İran

İRAN GEZİSİ

26 Nisan 2019 – 5 Mayıs 2019 

Resmi dili: Farsça. Halkın yarısı Türkçe (Azeri Türk lehçesi) konuşabiliyor.

Para birimi: Riyal.

Paraları bol sıfırlı. Halk, Riyal yerine bir sıfır atıp Tümen’i kullanıyor. Para birimine uyum sağlamak biraz zamanımızı aldı doğrusu.

İran bayrağı: Beyaz barışı, yeşil dini, kırmızı şehitleri, beyaz rengin üzerindeki işaret Allah’ı simgeliyor. Kırmızı ve yeşil renk üzerinde Allahu ekber yazıyor.

İran Kısa Tarihi:

Elamlılar

İran tarihi M.Ö. 3000’lerde Elamlılar ile başlar. Çivi yazısına sahip bu halk ile İranlılar’ın yazı çağı (edebiyat çağı) başlamış olur.

Aryanlar (M.Ö. 3200-625)

Sibirya steplerinde bulunan Aryanlar soğuktan kaçıp göç etmek zorunda kaldılar. Bir grup batıya yani Avrupa’ya göç edip Yunan ve Roma uygarlığının temelini oluşturdu. İkinci grup ise güneye inip İran ve Hindistan’a kadar ilerlediler.  Günümüzde Hint-Avrupa dil ailesini ve bu dile bağlı kültürün temelini bu topluluk oluşturmuştur. Topluluk kendisine soylu anlamına gelen “Aryai” ismini vermişti.

Hatta Hitler’in, Ari ırk için kendi kökenlerini bu ırka dayandırdığı söyleniyor.

İran ülkesinin ismi İran=Arian kelimesinden geliyor.

M.Ö. 625 yılından itibaren Medler ve Persler döneminde tarihin en büyük imparatorluklarından birini başlatırlar.

Medler ve Persler şu anki İranlılar’ın ataları olan milletlerdir.

Medler

Etnik olarak Arian ırkına mensuptur. Eski Farsçanın bir türünü konuşurlar.

Persler 

Kabaca sınıflandırırsak:

1- Antik Dönem Pers İmparatorluğu: M.Ö. 625’de Ahameniş Hanedanı ile başlar. M.S. 652 yılında Sasani Hanedanlığı’nın yıkılması ile biter.

2- Modern Dönem Pers İmparatorluğu: 1501’de Şah İsmail’in Tebriz’i alıp Safevi Devleti’ni kurması ile başlar. 1925’de Rıza Şah’ın tahta çıkması ile son bulur.

İran tarihinde dönem dönem Türkler etkin güç olmuşlardır.

Persler; Ahameniş Hanedanlığı  (M.Ö. 558 – M.Ö. 333)

Göçebe kavimden oluşan Persler (Parslar) bölgeye gelmiş ve Medler’le sürekli olarak savaşmışlardır. Nihayetinde Pers Kralı Kiros, Medler’i yenmiştir. Büyük Kiros’un kurduğu Ahameniş (Agemenyan) İmparatorluğu yaklaşık iki yüzyıl bölgede hüküm sürmüştür.

Kiros, devlet merkezi olarak gezegendeki en eski şehirlerden Suşa’yı tercih etmiş, ama kendisi Pasargad’da yaşamıştır.

II. Kiros ve I. Darius zamanında Pers İmparatorluğu’nun sınırları Hindistan’dan Atina’ya kadar ulaşır. Bu dönemde Sardes ve Suşa arasında inşa edilen 2 bin kilometre uzunluğundaki “Kral Yolu”, dünyanın ilk otoyolu olarak kabul edilir. 

M.Ö. 333 yılında Büyük İskender, III. Darius’u yendi. İran’ı işgal etti ve en güzel şehri Persepolis’i yakıp yıktı. Bunun nedeninin, İskender’in burada gördüğü medeniyeti kıskandığı için olduğuna inanılır.

Ardından Partlar (Aşkaniler) bölgede hüküm sürdü. Bu dönemde Yunan etkisi görülür. Partlar bastırdıkları paralarla kendilerini Yunan soyundan gösteriyordu. Yunancayı biliyorlardı.

Persler; Sasani Krallığı

M.S. 224-652 yıllarında Sasani Krallığı dönemine damgasını vurdu. Dördüncü büyük İran Hanedanı ve ikinci Pers İmparatorluğu’dur.

Zerdüştlük devlet dini haline geldi. Kast sistemi ile yönetildi. Su yolları (qanat), yollar, köprüler geliştirildi. Yeni güzel saraylar yapıldı. I. Şapur döneminde savaş esirleri arasında felsefe, tıp ve astronomi ile ilgilenenler Gundişapur’a yerleştirildi. Bilim ve felsefe merkezi oluşturuldu. Buradaki akımların Floransa ve Hindistan’ı etkilediği kabul edilir.

Araplar

652 Arap işgali ile birlikte gelen İslamiyet’in kabulü, İran kültür ve geleneklerinde önemli değişikliklere neden oldu. Zerdüştler zorla Müslümanlaştırıldı. Arap alfabesinin kabulü ile Fars dili bu alfabe ile yazılmaya başlandı. Yine de İran’da yaşayan halk Emevi ve Abbasi halifelerine hemen teslim olmayıp birçok yerde direnmişlerdir. Araplar “imamlık” geleneğini ön plana çıkararak İslamı yaygınlaştırmaya çalıştılar.

Selçuklular

Abbasiler İran’ı 600 yıl kadar yönettikten sonra yerlerini Selçuklular aldı. İsfahan’ı başkent yaptılar. Ünlü şair ve matematikçi Ömer Hayyam bu devirde yetişti.

Moğollar

1220’de Cengiz Han yönetimindeki Moğol ordusu Selçuklu Devleti’ni yıktı. Bu dönemde Tebriz başkent oldu.

İlhanlılar

Cengiz’in torunu Hülagü, Hristiyanlık ve Budizm arasında bocalarken sosyal baskılar ile Müslümanlığı seçti. Kendisine İl Han ismini verdi. Kurduğu devlet de bu isimle anıldı.

Timurlular

1402’de Moğol-Türk hükümdarı Timur kısa bir süre bölgede hakimiyet sağladı. Başkenti Tebriz’den Kazvin’e aldı. Kendine karşı gelenleri acımasızca katletti.

Karakoyunlu ve Akkoyunlu

Bu iki Türkmen kabile bu bölgede kısa süreli hakimiyet sürmüşlerdir.

Safeviler (1501-1736)

Şii hanedanı olan Safeviler’in, yönetimi ele geçirmeleri ile İran’da yeniden doğuş dönemi başladı. Anadolu’daki Şii/Alevi inancına sahip kitleler büyük ilgi gösterdi. Zamanla ilgi tehlikeli boyutlara ulaşınca ve Safeviler güçlenince Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in üzerine yürümüştür. Çaldıran Ovası’ndaki savaşı Osmanlı orduları kazandı. (1514).

Şah İsmail tarafından kurulan Safevi Devleti’nin en dikkate değer hükümdarı Şah Abbas’tır. Modern bir ordu kurmuş, ülkeyi Moğol ve Osmanlı istilasından kurtarmıştır. Ülkede birlik ve barışı hakim kılmış, başarılı reformlar ile parlak bir devir oluşturmuştur. Bu dönemde ziraat ve tarımda ilerleme sağlanmıştır. Başkent önce Kazvin’e daha sonra İsfahan’a taşınmıştır. İsfahan’da muhteşem mimari eserler yapılmıştır.

Nadir Şah (Afşar) Dönemi

1736’da Afgan-Azeri kralı Nadir Şah, İran’ı işgal etmiş, ülkedeki Türk ve Rus unsurları uzaklaştırmış, kısa bir barış dönemi sağlamıştır.

Zendler

Zend’li Kerim Han’ın kurduğu hanedan ülkeyi yönetmiş, Şiraz’ı başkent yapmıştır.

Kaçarlar (Kajarlar) Dönemi

1796’da Afşar Türklerinden Kaçar kabilesi güçlenmiş ve başkanları Ağa Muhammed Han ülkeyi ele geçirmiştir. Bu dönemde İran batı kültürü ile tanışmıştır. Bu dönem ulemanın da güçlendiği bir dönemdir. Muhammed Şah’ın tahta geçme töreninde ayağa kalkmamışlardır.

Bu hanedanlar arası geçişler siyasi otoriteyi zaafa uğratınca ulema kuvvetlenmeye devam etmiştir.

1906’da ilk meşrutiyet ulema, tüccarlar ve bazı aydınların baskısı ile ilan edildi. Ulema’nın desteği “meşru” saymadığı Şah’ın idaresini sınırlamak içindi.

1908 yılında petrolün bulunması ile yeni bir dönem başlar.

Pehleviler

1921’de bir darbe ile son Kaçar Kralı Ahmet Şah’ı deviren Kazak birliği komutanı Rıza Han, yönetimi ele geçirerek Pehlevi Hanedanlığı’nı kurdu. İran’ı modernleştirme çalışmalarında Atatürk’ü kendisine örnek aldı. Onun gibi işe sosyal devrimlerle başladı. Dini baskıyı kırmak için kadınların kara çarşaf giymelerini ve Muharrem ayındaki aşure günü kutlamalarını yasakladı. Bürokrasiyi laikleştirmeye çalıştı. Dilde sadeleşmeye önem verdi. Kendisi Azeri olduğu için Türkiye’yi ziyaretinde Atatürk ile Türkçe konuşmuştu.

Ancak 1941’de yabancı devletlerce istifaya zorlanmış, yerine 22 yaşındaki oğlu Muhammed Rıza Şah getirilmiştir.

İngiliz-İran petrol şirketinin İran petrollerinden çok para kazanması üzerine 70 yaşındaki milliyetçi başbakan Musaddık, her türlü dış baskıya rağmen İran petrollerini millileştirmiştir.  

İngilizler’in etkisindeki Şah “modernleşme” ve “batılılaşma” hevesi ile bazı çalışmalar yapmıştır ancak bunu yaparken İran halkına baskı ve sansür uygulamıştır. Devleti güçlendirecek, ülkenin kalkınmasını sağlayacak kültürel gelişimi hızlandıracak bu uygulamalar sorgulanamaz durumdadır. Dolayısıyla halkın rızasıyla değil de halka rağmen gerçekleştirildikleri söylenebilir. Bu yüzyıl içerisinde birçok sanatçının metni sansür nedeniyle yayımlanmaz, ifade özgürlüğünün kısıtlanması sonucunda birçok yazar susturulur. Yapılan toprak reformu toprak ağalarının işine yarar. Halk köyden şehre göç etmek zorunda kalır.

Humeyni Dönemi

Sürgünden gelen Humeyni ile İslam Devrimi gerçekleştirilir.  1979; hem İran kültürü hem de İran Tarihi için büyük ve geri dönülmez değişimlerin başlangıcı olur. 1979 devrimi, halka rağmen değil, bizzat halkın desteği ve mücadelesi sonucunda başarılı olmuştur. 1979 Devrimi’yle Şah’ın devrilmesi ve yerine Humeyni’nin geçmesi, ilk dönemlerde Şah’ın eziyetinden bırak halka rahat bir nefes aldırsa da, kısa zaman içerisinde bu devrimin de beklenileni vermeyeceği anlaşılacaktır. Humeyni, 1 Şubat 1979’da İran’a döndüğünde ılımlı ve toplumun bütün kesimlerini dikkate alacağının işaretini veren konuşmalar yapar. Ancak kısa zaman içerisinde, kendisine biat eden radikal grupların isteklerine boyun eğecek; İran coğrafyasında sansür, işkence, sürgün ve infazlar yeniden sahneye çıkacaktır.

Türkiye-İran geçmişine hızlı bir bakış

Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Osmanlı İmparatorluğu ve onun da öncesinde Selçuklular vardı. Selçuklu toprakları bugünkü Anadolu, İran ve Orta Doğu’nun önemli kısmını kapsıyordu. Yani Selçuklu zamanında İran ve Türkiye toprakları aynı yönetim altındaydı. Hanedan Türk, ancak bürokrasi ekseriyetle Fars kökenlilerdeydi. Selçuklu sonrasında Osmanlılar’ın ön plana çıkması ve Osmanlı’nın batıda gelişerek, kendini Bizans’ın varisi olarak konumlandırması, Türkiye-İran arasındaki rekabetin de tohumlarını atmıştır.

Yetiştirdiği kişiler

Farabi, İbn-i Sina, Ömer Hayyam, Harezmi, Razi, Hace Nasiruddin Tusi ve Ebu Reyhan Biruni gibi büyük şahsiyetlerin hepsi İranlı filozof ve alimlerdir.

İran halkı şiiri seven ve şairlere sempati duyan bir yapıya sahiptir. Her zaman şairler ve ozanlar yurdu olmuştur. Seslerini sadece bulundukları bölgede değil bütün dünyada duyuran Hafız, Mevlana, Sadi, Firdevsi, Nizami ve Hayyam gibi ünlü şahsiyetler bahsettiğimiz bu şair ve ozanlar kervanının en önde gelen simalarıdır. Firdevsi’nin Şehname’si bu dilin edebiyatının en güzel örneklerindendir.

İlber Ortaylı’dan:

“İran bir imparatorluk; onu meydana getiren unsurların her biri kendi dilini ve kültürünü itişip kakışarak değil, keyifle ve uyumla taşıyor. Azerbaycanlı şairler Türk şiirini, geleneksel aruzu en iyi ölçüde temsil ediyor; Beluclar öyle ve Kürtlerin de aydınları en azından Kürtçe’lerini yetkiyle kullanıyor.
Ama bu uyumun ana sütunu Fars kültürü ve Farsça. Herkesin gayreti o dili öğrenmek, onun şiirine hayran olmak, yüzlerce beyiti ezberinde tutmak.
İran’ın münevveri iki dilli; mesela Azerbaycan’da hizmet görmüşse Türkçeyi mükemmel öğreniyor. Fars asıllı eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad bunun örneği.

Zamanımız Türk şairlerinin önde gelenlerinden Şehriyar Azerbaycanlı, aynı zamanda İranlı Türk aydınının tipik örneğiydi. İran’ın Türk aydınları “İran’ı biz kurduk, İran bizim yurdumuz” der. Gerçekten de eski Sasani metinlerindeki “İranşehr” deyimini bu memleketin ve kitlenin adı haline getirenler, Selçuklu Türk hanedanlarıdır. Tabii ardından da Cengiz Han’ın soyu olan İlhanlılar aynı geleneği sürdürdüler. 
İran’ın etnik unsurları birbirini ortadan kaldırmakla uğraşmaz ama rekabetle birbirlerinin minderine el atar.”

…………..

Evet böyle bir medeniyeti görme arzusu ile bu gezi hayat buldu.

Bu kadar büyük bir medeniyet olmasına rağmen İran, bizler tarafından çok da tanınmaz ve biraz da dudak bükülür. Bunun nedeni yıllardır iki ülke arasında yaşanan rekabete bağlı. Bir siyaset politikası. Oysa o kadar çok benzerliğimiz, ortak değerlerimiz ve çıkarlarımız var ki bu ülkeyle.

İran hakkında birçok soru vardı tabii kafamızda.

Bunların birçoğuna, orada bize İran hakkında bilgi veren, her türlü sorumuzu cevaplayan rehberimiz Rana Sohrabi hanım sayesinde cevap bulduk. 

Bu arada şunu belirtmek isterim ki Rana hanım şimdiye kadar katıldığım turlarda, gördüğüm, tanıdığım en yetkin rehber oldu. Bilgisi, gruba hakim olması, sorunlara pratik çözümler bulması, sabrı, sonsuz özverisi ve eşsiz zerafeti ile. Kendisine eşlik eden kardeşi Siyamek de aynı şekilde güzel bir gezi geçirmemizde katkı sağladı. Bu nedenle Ritur’a ayrıca teşekkür etmek isterim.

İran hakkında çarpıcı bazı bilgiler:

Pers İmparatorluğu; Guinness rekorlar kitabına da girmiş en geniş imparatorluk.

Türkiye’nin dış borcu İran’ınkinin 50 katı

Amerika’nın acımasız bir ambargosu var. Bu nedenle benzini dışarıya satamıyorlar ve iç pazarda litresi 40 kuruşa satılıyor.

Bu şartlar altında tabii ki fakirlik var. Ama buna rağmen halk, kimseye boyun eğmemenin gururu içinde.

Ve bu şartlar onları kendi sanayilerini kurmaya itmiş. Kendi yağları ile kavruluyorlar. Tarımda üretkenler. Genleri ile oynanan tohumlarla üretim yapmadıklarından ürünleri doğal.

Trump iktidara geldiğinden beri ona inat Amerikalı turist sayısında % 26 artış olduğu söyleniyor 🙂

İran Devrimi’nin ilk 10 yılında uygulanan baskı rejimi şimdilerde hafiflemiş durumda.

Başörtüsü, hem yaşayan halk hem turist için mecburi. Ancak bu kural da oldukça gevşetilmiş durumda. Halkın çoğu saçları gözükecek şekilde ve mecburiyetten bağlıyor. Saçları gözükmeden bağlayan veya çarşaflı hanımların sayısı Türkiye’den daha az görünüyordu. Peçe hiç görmedik. Erkeklerde de cüppe ve sarık hiç görmedik.

Çarşı, pazar, sokakta kadınlar çok rahat tavırları ile dikkatimizi çekti. Park ve çim alanlarda örtülerini yayıp ailece piknik yapıyorlar. Kadınlar buralarda rahatça yatabiliyor. Yüksek sesle konuşup kahkahalar atıyorlar. Süslenmeyi, makyaj yapmayı seviyorlar. Zaten bilirsiniz İran kadınları, kaşı gözü güzel kadınlardır. Özellikle Şiraz’da dikkatimi çeken şey birçok kadının sokakta tavla oynaması oldu. Sevdikleri bir oyun herhalde. Nargile içen kadın da çoktu.

Kadınlar bizdeki gibi çalışan eşlerini bırakıp kadın kadına turlara çıkıp seyahat ediyorlarmış. (İran’a gitmeden önce bunların olabileceğini tahmin edemezdim.) Tabii ki hiçbir şey zorlama ile olamıyor. Artık hükümetleri de bunun farkına varmış.

İran’da kadınlar her mesleği yapabiliyorlar. Eğitimleri için önlerinde bir engel yok.

İdam cezası var. Kimlere: 

Cinayet işleyenlere

Belli bir miktarın üstünde uyuşturucu bulunduranlara (yani satıp başkalarını da zehirlediği düşünülenlere)

Tecavüz işleyenlere

Aslında Recm için suç tespit kurallarını Hz. Ali belirlemiş zamanında. Ancak pratikte bunu ispat etmek mümkün değil. Muhtemelen amaç da bu. Dolayısı ile bu durumda recm olmamalı. Ama her zaman kuralları çarpıtan “alimler” olabiliyor.

Kadın Hakları:

Evlenmeden önce noterde kadın ve erkek arasında 12-13 sayfalık bir sözleşme imzalanıyor.

Mesela evlilik sonrası erkek akıl hastalığına tutulursa kadının boşanma hakkı var. Ama tersi olduğunda erkeğin öyle bir hakkı yok.

İstenirse karşılıklı anlaşma ile (kadın hakları ön plana alınarak) ilave sözleşme şartları konulabiliyor.

Erkek isterse kadının çalışmasını istemeyebilir.

Kız, evlenirken 32 yaşına kadar baba iznini almak zorunda. İstisnai durumlar: Yüksek lisans eğitimi varsa, 5 yıl çalışma hayatı olmuşsa baba iznine gerek yok

Mecliste 17 kadın milletvekilleri varmış. Kadın hakları ile ilgili çalışıyorlarmış.

İran halkı Türkler’i seviyor. Halklar arasında problem yok çok şükür.

 

 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir