. Daha sonra bu heykeller yaldız ile kaplanmıştır. Heykellerin yedisi kadınken biri erkeğe aittir. Sağda; kuş, bahçıvan, bahar ve meyveler temalı heykeller görülüyor.

Trocadero’nun geniş terası Eyfel’in en iyi seyredildiği, fotoğraflandığı yerdir.

Bahçe içinde, 1937’de Roger Expert ve Paul Maitre tarafından yaratılan Varşova Çeşmeleri bulunmaktadır. Varşova Çeşmeleri, büyük bir havzaya hakim olan bir dizi basamaklı havuzdur. Burada 20 top tarzı su jeti, 56 fıskiye, 12 dikey çeşme vardır.

Havuzun etrafındaki Trocadero Bahçeleri’nde de taş ve bronz birçok heykel var.

Meydandan sağlı sollu merdivenlerle aşağıya iniyoruz.

İlk alanda sağ ve solda taş kaidelere yaslanmış “kadın” ve “erkek” heykeli var.

Onun ön tarafında küçük havuzlar içinde “Boğa ve Geyik” ve “At ve Köpek” adlı bronz heylerler var. (Her yerde heykel. Eee sanat şehrindeyiz.)

Bahçede “Yaşam Sevinci” temalı heykel

Trocadero Bahçeleri’nden ilerleyip Sen Nehri’nin karşı yakasına geçmek için Jena Köprüsü’nden geçiyoruz. Köprü üzerinde farklı sanatçılar tarafından kireç taşından yapılmış 4 adet savaşçı heykeli var.

Galya Savaşçısı

Roma Savaşçısı

Arap Savaşçısı ve Yunan Savaşçısı da bulunuyor.

Eyfel Kulesi

Paris’in en ünlü simgesi olan kule 1889 Evrensel Sergisi için mühendis Gustave Eiffel tarafından inşa edilmiştir. Sergiden sonra kaldırılması planlanan yapı şehir halkının birçoğu tarafından beğenilmese de rağbet görmüş ve kalıcı olmuştur.

320 metre yüksekliğindeki yapı çok kuvvetli rüzgarlarda bile 8 cm sallanmaktadır.

Kuleden nefret eden Fransız şair Maupassant sürekli Eyfel’deki bir kafede otururmuş. “Neden kuleden bu kadar nefret ettiğin halde buradasın?” diyenlere “Paris’te Eyfel’in görünmediği tek yer burası” diye cevap verirmiş 🙂

1. ve 2. kat arasında yer alan ve kuleyi çepeçevre saran kuşakta 72 bilim insanının adı yazmaktadır.

Ayaklarının altına gelince büyüklüğünü daha iyi farkediyoruz.

Kulede 3 tane seyir platformu var. Birinci ve ikinci katlara merdiven veya asansörle çıkılabiliyor. Üçüncü kat için ikinci katta indikten sonra asansör değiştiriliyor. Üçüncü platform 276 metre yükseklikte. Evet artık yukarıdayız. Şansımıza kulede kaldığımız zamanın çoğunda şakır şakır yağmur yağdı.

Eyfel’den Mars Alanı (Champ de Mars) manzarası. Halka açık, büyük bir park alanıdır. Bir zamanlar tören alanı olan bu uzun bahçe Eyfel Kulesi’nin dibinden Askeri Okul’a (Ecole Militaire) kadar uzanıyor. Sol tarafta Les İnvalides’in kubbesi de görülüyor.

Bu cepheden de Sacre Couer görülüyor.

Zafer Takı (Arc de Triomphe)

Dünyanın en ünlü zafer takıdır. Charles de Gaulle Meydanı’nda ve Şanzelize Caddesi’nin batı tarafında yer alır.

Napolyon, Austerlitz Savaşı’nda galip gelen Fransız askerlerine seslenmiş ve “Evinize zafer taklarının altından geçerek döneceksiniz demiştir. 18 Şubat 1806 tarihinde Zafer Takı’nın inşasına başlanmıştır. Ama sözünü tutamamış, zaman zaman yapımına ara verilmiş ve ölümünden sonra 1936’da tamamlanmıştır.

4 sütun üzerine inşa edilmiş Roma mimarisi tarzında bir eserdir.

Takın tepesinde Napolyon’un zaferlerinin yazdığı “otuz kalkan” bulunur.

Bunun altında takın etrafını saran frizin doğusunda Fransız askerlerinin savaşa gidişi, batısında ise zaferden dönüşleri betimlenmiştir.

Sütunlarda 4 büyük kabartma bulunur. Gidiş, Zafer, Direniş ve Barış tasvir edilir.

Aşağıdaki heykel Zafer kabartmasıdır.

İç kısımdaki frizlerden birinde Osmanlılar’a karşı Mısır’da kazandıkları Abukir Zaferi betimlemesi yer alıyor.

Takın iç kısmında ise Napolyon Savaşları’nda ölen ya da kurtulan, savaşmış askerlerin isimleri yazılıdır.

Takın zemininde “Meçhul Asker Anıtı” bulunur. Mezarın başında sönmeyen bir ateş vardır.

Şanzelize Caddesi (Champs Elysees)

12 bulvarın kesiştiği L’Etoile (yıldız) denilen Charles de Gaulle Meydanı’dan Concorde Meydanı’na kadar uzanan 1950 metre uzunluğunda 70 metre genişliğindeki Şanzelize, Paris’in en meşhur, en güzel caddesidir.

İlk olarak IV. Henri’nin eşi Marie de Medici tarafından Sen Nehri boyunca uzanan bataklık bir araziye yaptırılmış ve “Kraliçe Yolu” adı verilmiştir (1616).

1667 yılında ağaçlandırması yapılmıştır.

1709’da ismi Champs Elysees (Cennet Bahçeleri) olarak değiştirilmiştir. Yunan mitolojisindeki “ideal mutluluğun yeri” yani cennet.

Caddenin çevresi zenginlik ve güç sembolüdür. Fransa Cumhurbaşkanlığı, büyükelçilikler, konsolosluklar, büyük haute couture moda evleri, seçkin markaların mağazaları, büyük malikaneler, ünlü otel, kafe ve restoranlar bu caddede mesken tutmuşlardır.

Akşam yemeğinden sonra bir gece turu atıyoruz.

Condorde Meydanı’ndan Sen Nehri’ne uzanan yolda sağlı sollu iki saray var. Grand Palais ve Petit Palais. Bu iki Saray (Sergi Salonu) 1900 Evrensel Sergisi için yapılmış.

Petit Palais (Küçük Saray)

Kubbesi ve neoklasik tarzı ile şirin bir görüntüye sahip.

Günü Eyfel’le noktalayalım.

2. Gün 25 Ağustos 2015 Salı

Bu sabah Selman’ın gitmek istediği en eski sokak pazarına gideceğiz önce. Mouffetard sokağında. Artık gündemden düşmüş olacak ki bir pazar göremedik. Ama Paris’in estetik tarzı ile düzenlenmiş renkli meyve, şarap, peynir tezgahlarının olduğu sokakta salındık biraz.

Pantheon

Asırlardır eğitim kurumlarının ve dolayısıyla öğrencilerin mekanı bir bölge olan Latin Mahallesi’nde Rotonda Meydanı’nda bulunan bu güzel yapı şehrin seçkinlerinin mezarlarının bulunduğu bir anıt binadır. (Pantheon; tüm Tanrılar demek.)

Roma’daki Pantheon, Avrupa’da bir ilkti ve Paris’teki Pantheon inşası için ilham kaynağı oldu. İkisi arasında özellikle kubbe-mimarisi açısından bakılırsa benzerlik vardır. Aralarındaki fark, Roma’daki Pantheon’un hala kilise olarak kullanılması, Paris’tekinin ise şu anda laik bir türbe (mozole) olması.

Hikayesine gelecek olursak…

1774 yılında XV. Louis‘in isteği üzerine yapılıp, Paris’in koruyucu azizesi Genevieve’e ithaf edilmiştir. Genevieve’nin 451 yılında Atilla ile görüşerek veya dua ederek Paris’i Hun İmparatorluğu saldırısından koruduğuna inanılıyor.

Buradaki Pantheon’un Roma’daki Pantheon’a benzeyeceği düşünülürken Londra’daki St. Paul’s Katedrali’ne benzemiş.

Fransız Devrimi sırasında, Fransa Ulusal Kurucu Meclisi tarafından binanın dini özelliği ortadan kaldırılıyor.  Fransız özgürlüğü için savaşan seçkin Fransız vatandaşlarının küllerini barındırmak için mozole haline getiriliyor.

19. yüzyılın çalkantılı yıllarında, rejimler değiştikçe, kilise ve mozole olarak değişip duruyor.

Napolyon tarafından 1806’da kiliseye verildi.

1885’de ise kamu binasına dönüştürüldü.

Generaller haricinde büyük yazarlar, bilim adamları için de mozole olmuştur.

Klasik Roma mimarisinin mükemmel bir örneğidir. Alınlığı ve revağın çatısını destekleyen korint sütunlar mevcut. Alınlığın sol tarafındaki kabartmalarda devlet adamları ve alimler, sağ taraftakilerde askerler yer alır. Bunlar devrim sonrası vatanseverlerin figürleridir. Ortada Fransa’yı temsil eden kadın figürü, bu kişilere defne yaprağı dağıtıyor. (Antik Yunan ve Roma’daki gibi).

Alınlığın altındaki yazıda “Vatan, büyük insanlara minnettardır” yazıyor.

Demir iskeletli kubbe üç kattan oluşuyor. (Gittiğimizde tadilat vardı ne yazık ki. Posterle kaplanmıştı.) Kubbenin sadece az bir kısmından içeriye ışık girer. Bu da mekanın gizemini arttırır.

Pantheon’un girişinde, Fizikçi Leon Foucault’un 1851’de yaptığı 67 metrelik dev sarkacı bulunuyor. Fransızlar’a dünyanın kendi ekseni üzerinde nasıl döndüğünü göstermek için inşa etmiş. Orijinal sarkaç şu anda Ulusal Sanat Konservatuarı’nda bulunuyor. Pantheon’daki sarkaç bir kopya. (Gittiğimizde yoktu. Kubbe gibi o da bakıma alınmıştı belki de.)

Ulusal Sözleşme Anıtı

Hatiplere, Devlet Adamlarına Övgü Anıtı

Generallere Övgü Anıtı

Diderot Anıtı

Kripta (Mezar Odaları); yapının alt katında mahzeninde bulunuyor. Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Emile Zola, Alexandre Dumas, Pierre ve Marie Curie vb. dahil olmak üzere 70’den fazla ünlü kişinin mezarlarına ev sahipliği yapıyor.

1995 yılına kadar kadınların binada gömülmesine izin verilmiyordu. İzin ilk kez Fransız kimyager ve fizikçi Marie Curie’ye verildi. Nobel Barış Ödülü’nü ilk kez ve iki kez  kazanmış bir kadındı o. 

Voltaire’nin mezarı ve heykeli.

Rousseau’nun mezarı.

Saint Etienne du Mont Kilisesi

Pantheon’a kadar gelmişken karşısındaki bu kiliseye uğranılmalı bence. Dış cephesi süslemelerden zengin. Birçok heykel ve kabartma bulunuyor.

1492-1626 yılları arasında inşa edilen kilise Paris’in eski katedralinin koruyucu Aziz Saint Etienne’ye ithaf edildi. Yapımı uzun sürdüğü için kilisesin dış ve içinde Gotik’ten Rönesans’a giden bir mimari tarzın evrimi fark edilebilir.

Fransız Devrimi sırasında, kilise ilk önce kapatıldı, bina büyük hasar gördü, tüm heykeller parçalandı. Şimdiki heykeller ve rölyefler 19. yüzyıldan kalmadır.

Daha sonra “Evlada Dindarlık Tapınağı”na dönüştürüldü.

Kilisenin içine gömülü olan dikkat çekici insanlar arasında matematikçi Blaise Pascal ve oyun yazarı Jean Racine var.

Ön cephedeki üçgen alınlıkta “Mesih’in Dirilişi” tasviri.

Aziz Stephen’ın Taşlanması” (Timpan).

Paris’in koruyucu Azizi Genevieve’in türbesi burada bulunuyor.

Kilisedeki Rönesans ve Gotik tarzların yanı sıra minber Barok tarzı temsil ediyor ve 1651 tarihli.

İki sarmal merdiven oldukça estetik görünümde.

15. yüzyıldan kalma muhteşem bir jube (Rood; Din adamlarına ayrılmış, onları korodan ayıran galeri. Tipik olarak ahşap veya taştan yapılır) bulunuyor. Taş dantel gibi işlenmiş. Jube üzerinde İsa’lı haç görülüyor. Bu jube Paris’teki sonuncu ve Fransa’daki son 9 judeden biridir.

Kutsal Kabir Şapeli

Kilisenin vitray pencerelerinin çoğu 16. ve 17. yüzyıllara ait.

Kilise orgu (Organ), Paris’in en eskisi. 1631’de kuruldu.

Sorbon Üniversitesi

Gelmişken meşhur Sorbon Üniversitesi’ni görmeden olmaz. Yine Latin Mahallesi’nde, bir sokak ötede çünkü.

Latince uzun yıllar boyunca Avrupa’da bilim dili olarak kullanılmış. Mahallede bulunan üniversitelerde, kütüphanelerde, matbaalarda bu dil hakim olduğu ve konuşulduğu için ismi Latin mahallesi olarak kalmış buranın.

1253 yılında yoksul 16 öğrenciye teoloji eğitimi vermek için açılan küçük bir kolejdi. Fransa’nın ilk matbaası 1469’da burada kuruldu. Fransız Devrimi sırasında kapatıldı. Napolyon tarafından açıldı. 1968 ‘deki öğrenci hareketleri sırasında yine kapatıldı. Daha sonra da Paris Üniversitesi olarak açıldı.

Kapısında Montaigne’in heykeli bulunuyor. Dış cephede de hoş bir saat. Heykelleriyle sanata kucak açmış bir yapı.

Lüksemburg Bahçeleri

400 metre ileride Lüksemburg Bahçeleri’ne geliyoruz. Burası harika bir dinlenme, huzura kavuşma mekanı.

25 hektar arazi üzerinde kurulmuş yemyeşil bir bahçe. Ortada çocukların yelken yüzdürdükleri büyükçe bir havuz var. Paris’in koruyucu Azizesi Genevieve’in heykelinin de olduğu birçok heykel bulunuyor. Bunlar 19. yüzyıldan kalmadır. Arkada saray görülüyor.

Lüksemburg Sarayı

Marie de Medicis bu sarayı çocukluğunu geçirdiği Floransa’daki Palazzo Pitti’ye benzeyecek biçimde yaptırmış. Kraliçe, saray tamamlandıktan kısa süre sonra oğlu XIII. Louis tarafından sürgüne gönderilmiş. Devrim sırasında kraliyetin elinden alınan saray cezaevi olarak kullanılmış. Bugün binada Fransız Senatosu bulunuyor. Hemen yanında Lüksemburg Müzesi var.

Medici Çeşmesi

Bahçenin en güzel yerlerinden biridir. Bu süslü çeşme ve havuzu 17. yüzyılda Marie de Medicis için yapılmışır.

Saint Germain des Pres
İsmini içindeki Orta Çağ’dan kalma Saint Germain Kilisesi’nden alan semt, aynı isimde çok uzun bir bulvara da sahip. 20. yüzyılın ilk yarısında birçok yazar, entellektüel bu mahallenin kafelerinde görülmüş. Böylelikle popülaritesi artmış.
Saint Germain Bulvarı’nda ve çevresindeki şık sokaklarda Cafe de Flore ( Hemingway gibi yazarların uğrak mekanıymış), Cafe Les Deux Magots, Cafe Bonaparte gibi dünyaca ünlü kafeler, ünlü, lüks, turistik restoranlar bulunuyor. Yine birbirinden ünlü mağazalar da bu semtte bulunur. Sen Nehri kıyısında ikinci el kitap satan çok sayıda kitapçı var.
542 yılında başlamış yerleşimiyle en eski tarihe sahip bölgedir.
Saint Michel Çeşmesi
Anıtsal çeşme, Saint Michel Bulvarı’nın Sen Nehri kıyısı ile buluştuğu canlı bir meydan olan Saint Michel Meydanı’na bakıyor.
Burası bu mahalleyi gezmek isteyen turistler için bir başlangıç noktası iken yerli halk için de bir buluşma noktası.
Baron Haussmann tarafından planlanan büyük kentsel projenin bir parçası olarak 1860’ta yapılmış Neo-Rönesans tarzı bir anıt çeşme.
Diğer Paris çeşmelerinden farklı olarak, farklı taş renkleri kullanılarak tasarlanmıştır.
Çeşmenin tasarlanmasında 9 heykeltıraş görevlendirilmiş.
Paris’in ilk duvar çeşmesi olan Lüksemburg bahçesindeki Medici çeşmesi ile benzerlik gösteriyor.
26 metre yüksekliğinde ve 15 metre genişliğindeki Saint Michel Çeşmesi’nde en üstteki kabartmada iki insan figürü Paris’in armasını elinde tutar. Güç ve Ilımlılığı temsil eder.
Altındaki alınlıkta adanmışlık yılı (1860) yazıyor.
Çeşme, orta nişi çevreleyen dört kırmızı mermer korint sütunuyla zafer takı gibi görünüyor.
Mermer sütunların üzerinde kardinal erdemleri temsil eden dört bronz heykel bulunuyor.
Soldan sağa:
Yılan ve ayna tutan; Sağduyu – Aslan derisi ve kulübüyle (ilkel bir silah); Zenginlik – Ölçek ve kılıçla; Adalet – Ölçülülük.
Merkezi nişte Melek Michel’in şeytanı yendiği sahnenin heykeli Duret tarafından yapılmış. İyiliğin kötüğe karşı zaferi.
Çeşmenin önde her iki tarafında kanatlı ejderhalar  yerleştirilmiş.
Öğle yemeğini de yedikten sonra Sen Nehri’ndeki Cite adası’na geçiyoruz.
Notre Dame Katedrali
Sen Nehri’nde Cite Adası’nda bulunuyor. Adı Fransızca’da “Kutsal Bakire” veya “Meryem Anamız” anlamına geliyor.
Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kilise muhteşem dış cephesi, büyük iç mekanı ve incelikli süslemeleri ile Paris şehrinin ve Fransız ulusunun en çok tanınan sembollerindendir.
Piskopos Sully’nin tasarımı ve Papa III. Alexander’ın temel taşını koyması ile yapımına 1160’da başlanan kilisenin tamamlanması 170 yılı bulmuş. Şaheser yaratmak kolay değil elbet.
Arc ailesinden Aziz Joan, 1431’de sapkınlık iddiasıyla yakılarak infaz edilen Fransız yurtsever Jeanne d’Arc‘ın (1412-1431) ölümünden sonra temyiz başvurusu başlattığında duruşmalar Notre Dame’da yapıldı (1455). Jeanne d’Arc yaklaşık beş yüzyıl sonra, 1909’da Aziz ilan edildi.
1790’larda, Notre Dame Fransız Devrimi sırasında payına düşeni aldı, kutsallığı kaldırıldı, hazinesi, dini sembollerin çoğu tahrip veya yok edildi.
Ancak 19. yüzyılda Napolyon’un taç giyme töreni ve De Gaulle’ün cenaze merasimi burada yapılmış.
Rivayetlere göre; 19. yüzyıl başlarında Paris şehir planlamacıları, bakımsızlıktan harap düşmüş Notre Dame Katedrali’ni yıktırmak istemişler. Bunun üzerine ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini buraya çekmek ve katedralin yenilenmesini sağlamak için 1831 yılında “Notre Dame’ın Kamburu” adlı romanını yazmış.
Nitekim 1841-1864 yılları arasında mimar Viollet le Duc tarafından restore edilmiş.
Katedral, okuma yazma bilmeyen halkın anlayıp öğrenebilmeleri için İncil hikayelerini tasvir eden heykellerle kaplı bir “fakir insanların kitabı” (liber pauperum)’dır.
Batı Cephesi (Ön cephe)

Katedralin en ünlü kısmıdır. İki tarafında (kuzey-güney) bulunan kuleler 69 metre yüksekliğindedir. Bunlar 1889’da Eyfel Kulesi tamamlanana kadar Paris’teki en yüksek yapılardı.

Kuzey Kule; 387 basamakla çıkılıp harika şehir manzaraları seyredilebilir.

Güney Kule; katedralin 1681 yapımı en büyük çanı “Emmanuel” buradadır.

Chimeres Galerisi (Büyük Galeri); iki kuleyi birleştirir ve katedralin efsanevi chimereslerinin (kimera) bulunduğu yerdir. Kimeralar katedralin sembolik yaratık şeklindeki süslemeleridir. Restorasyon sırasında Mimar Viollet le Duc tarafından yapıya eklenmiştir.

Batı Gül Penceresi; 10 metre çapındadır. İşlemelerle süslü pencerenin birçok kısmı katedralin 13. yüzyıldaki inşasında oluşmuştur. Önünde kucağında bebek İsa ile birlikte bir Meryem Ana Heykeli vardır.

Krallar Galerisi; İki kuleyi birbirine bağlayan, Yahuda ve İsrail’in 28 kralının heykellerinin sıralandığı koridordur. Bu kısım Fransız devrimi sonrasında hasar görmüş ve Viollet le Duc tarafından yeniden tasarlanmıştır. Devrimciler heykellerin Fransız krallarına ait olduğunu sanmış ve kafalarını koparmışlardır. Bu kafalar 1977 yılında Paris’te bulunmuştur ve günümüzde Paris Cluny Orta Çağ Müzesi’nde sergilenmektedir.

Alttaki üç büyük kapı;

Meryem Ana Kapısı; Bakire Meryem’in ölümü ile cennette görkemli bir şekilde karşılanması ve taçlandırılması tasvir edilmiştir.

Kıyamet Günü (Son Yargılama) Kapısı; Yeniden tahta çıkan İsa’nın on bakire de dahil olmak üzere yaşayanları ve ölüleri yargılaması

Azize Anne Kapısı; Meryem Ana’nın annesi Azize Anne’e ait hikayeler ile süslenmiştir.

Kıyamet Günü Kapısı‘nda; Baş melek Mikail ölülerin ruhlarını tartar. Kararı etkilemek için küçük iblisin hile yaptığı görülüyor 🙂

Aşağıda, ölüler mezarlarından sorgu için çıkarlar.

Kapıların arasındaki sütunlar üzerinde görülen Bakire ve çocuk oymaları daha yeni replikalardır.

Uçan Payandalar

Notre Dame, ana yapıdan ayrı payandaların kullanıldığı ilk binalardan biridir. Binanın ilk tasarımında bu payandalar yoktur. Ancak yapım başladıktan sonra Gotik mimaride kullanılan ince duvarlar daha da yükseldikçe dışa doğru oluşan gerilimlerden dolayı çatlamalar başlamış. Daha fazla bozulmayı engellemek için doğu tarafına bu destekler düşünülmüş. Uzun yıllar boyunca eleştirilmişler ve “birilerinin sökmeyi unuttuğu yapı iskeleleri” gibi durdukları söylenerek, katedrale “bitirilmemiş” bir hava verdikleri iddia edilmiş. Bu mükemmeliyetçi Fransızlar da hiçbir şeyi beğenmiyor :). Uzaktan bakıldığında boşlukta duruyormuş gibi göründüğü için “Uçan Payandalar” adıyla anılıyor.

Gargoyleler

Gargoyle, Fransızca “gargouille”den gelen bir tür Gotik mimari unsurdur. Oluklarda biriken suyu tahliye etmek amacıyla kullanılırlar. Yani olukları bile sanatsal bir görünümde yapmışlar.

Kule Külahı

96 metrelik kule külahı Viollet le Duc tarafından eklenmiştir. Çatıdaki Havari heykellerinin (yeşil renkli) yanında yer alan kule külahı mimara övgüyü arttırmıştır.

Batı cephesinden içeri girerken soldaki merdivenlerden kuleye çıkılabiliyor.

Girişten doğuya doğru ilerlediğimizde 130 metre uzunluğunda, 35 metre yüksekliğinde bir ana nef ve her iki tarafta yan nefler bulunur. Otuzun üzerinde şapel, yetmişin üzerinde dev sütunu bulunan katedralde 7-9 bin kişi ibadet edebiliyor.

Gül pencereler

Kilisede kuzey, güney ve batı cephesini süsleyen 3 gül penceresi bulunuyor. Bunlara gül pencereleri deniyor çünkü vitray cam bölmeler bir gül gibi dairesel bir desende dışarı doğru yayılıyor.

Nefin kısa koridor ile kesiştiği orta alanda bu 3 gül penceresini görmek mümkün.

Bunlardan sadece Kuzey Gül Penceresi’nin vitrayları 13. yüzyılda yapıldığı gibi korunabilmiştir. Eski Ahit’ten kişilerle sarılmış Bakire Meryem tasvir edilmiştir. Altta 18 dikey pencere içerir.

Güney Gül Penceresi‘nde Havariler’le çevrilmiş İsa bulunur.

Notre-Dame kilise orgu (organ), bazıları 18. yüzyıldan kalma, beş klavye ile çalınan yaklaşık 8000 boruya sahiptir.

Bakire ve Çocuk Heykeli

Koro mahallinin girişinde bulunan 14. yüzyıldan kalma “Bakire ve Çocuk Heykeli”nin bir diğer adı da “Notre Dame de Paris”. Yani bu heykel kiliseye ismini veren eser.

Pieta Heykeli

Ana altarın arkasında Nicolas Coustou’nun zarif Pieta heykeli (Haç’tan İniş olarak da adlandırılıyor) bulunuyor. Meryem Ana’nın kollarında haçtan indirilmiş İsa yer alıyor.

Mayıs Resimleri

Yan şapellerin duvarlarını süsleyen resimler Charles Le Brun’a ait. Bunlara “Mayıs resimleri” denmesinin sebebi ise Paris’in esnaflarının her yıl 1 Mayıs’da katedrale bu tabloları hediye etmesinden kaynaklanıyor.

Notre Dame’ın bir de gece fotoğrafını koyalım.

Çok üzücüdür ki Notre Dame Katedrali’nde 15.04.2019 tarihinde bir yangın çıktı. İçimizin acımaması mümkün değil. Yangının sebebinin katedralde yürütülen restorasyon çalışmaları olduğu söyleniyor. Bir tarih, bir eser kolay yaratılmıyor. Kaç yetişmiş (deha niteliğinde) insanın kaç senelik emekleri var. Umarım Notre Dame bunu en az hasarla atlatır.

Montmartre 
Funiküler ile Montmartre’ye gidiyoruz.
Şehrin en yüksek yeri olması nedeniyle halk arasında “butte” (tepe) de denir.
Van Gogh,  Picasso, Manet gibi birçok ressam ve şairin bu bölgelere gelmesi nedeniyle 19-20 yüzyılda mahalle Bohem yaşam tarzı ile bütünleşmiştir.  Ressamlar Tepesi’nde (Tertre meydanı) turistlerin resimlerini yapan birçok sokak ressamı bulunur.
Sacre Coeur önünden müthiş bir şehir manzarası vardır.
Sacre Couer
Şehrin en yüksek tepesinde yerleştiği için şehirde birçok noktadan görülen bembeyaz şirin, zarif bir kilise.

Fransa-Prusya Savaşı (1870-1871) sırasında ölen 58 bin Fransız askerinin anısına inşa edilen kilisenin yapımı 1923 yılında tamamlanmış. Roma-Bizans tarzı bir mimariye sahip.

Ön cephe son derece uyumlu kubbe ve kuleleri ile Mimar Paul Abadie tarafından tasarlanmış.

Kubbe, Eyfel Kulesi’nden sonra şehrin ikinci en yüksek gözlem yeridir.

Ana girişin üzerindeki niş içinde inananları takdis eden İsa Heykeli kilisenin sembollerinden biridir.

Yine ana girişin üstünde iki tarafta iki Fransız Azizi’nin at üzerinde bronz heykelleri bulunuyor. Jeanne d’Arc ve Aziz Louis.

Bronz giriş kapıları, Son Akşam Yemeği ve İsa’nın hayatından sahneleri tasvir eden kabartmalarla süslenmiştir.

1922 yılında Olivier Merson tarafından yapılan 475 metrekarelik İsa Mozaiği (Apsis Mozaiği) dünyanın en büyük mozaiklerinden biridir. Kolları yanlara açılmış, altın bir kalbi ortaya çıkaran yükselmiş Mesih’i temsil eder.

Ressamlar Tepesi’nde geziyoruz.

Espace Salvador Dali (Salvador Dali Müzesi)
Salvador Dali’nin ölümüne kadar yaşadığı ev, ölümünden sonra sürrealist sanatçıya adanmış. Müzede, Dali’ye ait birçok çizim, karikatür, heykel, gravür ve resim sergileniyor. Biz gidemedik.

Montmartre’de hatırlanması gereken bir film varsa: Amelie. Jean-Pierre Jeunet’in bu uluslararası beğeni toplayan filmi, Arnavut kaldırımlı sokakları, küçük marketleri ve kafeleri ile efsanevi bölgenin cazibesini gözler önüne seriyor . Amelie’nin çalıştığı kafeye gidiyoruz biz de. Cafe des Deux Moulins. Kahve ve pasta molası.

Moulin Rouge (Kırmızı Değirmen)

Neredeyse 130 yıllık bir geçmişe sahip olan bu organizasyon daha sonrasında birçok ülkede taklit edilmeye çalışılmış. Kan kan dansının yapıldığı ilk kabareymiş.

3. Gün 26 Ağustos 2015 Çarşamba

Atlı Zafer Takı (Arc de Triomphe du Carrousel)

1806-1808 yılları arasında 1805 Napolyon zaferlerini kutlamak için inşa edildi. Başlangıçta 1564’te yapılan Tuileries Sarayı’na anıtsal bir giriş olarak tasarlandı. Ancak saray sonraki yıllarda (1871) yakılarak yıkıldı. Şu anda bu alanda Tuileries Bahçeleri bulunuyor. Tak, bu bahçeler ve Louvre Müzesi arasındadır.

Üç girişin bulunduğu tak, kırmızı beyaz renkli 8 mermer sütun barındırmaktadır. Korint tarzı bu sütunların üst kısımlarında Napolyon ordusunda görev yapan askerlerin heykelleri bulunur.

Takın üstünde dört at tarafından çekilen bir araba (quadriga) bulunuyor. At heykelleri Venedik’teki St. Mark Bazilikası’nın ana kapısında bulunan “St. Mark Atları”nın bir kopyasıdır. Orijinal quadriga, 1798’de Paris’e Napolyon tarafından getirildi. Ancak güç kaybettiğinde Venedik’in kontrolünü elinde tutan Avusturyalılar’a geri vermek zorunda kaldı.

Louvre Müzesi
Paris’in en büyük saraylarından biridir. Yapının tarihi Ortaçağ’a kadar uzanır. 1190 yılında Philippe Auguste tarafından Paris’i Viking akınlarına karşı korumak amacıyla kale olarak yapılmış. Zindan ve burçları da I. François zamanında yerini Rönesans bir yapıya bırakmıştır. O yıllardan günümüze kadar Louvre, krallar ve imparatorlar tarafından sürekli genişletilmiş. Fransız İhtilali’nden sonra Devrimciler 1793 yılında sanat koleksiyonunu halka açmıştır. Daha sonra Napolyon tarafından müzeye dönüştürülen yapıya 1989 yılında ünlü cam piramid eklenmiştir.
Dünyanın en önemli sanat kolleksiyonlarından birine sahip olan müze dünyanın en çok ziyaret edilen müzesidir. 35 bini aşkın sanat eseri sergilenmektedir.
Ana girişi ortadaki meşhur cam piramitten olan müzenin “Eski Mısır Medeniyeti”, “Kadim Yunan, Etrüsk ve Roma”, “Eski Yakın Doğu Sanat Eserleri”, “İslam Sanatı”, “Dekoratif Sanatlar”, “Heykeller”, “Tablolar” ve “Baskılar ve Çizimler” gibi bölümleri var.
Bu eserlerin tamamını barındıran 3 kanat ise: Richelieu Kanadı, Sully Kanadı ve Denon Kanadı.
Müzeyi gezerken dağıtılan broşürlerde bu kanatlarda her kat, numaralanmış alanlarla bölünmüştür ve değişik renk kodlarıyla gösterilmektedir.
Müze gezmekle bitirilecek bir müze değil. Biz ancak 3 saat ayırabildik. Hepsi birbirinden değerli eserlerin en popüler olanlarına ağırlık verdik. Bu eserlerden seçtiğim 16 tanesini sizinle paylaşıyorum.
Mona Lisa (Leonardo da Vinci)

Gizemli gülüşü ile Mona Lisa Louvre Müzesi’nin en ön plana çıkardığı eserdir. Hatta 1911 yılında çalındıktan hemen sonra insanlar akın akın Mona Lisa tablosunun boş kalan yerini görmek için  müzeye gitmiş 🙂 Şu anda dayanıklı cam arkasında korunuyor. Mona Lisa’nın, Florentine kumaş tüccarının karısı Lisa Gherardini olduğu düşünülüyor.

Les Noces de Cana (Kana’daki Düğün) (Paolo Verenosese)

66 metrekarelik alanı ile müzenin en büyük tablosu İtalyan ressam Paolo Verenosese’ye ait. Mona Lisa’yla aynı odada bulunuyor. Tablo; konusunu İncil’de geçen İsa’nın ilk mucizesinden almış. İsa’nın, Meryem ve Havarileri ile katıldığı Cana’daki düğünde, şarabın bitmesi üzerine küplere doldurulan suyu şaraba çevirmesi mucizesini anlatıyor. Olayda bahsi geçen küpler hemen sağ alt kısımda yer almakta. Ayakta duran figür ise şarabı tadıp şarabın güzelliği karşısında mest olmuş şölen yöneticisini temsil etmekte. Tabloda 132 düğün misafiri ve 6 müzisyen resmedilmiş. Masanın sol başlarında oturan sarı kaftanlı figür ise Kanuni Sultan Süleyman imiş.

Medusa’nın Salı (Theodora Gericault)

Tablo; Fransa limanından hareket eden Kraliyet Fırkateyni Medusa’nın trajik kazasını anlatıyor. Büyük sansasyon yaratan gemi kazasından etkilenen 25 yaşındaki ressam Theodora Gericault tarafından yapılmış.

Halka Yol Gösteren Özgürlük (Liberty Leading the People) (Eugene Delacroix)

Güç, özgürlük ve zafer duygularını çağrıştıran tablo Fransız resim sanatının başyapıtların biri. Fransız romantik ressamlarından Eugene Delacroix tarafından yapılan yağlı boya tablo 1830 senesinde Kral X. Charles’in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılmış ve ilk olarak 1931 yılında sergilenmiş. Tablodaki elbisesi yırtık ayakları çıplak kadın, özgürlüğü temsil ediyor ve peşindeki devrimci insanlara öncülük ediyor. Bir elinde, Eşitlik, Adalet ve Kardeşliği simgeleyen üç renkli Fransız bayrağı, diğer elinde tüfeği bulunuyor. Resimdeki eli tabancalı çocuk figüründe Victor Hugo’nun Sefiller romanındaki Gavroche karakterinden esinlenildiği düşünülüyor. Resimde bulunan tüm figürler halkın farklı sınıflarındaki insanları içermektedir.

New York’ta bulunan Özgürlük Anıtı, bu tablodaki kadın örnek alınarak yapılmış ve Fransa tarafından Amerika Birleşik Devletlerine hediye edilmiş.

Kanatlı Zafer Heykeli (Nike Heykeli)

Yunan mitolojisi Zafer Tanrıçası Nike’nin M.Ö. 3. yüzyıldan kalma mermer heykelidir. 1884 yılından beri Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Helen döneminin şaheserlerinden biridir. Rodos Adası’nda kazanılan bir deniz zaferini simgeler. Semadirek Adası’ndaki tapınak kompleksinde bulunmuştur.

Cam Piramit (Ming Pei)

Binanın içinden panoramik görünüm. Ming Pei’nin tasarladığı piramit 1989’dan sonra müzenin yeni girişi olmuştur. Paslanmaz çelik çubuklarla yapılmış yapı 21 metre yüksekliğindedir.

Oturan Katip

Tahminen M.Ö. 3800-1710 yılları arasında Mısır’da yapılmış olan bu heykel hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Bilinmeyen figürler arasında en ünlülerden biri sayılıyor.

Milo Venüsü

Antik Yunan heykel sanatının en ünlü örneklerinden olan bu mermer heykel, 1820 yılında Yunanistan’ın Milos Adası’nda bulunmuştur ve XVIII. Louis tarafından Fransa’ya getirilmiştir. Heykel, geç Helenistik Dönem boyunca yapılan heykel çalışmalarını yansıtıyor: Spiral kompozisyon, mekandaki konumlandırma ve kumaşın kalçalar üzerine düşmesi gibi yenilikçi özelliklere sahip.

Dantelci Kız (Jan Vermeer)

1665 yılında yapılmış bir eserdir.

Gabrielle d’Estrees ve Kızkardeşi

Sağdaki sarı saçlı hanım olan Gabrielle d’Estrees, Beaufort Düşesi’dir. Fransa Kralı IV. Henry’nin danışmanı ve metresidir. Diğeri ise kardeşi Villars Düşesi’dir.

Gabrielle ile Henry’nin ilişkisinin 1591 yılında yani Gabrielle henüz 18 yaşındayken başladığı biliniyor. Henry’yi çok etkilediği aşikardır. Mezhep bile değiştirmesine neden olmuştur. Henry o sırada Kraliçe Marguerite ile evliydi. Sevgililerin ise tek isteği birlikteliklerini resmiyete dökebilmekti. Gabrielle’in kraliçeden daha fazla kraliçelik yaptığı söylenir. Henry ile Gabrielle’in ilişkilerinden 3 çocukları olmuş . Gabriel, 4. çocuğuna hamile iken eklampsi krizi sonucu 1599 yılında ölmüş.

Resimde Gabrielle, banyosunda çıplak duruyor. Elinde Henry’nin taç giyme yüzüğünü tutuyor. Kız kardeşi yanında çıplak duruyor ve onun sağ meme ucunu sıkıyor. Bu Gabrielle’in hamile olduğunun işaretiydi. Arka planda görülen kadın hizmetlinin bir şeyler dikiyor olması doğacak çocuk için hazırlıktı. Gene arka plandaki tabloda belden aşağısı görünen çıplak erkek figürü, bebeğin varlığının habercisi idi.

İşte 1594-95 yıllarına tarihlenen resim, bilinmeyen bir sanatçı tarafından resmedildi. Ressamın Fontainebleau Okulu’ndan biri olduğu sanılıyor.

Yirminci ve yirmi birinci yüzyıllarda bu resim kadın eş cinselliğini temsil etmek için kullanılmıştır.

Odalık (Grand Odalisque) (Jean Auguste Dominique Ingres)

Odalık, ilk sergilendiği zaman yoğun eleştiriler aldı. Ancak uzun oranlar ve anatomik gerçeklikten uzaklığı ile ünlü oldu. Bu çalışma Ingres’in neoklasisizmden kopuşunu ve egzotik romantizme yöneldiğini gösterdi.

Yıkanan Kadın (The Bather) (Jean Auguste Dominique Ingres)

Jean Auguste Dominique Ingres’in 1808’de Roma’daki Fransız Akademisi’nde çalışırken Paris’e gönderdiği eserlerden biriydi. Bu erken eser, uyumlu hatlar ve hassas ışığın kullanıldığı bir başyapıt sayılıyor. Ingles bu temaya çok bağlı kaldı ve sonraki çalışmalarında, özellikle de Türk Hamamı adlı eserinde yeniden kullandı.

Türk Hamamı (Turkish Bath) (Jean Auguste Dominique Ingres)

Ingres, be eserinde 18. yüzyılın başında İstanbul’da bir kadın hamamına yaptığı ziyareti anlatan Lady Montague’nin (1690-1760) mektuplarından ilham aldı.

İnsan Başlı Kanatlı Boğa (Irak, Asur, MÖ 720-705 )

İnsan başlı kanatlı boğalar, koruyucu Tanrı Lamassu’yu temsil ediyor. Kentin ve sarayın kapılarına koruyucu olarak yerleştiriliyordu. Düşmana karşı koruma sağlıyordu.

Versay Dianası

Versay Diana’sı, bir geyikle birlikte Yunan Tanrıça Artemis’in (Latince Diana) mermer heykeli. M.Ö. 325 yılı, Leochares’e atfedilen kayıp Antik Yunan bronz orijinalinin Roma kopyasıdır. (MS 1. veya 2. yüzyıl).

Four Season (Dört Mevsim, Sonbahar) ( Giuseppe Arcimboldo)

Louvre’da birçok kafe var. Biz de bir şeyler atıştırmak için fotoğrafta görülen Cafe Richelieu‘ya uğruyoruz.

Richelieu kanadının dış cephesinden bir görüntü.

Evet maroton bitti. Eh biz de bittik. ilk hedefimiz Tuileries Bahçesi.

Tuileries Bahçesi
Louvre Müzesi ve Condorde Meydanı arasında yer alan halka açık bahçelerdir.
Catherine de Medici tarafından 1564’te Tuileries Sarayı’nın bahçesi olarak yaptırılan bahçe 1667’de halka açıldı. Devrimden sonra da halka açık bir park haline geldi.
Burada sandalyelere oturup 1 saat kadar uyuyoruz 🙂
St. Jacques Kulesi
52 metrelik Gotik kule, Fransız Devrimi sırasında 1797’de yıkılan 16. yüzyıl Saint Jacques Kilise’sinin kulesidir.
Georges Pompideu Merkezi 
Fransa’nın en etkileyici ve benzersiz mimari yapılarından biridir. 1969-1974 yılları arasında Fransa Cumhurbaşkanı Georges Pompidou’nun isteği üzerine yapıldı. Bina dev bir kütüphane, avangart elektro-akustik müzik araştırmaları merkezi IRCAM ve Avrupa’nın en büyük modern sanat müzesine ev sahipliği yapıyor. Binanın tasarımını belirlemek için yarışma düzenlendi. Yarışmaya 49 ülkeden 681 tasarımcı katıldı ve bu katılımcılar arasından İtalyan mimarlar Renzo Piano ile Gianfranco Franchini ve İngiliz mimar Richard Rogers tarafından oluşan ekibin tasarımı seçildi. Bina, mavi, sarı, yeşil ve kırmızı renkler kullanılarak tasarlandı.
Yürüyen merdivenler ve asansörler için kırmızı renk, su dolaşımı için yeşil renk, elektrik dolaşımı için sarı renk ve hava dolaşımı için ise mavi rengin kullanıldığı yapı 10 kattan oluşuyor. Binanın tesisatları dışarıda yer alıyor. Yapının en dikkat çeken yerlerinden biri şeffaf pleksiglas bir tüp içinde binayı dışarıdan bir yılan gibi tırmanan yürüyen merdivenlerdir.

Charles Garnier’in III. Napolyon için tasarladığı gösterişli Opera Binası. Dışından fotoğraflayıp geçiyoruz.

La Fayette Mağazası

Şanzelize üzerinde bulunuyor. Son derece lüks bir alış veriş merkezi. Çok da güzel. Teras manzarası ise harika.

Madaleine Kilisesi

1764 yılında Yunan Tapınağı biçiminde inşa edilen kilise, 29 metre uzunluğunda 52 adet korint tarzı sütunla çevrelenmiştir. Diğer kiliselerden farklı olarak haç biçimli değildir ve çan kulesi yoktur. 1845’de Mecdelli Meryem (Magdalene)’e adanmıştır.

Alınlıkta Kıyamet Günü tasvir edilmiştir.

Bronz kapılarda On Emir’i anlatan kabartmalar vardır.

Gotik tarzda işlenmiş iç mekanda gösterişli mermer süslemeler ve altın varaklar kullanılmıştır. Sunakta Magdalene Heykeli bulunur.

İsa’nın Vaftizi Heykeli, François Rude tarafından yapılmıştır.

Concorde Meydanı’ndan Royale caddesi boyunca bakıldığında yolun karşısına konumlanmış Madaleine Kilisesi’nin gece görünümü.

Concorde Meydanı

Bir tarafında Tuileries Bahçeleri diğer yanında Şanzelize’nin başlangıç kısmı bulunur. 1755-1775 yıllarında Mimar Gabriel tarafından XV. Louis Heykeli’ne mekan olarak tasarlanmıştı. Ancak 1792’de Devrim Meydanı’na dönüştü ve anıtın yerini giyotin aldı. XVI. Louis ve Marie Antoinette’in de aralarında bulunduğu bini aşkın kişi burada öldürüldü. 1795’de uzlaşma ile bugünkü adını (Uzlaşma) almıştır. Merkezdeki Dikilitaş Mısır’ın hediyesi olarak 3300 yıllık Luksor Tapınağı’ndan getirilmiş ve 1833 yılında buraya dikilmiştir. Meydana daha sonra 2 çeşme ve Fransız şehirlerini temsil eden 8 heykel eklenmiştir. Meydanın kuzey tarafına yine Gabriel tarafından iki otel (Hotel de la Marine ve Hotel CrillonMalikaneleri) yapılmıştır.

Dikilitaş’ın arkasından Sen Nehri’nin karşı yakasında yer alan Bourbon Sarayı (Ulusal Meclis Binası) görülüyor.

Gece görünümü.

Cumhuriyet Meydanı (Place de la Republic)

Vosges Meydanı

Place des Vosges, Paris’in en eski ve güzel meydanlarından biridir. Meydan, tarihi semtlerinden biri olan Marais’te bulunuyor. Etrafı kırmızı tuğlalı cephelere sahip güzel binalarla çevrili. 17. ve 18. yüzyılların birçok konağı uluslararası üne sahip müzelere dönüştürülmüştür: Picasso Müzesi, Victor Hugo Müze Evi, Carnavalet Müzesi gibi.

Akşam yemeği için Pompidou’ya yakın Bistro Beaubourg‘a gidiyoruz.

5. Gün 28 Ağustos 2015 Cuma

Selman’ın isteği doğrultusunda yolumuz açık hava müzesi gibi düşünülen bir mezarlığı düşüyor.

Pere Lachaise Mezarlığı

Paris’in en çok ziyaret edilen mezarlığı. Mezarlığa girdiğimizde Fransa’nın mezarlık kültürünü de görmüş oluyoruz. Burası birçok ünlü insanın son dinlenme yeri. Yaklaşık  40 şarkıcı, 40 besteci ve 75 ressamın mezarı varmış.

Honore de Balzac , Colette, Eugene Delacroix , Raymond Radiguet, Maria Callas, Auguste Comte, Oscar Wilde, Sarah Bernhardt ve Edith Piaf  mezarlığın ünlü isimlerinden bazıları.

Frederic Chopin’in mezarı da buradadır. Kalbi ise vasiyeti üzerine annesinin memleketi, çok sevdiği Polonya’da gömülmüştür.

Birçok güzel heykel de mezarlığı süslemektedir.

Evet gezimizi burada noktalıyoruz.

Yeni şeyler öğreneceğimiz, tarih bilgilerimizi tazeleyeceğimiz, yeni kültürlerle tanışacağımız nice güzel gezilere…

 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

online ingilizce kursu online almanca kursu evde Almanca öğrenmek ingilizce türkçe çeviri ingilizce eğitim seti sıfırdan ingilizce öğrenme sıfırdan almanca öğrenme