Barselona

 5. gün: 6 Nisan 2017 Perşembe (devam)

Saat 17:40 gibi Barselona’ya geliyoruz. Otelimiz gara yakın. Ayre Otel Gran Via. İspanyol meydanında. Otele yerleştikten sonra yürüyerek şehir merkezine gidiyoruz.

Barselona, İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri olan Katalanya’nın başkenti. 1992 Olimpiyatları dolayısıyla yapılan şehir düzenlemesinin ardından, dünyanın en güzel şehirleri arasına girmiş. Tabi hayatını, Barselona’ya birbirinden muhteşem eserler katmaya adamış Antoni Gaudi’nin katkılarını da unutmamak gerek. Gaudi Barselona ile özdeşleşmiş bir isim. Barselona 1854’ten sonraki büyüme (Eixample) çerçevesinde, geniş bulvarlara, büyük meydanlara ve modern binalara kavuşmuş. Devrin zengin elitlerinin yeni olana verdikleri destekle,  hem kendi evleri hem de kamu binaları Art Nouveau’nun Katalan versiyonu olan ‘Modernisme’nin etkisinde kalmış.

Meşhur La Rambla meydanında dolaşıyoruz biraz. Bu arada reklamını görüp bir kere daha Flamenko gösterisi izlemek istiyoruz ve sonraki akşam için bilet alıyoruz.

6. gün: 7 Nisan 2017 Cuma

İspanyol Meydanı

Meydan 1929 yılında inşa edilmiş.

Önde çeşmeli heykel arkada Arena.

Arena

Önceleri arena iken daha sonra alış veriş merkezi olarak değiştirilmiş. Önünde bulunan asansörle binaya girmeden doğrudan terasa çıkılıp şehrin manzarası seyredilebiliyor.

Venedik Kuleleri

Arenanın karşı tarafında Venedik’teki San Marko meydanında bulunan kulelerden esinlenerek yapılmış 47 metre uzunluğunda kuleler. Yanında da kongre merkezi yer alıyor.

Montjuis Tepesi

Yıllarca askeri alan olarak kullanılmış. Bu yüzden fazla yapılaşma olmamış. Venedik kulelerinin ortasından geçen caddenin tepeye doğru ucunda Katalanya Ulusal Sanat Müzesi var.

Önünde de Sihirli Çeşme (Fontana Magica) bulunuyor. Burada belirli zamanlarda ışık gösterisi yapılıyor. Bizim de izleme şansımız oldu. Fotoğraflar daha sonra:)

Ulusal Müze arkada.

Antoni Gaudi. Barselona’nın simge mimarı. Turistlerin gezdiği başlıca eserler Gaudi’ye ait.

Saffet Emre Tonguç (Avrupa’da Görülecek 101 Yer kitabından):

Öncelikle bu şehrin başına gelmiş en güzel şeyle tanışalım: Mimar Antoni Gaudi!

1852-1926 yılları arasında yaşayan Gaudi, babasının desteğiyle Barselona Mimarlık Okulu’nda okumuş ve romantik Ortaçağ yapılarına kendi Katalan kültüründen eklemeler katarak eserler vermiş. Doğaya olan düşkünlüğünün bir yansıması olarak renk harmonisini çok önemsemiş. “Doğa hiçbir şeyi tek renk ve desen olarak yaratmadığından, mimari de tekdüzelikten uzak olmalı ve doğadan esinlenmelidir” diyerek eserlerindeki felsefeyi özetlemiş. 1878’te tanıştığı çimento fabrikaları sahibi Kont Güell asıl müşterisi ve maddi destekçisi olmuş. Güell ailesi için tasarladığı evler, parklar bugün Barselona’nın cazibe noktaları.

Art Nouveau öncülerinden olan Gaudi’nin eserlerinde insanoğlunun leğen kemiği, arı peteği, ağaç dalı ve gövdesi onun ilham kaynağı olmuş. Köşe ve kenarları olmayan kıvrımlı ve dalgalı görünümlere sahip bu farklı binalarda statiği sağlayabilmiş olmasının yanı sıra sanatsal bakış açısı onu bir dahi kılıyor ve Barselona’ya giden herkesi Gaudi hayranı yapıyor.

Park Güell

Geniş bir malikanede yaşamaya özenen Kont Güell için tasarlamış. Unesco’nun Dünya Kültürel Mirası içinde bulunuyor. Planlanan 60 evden sadece iki tanesi yapılabilmiş.

Bunlardan biri şu anda müze olarak kullanılan, Gaudi’nin 1906-1926 yıllarında yaşadığı ev.

Parkın ortasındaki alanı çevreleyen renkli mozaik bank dünyanın en uzun oturma grubu olarak geçiyor.

Mozaik bankın altında 100 sütun salonu

Daha sonra proje bırakılmış. Günümüzde girişi ücretsiz bir park. Buraya geldiğimizde hiç tahmin etmediğimiz bir şey oldu ve müze biletinin bittiğini öğrendik. Gerçi önemli olan mimari yapılar parktan zaten görülüyordu. Ama çok şaşırdık.  

Sagrada Familia Kilisesi (La Sagrada Familia) (Kutsal Aile)

Barselona’nın simgesi konumundaki Gaudi’nin eseri. Neogotik tarzda yapımına başlanan katedral 1 sene sonra 1883’te Gaudi’ye devredilmiş. Gaudi’nin sağlığında planladığı 18 kuleden biri, 3 cepheden de biri tamamlanabilmiş. Kilise hala tamamlanmış değil. Bu nedenle bitmeyen kilise deniyor. Bunun arkasındaki neden Gaudi’nin planlarının tam anlaşılamaması veya turist ilgisini muhafaza etmek olabilir.

Sagrada Familya; İsa inancının taşlardaki sembolik ifadesidir. Bu tapınakta Nasıralı İsa ailesini yüceltiş vardır.

UNESCO Dünya Miras Listesindeki bu kilisede Gaudi yükseklikleri 125 ile 170 metre arasında değişen dört kuleyi tasarlarken şehrin 172 metrelik en yüksek noktasını geçmemeye çalışmış.

Kulelerin hepsi bittiğinde 12 tanesi havarilere, 4 tanesi İncil yazarlarına, biri Meryem Ana’ya ve biri de Hz. İsa’ya adanacak.

Gaudi kulelerin tepesindeki süslemelerin cennet ile yeryüzü arasında bir bağlantı sağlarmış gibi göründüğünü de belirtmiş.

Gaudi koyu bir Katolik olarak  Sagrada Familia’da Hıristiyan gizemciliğine dair pek çok sembol kullanmış.

Ana giriş kapısındaki kabartmalar, üçgen içindeki göz figürü, Judas’ın ihanetini betimleyen heykelin solunda bulunan ve toplamları 33 çıkan sayılar ve hatta ana büyük girişin üzerindeki İsa rölyefinin siz ne yöne giderseniz gidin size baktığı rivayeti… İşte bu ve benzeri işaretler ezoterizm meraklılarının ilgisini çekiyor.

Gaudi, kilisenin yapımı devam ederken tramvay çarpıp ölüyor.

Giriş için biletimizi online aldık. Farkında olmadan kule çıkışı da almışız. (29 euro). Yükseklik korkusu olan eşim biraz üzüldü ama gene de kuleye çıkmadan edemedi.

Kilisenin apsis kısmının haricinde üç cephesi var.

Doğuş Cephesi (Nativity Façade)

İsa’nın doğumu ile yaşam coşkusu ve neşesini anlatır. Bu yüzde inanç, umut, sadaka kapısı ve çan kulesi var.

İnanç kapısı; çalışan İsa, kutsal ziyaret, tapınağı bulma sahneleri

Sadaka kapısı; İsa sütunu

İsa’nın doğumunu tasvir eden sahneler

Üç bilge hediye sunuyor. Altın (sadakayı simgeliyor), tütsü ve bitki.

Tutku Cephesi (Passion Façade)

En yeni cephe. Yapımına 1954’te başlanmış. 2005’te tamamlanmış.

İsa’nın tutku, ölüm ve dirilişine adanmış.

İhtişam Cephesi (Glory Façade)

En büyük ve etkili cephe olan Glory cephesinin inşaatı 2002’de başlamış. İsa’nın kutsal görkemini tasvir eden öğelerle dolu bir cephe.

İçeriye girme zamanı geldi. Her şeyden önce, dış cephede görüldüğü gibi sıra dışı bir mimari mevcut. Çok geniş bir mekan. Gaudi katedrali on bin ziyaretçiyi ağırlayacak şekilde düzenlemiş.

Gaudi’nin doğadan aldığı ilham özellikle iç mekanda belli ediyor kendini. İçerideki kolonlar dallanıp budaklanan ağaçlar şeklinde tasarlamış. İnsana ormandaymış izlenimini veriyor.

Kullanılan renkli vitraylarla kilise içinde ışık oyunları oluşturulmuş.

Kuleye asansörle çıkılıyor. İniş ise merdivenle.

Kulelerden şehir manzarası. Doğadan esinlenerek kule tepelerine konmuş meyve figürleri.

10 Haziran 1926’da hayata veda eden usta mimarın naaşı katedralin 1986’da inşasına yeniden başlanan kripta (mahzen mezar) kısmında yer alıyor.

Şimdi de Gaudi’nin zenginler için yaptığı birçok evin bulunduğu Eixample mahallesine doğru yol alıyoruz.

Casa Milla (Casa Pedrara)

Pedrara taş ocağı demek. Çatısındaki bacaları ünlü. Gaudi’nin evi yaparken peri bacalarından ilham aldığı söyleniyor.

Bacaları şövalye şeklinde

Casa Batllo

Dıştan fotoğrafladık.

Katalonya Meydanı

Güzel çeşme ve heykellerin yer aldığı şehrin en büyük meydanıdır. Birçok caddenin başlangıç noktasıdır. Gracia ve La Rambla da bu meydana açılıyor. Turistlerin yoğun olduğu, insanların buluşma noktası olan bir meydan.

Enigma Tanrıçası heykeli.

Las Ramblas
Katalonya Meydanı’ndan geçip şehrin en ünlü ve kalabalık caddesi Las Rambla’ya geliyoruz. 1,2 kilometre uzunluğunda bir cadde. Ünlü mağazalar, cafeler, tiyatrolar var. Şehrin kalbi burada atıyor. Geniş caddenin ortasında yürüme yolu var. Burada da cafeler masalarını atmış, seyyar satıcılar tezgahlarını açmış turist avındalar.

 

Katalan Müzik Sarayı (Palau de la Musica Catalana)

Akşam Flamenko için bilet aldığımız gösteri bu binada yapılacaktı. Şans yine bizden yana. Modernist Katalan mimar Lluis Domenech Montaner tarafından 1905-1908 yılları arasında yapılan bina dünyanın en güzel salonları arasında yer alıyormuş ve gündüz ziyaret ücretli imiş. Zaten içeri girer girmez çok etkilendik ve bol bol fotoğraf çektik.

Her taraf şıkır şıkır. Birçok güzel heykel var.

Sahne süslemeleri

1997’de tuğla işçiliği, heykelleri ve gösterişli vitrayları ile Unesco Dünya Mirası Listesine de girmiş.

Ters kubbe şeklindeki tavan vitrayı

Böyle güzel mekanın seyircisi de kaliteli, nezih. Sanatçıların dikkati dağılmasın diye herhalde gösteri sırasında kimse fotoğraf çekmedi ve kendini sanata bıraktı.

Flamenko ve operanın büyüleyici tarzda harmanlandığı harika bir gösteriydi.

7. gün: 8 Nisan 2017 Cumartesi

Bugün önce Gotik Mahalle’de gezeceğiz.

Gotik Mahalle (Barri Gotic)

Barselona tarihinin başladığı yerdir. Erken Roma ve Ortaçağ dönemlerinde şehir burada kurulmuş. Katalonya’nın güçlü olduğu dönemlerden (11. ve 16. yüzyıl) çok sayıda eser var.

Roma duvarları, Ortaçağ yapıları, şirin küçük meydanlar, Katedraller, dar sokaklar, kafeler, restoranlar, turistlerin uğrak yerleri oluyor.

Barselona Katedrali

13. yüzyılda yapımına başlanan katedralin 20. yüzyılda kulelerinin yapılması ile inşaatı tamamlanmış.

İlginç bir dua şekliydi. En azından ben daha önce görmemiştim.

Joan Brossa’nın Barcino’su.

Başdiyakozun Evi (Şehir Tarihi Arşiv Binası)

12. yüzyılda inşa edilmiş ve Roma şehri Barcino’yu çevreleyen Roma surları üzerine yapılmış. Daha sonra restorasyonlar geçirmiş. Günümüzde arşiv binası olarak kullanılıyor. Mimar Montaner’in tasarladığı posta kutusu dikkat çekici. “Kötü haber tez gelir, iyi haber geç gelir” mesajını kırlangıç ve kaplumbağa ile veriyor.

İçeride avlu

Pi ve Josep Oriol Meydanı

Birbirine bitişik iki meydan.

Santa Maria del Pi kilisesinin bulunduğu Pi Meydanı oldukça hareketli.

Josep Oriol Meydanı hafta sonları çalışmalarını sergileyen ressamlar ile dolu.

Barselona Tarih Müzesi (MUHBA)

Şehrin Gotik binalarının bulunduğu Plaça del Rei meydanında bulunuyor.

Kent müzesi olarak Barselona’nın 15 ayrı yerinde işlev gören MUHBA’nın ana binası burada. Müzenin alt katlarında Roma dönemindeki adıyla Barcino kentinin sokakları adım adım gezilebilir. Roma şehir surları, M.Ö. 1. yüzyıldan kalma çamaşırhaneleri, elbise boyama atölyeleri ve şarap mahzenleri, M.S. 4. yüzyıldan kalma erken Hristiyanlık dönemi bina kalıntıları görülebilir.

Picasso Müzesi

Ortaçağdan kalma üç saray restore edilerek Picasso Müzesi oluşturulmuş.

Reial Meydanı

La Rambla’nın hemen yakınında yer alan ünlü meydan, Gotik Mahalle içinde Barselona’nın göz bebeğidir. Birçok restoran ve cafenin bulunduğu meydan bir buluşma yeridir aynı zamanda. Belediyeye ait sokak lambalarını da tasarlayan ünlü Gaudi’dir.

Gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel.

La Rambla’dan yürüyerek sahile varıyoruz. Port Vell (Eski liman) ve Port Olimpic’i de görerek deniz havasını içimize çekerek keyifle salınıyoruz.

Akşam İspanyol Meydanı’ndaki Ulusal Müze önündeki sihirli çeşmede ışık gösterisi var. Otele uğrayıp oraya geçeceğiz.

Otelden çıkınca Arena’nın da ışıklandırıldığını görüyoruz.

Ve görsel şölen zamanı.

Ve son gecemizi La Rambla’da sonlandırıyoruz. Her yerde 3-4 euroya içtiğim sangriayı burada 10 euroya içiyorum. Sanırım kazıklandık. Ama La Rambla burası, bir farkı olacak:)

 

 

 

 

 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir