LONDRA

21-28 Haziran 2025

Yeşilin her tonuna bürünmüş kırsalları, tarihi taş binaları ve zarif şehir yaşamıyla İngiltere, her adımda başka bir hikâye fısıldıyor insana.

Bu kez yolumuz bizi, sisli sabahları, çay saatleri ve taş sokaklarıyla meşhur bu adaya düşürdü.

Bu gelişimizde sadece Londra’yı gezdik. Bu güzel şehirde o kadar çok görülecek, gezilecek yer var ki buraya ayırdığım yedi günü ülkenin başka şehirleriyle paylaşmak istemedim. İnşallah onları da gezme fırsatım olur.

(Bu arada bir bilgi: Pakistan asıllı İngiliz siyasetçi olan Sadiq Khan (Sadık Han), 2016’da İşçi Partisi’nden Londra Belediye başkanı seçilerek Batı Avrupa ülkelerindeki büyükşehirlerde belediye başkanı olan ilk Müslüman siyasetçi olmuştur. 2014 yılında 3. kez bu göreve getirilmiştir.)

Evet, bu yazımda İngiltere’de geçirdiğim günleri, gezdiğim, keşfettiğim yerleri ve küçük detaylarda gizli kalmış güzellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Hazırsanız, İngiltere’ye doğru birkaç adım atalım…

Londra için 7 günlük bir program hazrladım. Ve bu planımızı eksiksiz uygulayabildik.

1. Gün: Notting Hill, Portobella Road Market, Notting Hill Bookshop, Electric Cinema, Baker Caddesi ve Sherlock Holmes Müzesi, Oxford Caddesi, Regent Caddesi, Bond Caddesi, Royal Sanat Akademisi, Soho, Carnaby Caddesi, Liberty, Circolo Popolare

2. Gün: Buckingham Sarayı ve Muhafız Değişim Töreni, Aziz James Parkı, K 2 Telefon Kulübeleri, Westminster Sarayı (Parlamento), Big Ben, Parlamento Caddesi, Kral Charles Caddesi Kemeri, The Cenotaph, Downing Sokağı, II. Dünya Savaşı Kadınları Anıtı, Whitehall Sarayı ve Atlı Muhafızlar, Banqueting House, Piccadilly Meydanı, Çin Mahallesi, Saray Tiyatrosu, Odeon Tiyatrosu, West End, Seven Dials Market, Neal’s Yard, Goodwin’s Court, Cecil Court, Kleopatra iğnesi ve sfenks, Golden Jübile Köprüsü, Outernet, Sarastro Restorant

3. Gün: British Müzesi (Saat 10.00 randevulu), Humble Crumble, Royal Opera House, Genç Dansçı Heykeli, Covent Garden, Leicester Meydanı, Cafe In The Crypt, Trafalgar Meydanı, Ulusal Galeri (16.45 randevulu), Sherlock Holmes Pub, His Majesty’s Tiyatrosu’nda Operada Hayalet (19.30)

4. Gün: Kensington Sarayı ve Hyde Park, Doğa Tarihi Müzesi, Victoria ve Albert Müzesi, Robert Albert Hall, Little Venice, Camden Market, King’s Cross İstasyonu-Platform 9 3/4, St. Pancras İstasyonu ve Oteli, The Standard Otel Terası, Lyceum Tiyatrosu’nda Aslan Kral (19.30)

5. Gün: Milenyum Köprüsü, St. Paul Katedrali, Yansıma Bahçeleri, Mansion House, İngiliz Bankası Müzesi, Royal Exchange, Leadenhall Pazarı, Llyod Binası, St. Dunstan in the East Kilisesi, Sky Garden, Pudding Lane, Monument, All Hallow by Tower Kilisesi, Londra Kalesi ve Kulesi, Kale Köprüsü, HMS Belfest, Borough Market, Southwark Katedrali, Golden Hind, Shakespeare Globe, London Tiyatrosu’ndaMamma Mia

6. Gün: Vahşi Aşk Masası Heykeli, Thames Plajı Observation Point, Waterloo Köprüsü, Southbank Book Market, London Eye, Leake Street Arches Griffiti Tüneli, Sir John Soane’s Müzesi, Buns From Home

7. Gün: Westminster Manastırı, Canary Wharf, Cutty Sark, Greenwich Market, National Maritime Museum, Queen’s House, Greenwich Gözlemevi, Jacuzzi Restoran

LONDRA 1. GÜN ROTASI

Uçuşumuz İzmir’den Pegasus Hava Yolları ile saat 10.20’deydi. Yerel saatle 12.15’te Stansted Havaalanına indik.

Havaalanından, gelmeden önce aldığımız biletlerimiz ile Stansted express tren hattıyla Liverpool Street durağına kadar -ki burası 3. ve son durak oluyor- geldik. Daha fazla bilgi için https://www.stanstedexpress.com/

İndiğimiz istasyon bile çok güzeldi.

Buradan da metro ile otelimize vardık.

Londra’da 8 gün bulunacağımız için ilk gün metroda, temassız kredi kartımızı kullandık. Ertesi gün 7 gün boyunca kullanacağımız oyster card aldık. Daha fazla bilgi için https://www.londra.com.tr/oyster-card.html

Arkadaşım Aylin’in tavsiyesi ile otelimizi Notting Hill’den ayarladık. https://www.hotel-lancaster-hydepark.com/de/

Hem otel hem semt çok iyi bir seçimdi.

Otelde bavullarımızı odamıza bırakıp hemen gezi planımızı uygulamaya başladık.

Bu arada otelden çıkışımız saat 16’yı buldu. Yürüyerek Notting Hill Pottobello Road Market’e gittik.

1. Notting Hill ve Portobello Road Market

Bohem tarzı renkli kapıları, pastel sokakları, eski kitapçılarıyla Notting Hill, Londra’nın en zarif noktalarından biri.

Portobello Road boyunca birçok dükkan, kafe, pub bulunuyor.

Ayrıca yine bu cadde üzerinde cumartesileri meşhur Portobello Road Market kuruluyor.

Cumartesi olduğu için programımızı ona göre yapmıştık. Ancak biz gittiğimizde tezgâhlar kapanmaya başlamıştı. Ama yine de hâlâ hareketlilik vardı. Gezimizin son günü de cumartesi idi ve biz uçak saatine kadar yine buraya gelerek açığımızı kapattık 🙂

Pazarda antika ürünler, vintage kıyafetler, hediyelik eşyalar ve daha birçok ürün satılıyor.

Meşhur cinnamon roll‘un ( tarçınlı rulo) da tadına bakıyoruz.

Bizim tatlılarımız ile boy ölçüşemezler 🙂

2. Notting Hill Bookshop

Notting Hill filmindeki kitapçıyı da kaçırmıyoruz. Ne güzel bir filmdi. Julia Roberts’in oynadığı tüm filmler gibi.

3. Buraya yakın Electric Cinema da buranın meşhur sineması.

4. Baker Caddesi

Topluma taşıma ile Baker Caddesi’ne geliyoruz. Londra’nın en ünlü caddelerinden olan Baker Caddesi üzerinde Viktorya dönemine ait binalar bulunuyor.

Ayrıca 221B nolu ev Sherlock Holmes ve Dr. John Watson’ın evi olarak biliniyor ve müze olarak kullanılıyor.

5. Sherlock Holmes Müzesi

Filmlerini severek izlediğimiz Sherlock Holmes’un müzesini dışarıdan da olsa görmezsek olmazdı.

Burada ünlü dedektifin kullandığı objeler, mektuplar ve karakterler bulunuyormuş. Sir Arthur Conan Doyle’un hikayelerine göre, dünyanın ilk danışman dedektifi Sherlock Holmes 1881’den 1904’e kadar burada yaşamış. Müze, bu tarihi mekanı ve döneminin Viktorya Londra’sını ziyaretçilere yaşatmak için orijinal haliyle korunmuş. Ev daha öncesinde bir Gürcü konağıymış.

6. Oxford Caddesi

Hyde Park’ın köşesindeki Marble Arc’tan başlayıp doğuya doğru uzanan, popüler markaların bulunduğu gözde bir alışveriş caddesidir.

7. Regent Caddesi

Regent Street; sadece bir alışveriş noktası olmamış, aynı zamanda İngiliz mimari ve kültürel mirasının güzel bir örneği olmuş.

Mimar John Nash tarafından 19. yüzyılın başlarında tasarlanan cadde, Carlton House’daki Prens Regent’in ikametgahını Regent’s Park’a bağlayan büyük bir bulvar olarak düşünülmüş. Kavisli ve zarif cepheleri, Regency döneminin zenginliğinin bir kanıtı olarak görülüyor.

8. Bond Caddesi

Old Bond Caddesi ve Yeni Bond Caddesi olmak üzere iki kısımdan oluşan Bond Street, Londra’nın en prestijli ve lüks alışveriş caddelerinden biri. 1700 yılında kurulan bu cadde, dünyaca ünlü markalara ev sahipliği yapıyor.

Churchill ve Roosevelt Müttefikleri Anıtı

Biraz dedikodu molası. Bakmayın güldüklerine Churchill’in Roosevelt’ten yana sıkıntısı varmış.

Burlington Arcade

Yolumuzun üzerindeydi ve görmezden gelmek istemedik.

1819 tarihinde I. Burlington dükü George Cavendish tarafından kurulmuş lüks bir alışveriş merkezi. 19. yüzyıl ortası Avrupa ve dünyanın ilk modern alışveriş merkezidir.

9. Royal Sanat Akademisi

Yine yolumuzun üzerinde olan bir bina.

1768 yılında kurulan Akademi, görsel sanatların yaratılmasını ve değerlendirilmesini teşvik etmek amacıyla Kral III. George’un kişisel girişimleri ile kurulmuş. 2003’ten beri tüm ziyaretçilere açık. Dıştan fotoğraf çekmekle yetiniyoruz.

Aaaaa telefon kulübelerinin lacivertini de bulduk.

10. Soho

Piccadilly’nin komşuluğunda bulunan Soho, kentin eğlence hayatının merkezi konumunda. Düzenlendiği 1681 yılından bugüne kafeleri, restoranları ve barlarıyla gece dışarı çıkanların en önemli uğrak yeri.

11. Carnaby Street

Soho’da bulunan bir yaya alışveriş caddesidir.  

Shakespeare’s Head Pub

Carnaby caddesinde bulunan, ismi ve cephesi ilgi çekici bir bar.

12. Liberty

Great Marlborough Sokağı üzerinde konumlanan bu mağaza, çeşitli katlarında moda, ev eşyaları, güzellik ürünleri gibi birçok lüks ürün sunuyor.

Kuruluşu 1875’e dayanan binanın Tudor tarzı mimarisi dikkat çekiyor. (Tudor mimarisi; Tudor dönemi sırasında (1485-1603) Rönesans’a geçişte Gotik tarzın son dönemini ifade eder.)

13. Circolo Popolare

Güzel ve yorucu bir günün ardından ödül zamanı.

Circolo Popolare; çok lezzetli pizza ve makarnaları olan, son derece popüler, tam instagramlık bir İtalyan restoranı. Gelmeden birkaç hafta öncesinden rezervasyon yaptırdık. Cumartesi olduğu için saat 20.00’ye ancak boşluk bulduk.

Vefa pizza, ben de makarna tercihinde bulundum. Makarna, pizza ve ortam şahaneydi.

LONDRA 2. GÜN ROTASI

Bugün; sabahları olan, Buckingham Sarayı’ndaki Muhafız Değişimi Töreni’ne gideceğimiz için ilk durağımız Buckingham Sarayı.

1. Buckingham Sarayı

Görkemli saray, İngiltere Kraliyet Ailesi’nin resmi ikametgâhı olmasıyla ünlü ve pek çok kraliyet etkinliği, devlet ziyareti, düğün ve tören burada gerçekleşiyor.

Aslında saray 1703 yılında Buckingham Dükü için yapılmış.

Sonra Kral II. George tarafından 1761 yılında Kraliçe Charlotte’un evi haline getirilmiş.

1837’den beri ise saray, İngiliz kral ve kraliçelerinin resmi konutu olmuş.

Kraliçe eğer sarayda ise Royal Standard Bayrağı yani kraliyet bayrağı sarayın tepesinde oluyormuş. Bu bayrak dörde bölünmüş şekilde, sarı kırmızı ve lacivert renklerinden oluşan, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Birliği’ni temsil eden bayrak.

Kraliçe sarayda bulunmadığı zamanlarda ise Union Jack Bayrağı yani Birleşik Krallık bayrağı direkte oluyor.

İngiliz tarihinde önemli bir yeri olan Kraliçe Victoria’dan bahsedelim biraz.

Kraliçe Victoria 1837 yılında amcasının ölümü ile 18 yaşında tahta oturmuş. Kocası Prens Albert, Victoria’nın aynı zamanda en büyük destekçisi ve akıl danışmanıymış. Tifo sebebiyle 42 yaşında hayata veda eden Prens Albert’in ölümünden sonra Victoria uzun bir süre yas tutmuş. Hayatının sonuna kadar sadece siyah giymiş, halkın karşısına çıkmayı reddederek devlet işlerini geri plandan yürütmüş.

Kraliçe Elizabeth’ten sonra İngiliz tahtının en uzun süreli varisi olan Kraliçe Victoria, öldüğü 1901 yılına kadar, 64 yıl tahtta kalmış.

1887’deki altın jübilesinde Victoria, Avrupa’nın büyükannesi olarak tanınıyordu. Çocukları Avrupa kraliyet aileleri ile evlenmişlerdi. 1914’te Victoria ve Albert’in torunları sekiz Avrupa ülkesinin tahtında oturuyordu.

Kraliçe, Hindistan kültürüne yakın ilgi duymuş. Hizmetkârı Abdulkerim’den Urduca ders almış.

Abdulkerim, yine Victoria’nın izni ve teşvikiyle eşini ve ailesini de Londra’ya getiriyor. Tüm aile, Kraliçe’nin özel koruması ve himayesi altında ağırlanıyor. Kraliçe, çok sevdiği Hintli hizmetkârına resmi bir sıfat veriyor: Münşi Hafız Abdulkerim. Münşi, “özel hoca” anlamına geliyor.

Bu dostluk sinemaya da konu oluyor: Viktoria ve Abdul (2017). Baş rolünü Judi Dench ve Ali Fazal’ın oynadığı film dostluk, bilgi ve kültür alışverişi üzerine kurulu.

Buckingham Sarayı’nın önünde Kraliçe Victoria Heykeli bulunuyor.

Muhafız Değişim Töreni

Buckingham Sarayı’nın ön avlusunda gerçekleşen “Muhafız Değişim Töreni” büyük bir izleyici kitlesi tarafından izleniyor. Bu nedenle biz bir saat kadar önceden gittik.

Tören; disiplin ve törensel gösterişin muhteşem bir örneği olarak kabul ediliyor.

Muhafız Değişimi, bir alayın Buckingham Sarayı’nı koruma görevini diğerinden devraldığı ve yüzyıllardır süregelen askeri bir gelenek. İngiliz Ordusu’nun Saray Tümeni’ne bağlı bir alay olan Kral Muhafızları’nın bu değişimi sırasında bir bando onlara eşlik edip töreni renklendiriyor. Hatta bando; sarayın ön avlusunda alayı beklerken Abba’dan şarkılar da çaldı.

Muhafız Değişim Töreni Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri oluyor.

The Mall Street

Buckingham Sarayı’ndan Trafalgar Meydanı’na kadar uzanan bir cadde. Nöbeti devreden alay buradan ayrılıyor.
Devlet törenleri ve milli bayram törenleri de burada yapılıyormuş. Parkın içinde güzel bir tören caddesi. 

2. Aziz James Parkı

Tören sonrası Big Ben’e gitmek istiyoruz. O nedenle James Parkt’an geçiyoruz.

St. James Park, Londra’nın en eski kraliyet parklarından. Bir yanda tarih, diğer yanda doğa. Yeşillik, göl, kuşlar ile dinlendirici bir atmosfer.

3. K2 Kırmızı Telefon Kulübeleri

Siyah taksileri, çift katlı kırmızı otobüsleri ve tarihi saat kulesi Big Ben’in yanı sıra İngiltere’nin önemli simgelerinden biri haline gelen ikonik K2 kırmızı telefon kulübeleri.

1926 yılında kullanıma giren kulübeler, İngiliz mimarisinin ruhunu somutlaştırarak hem işlevsel hem de estetik olarak hoş olacak şekilde tasarlanmış. Üstünde kraliyet onayını simgeleyen bir taç amblemine sahip. 

Günümüzde işlevini yitiren bu tasarım harikası kırmızı telefon kulübeleri, şehirlerin işlek caddelerinde, birbirinden ilginç yeni kullanımlarla ülke kültürüne katkısını sürdürüyor.

Şehirdeki birçok kulübeden fotoğraf çektirmek için en uygun olanlar, tabii ki arkada tarihi bir fona sahip olanlar.

4. Westminster Sarayı (Parlamento)

Westminster; Big Ben, Parlamento Binası ve yanı başındaki manastır ile Birleşik Krallığın bir özetidir. Londra’nın geçmişini geleceğe bağlayan bir köprü olarak görülüyor.

Gotik mimari tarzında inşa edilen bu yapılar topluluğu Thames Nehri’nin kıyısında yer alıyor.

Claude Monet, günün farklı saatlerinde çok sayıda Parlamento Binası resmi yapmış.

Yazar Paul Morand “dumanlı kentin üzerinde dikilen beyaz hayalet” olarak betimlemiş burayı.

Bu alandaki ilk kraliyet sarayı 11. yüzyılda inşa edilmiş. Günümüzdeki yapının büyük bölümünün 19. yüzyılda yapılmış olmasına karşın, bugün katafalk törenleri gibi bazı etkinliklerin düzenlendiği Westminster Hall ve Jewel Kulesi gibi tarihi bölümler de hâlâ ayaktadır.

Bir zamanlar kraliyet ailesinin resmi ikametgâhı olarak kullanılan yapı, 19. yüzyılın ortalarından itibaren Parlamento Binası olarak hizmet vermeye başlamış.

Zamanla yapı, eklemeler ile büyümüş. Bazı koridorlarının 4 kilometre uzunluğunda olduğu söyleniyor.

Binanın dış cephesi, detaylı bir süslemeye sahip.

Sarayın iç mekanları da bir o kadar göz alıcıymış. Biz içini gezmedik.

Westminster Hall; birçok kraliyet taç giyme törenine ve önemli devlet olaylarına şahitlik yapmış bir salon. Aynı zamanda kraliyet mezarlığı.

Pazar günleri dışındaki günler 09.00-17.00 saatleri arasında açık.

5. Big Ben Saat Kulesi (Elizabeth Kulesi)

Kule, tüm dünyada tanınan bir İngiliz kültürel simgesidir. Birleşik Krallık’ın ve parlamenter demokrasinin en önemli sembollerinden biridir. 

Kule, Big Ben olarak adlandırılsa da aslında bu, saat kulesinin içindeki çanın adıdır.

Saat kulesinin resmi adı ise “Elizabeth Kulesi”. 2012 yılında Kraliçe II. Elizabeth’in Elmas Jübilesi’ni kutlamak için bu ad verilmiş.

Big Ben isminin nereden geldiği ile ilgili rivayetler mevcut. İlki, çanın üzerinde kazılı olan Sir Benjamin Hall, Galli bir inşaat mühendisi ve politikacıydı. Big Ben onun adını taşıyor. Diğer görüşe göre ise, çanın kurulumunu yöneten ünlü boksör Benjamin Caunt’un bu kuleye ismini verdiği yönünde.

1859 yılında yapılan kule, Neo-Gotik mimari tarzında tasarlanmış ve İngiltere’nin dört ulusunu temsil eden kalkanlarla süslenmiş. 2017’de büyük bir restorasyon geçirmiş.

Her gün 09.00-16.30 arası ziyaret için açık.

6. Parlamento Caddesi

Sarayın da bulunduğu Parlamento Meydanı’ndan Trafalgar Meydanı’na kadar uzanan 800 metre uzunluğunda bir cadde. Parlamento Caddesi (Whitehall Caddesi) özellikle üzerinde yer alan heykeller ve Viktoryan mimarideki binalar ile dikkat çekiyor.

Bu cadde üzerinde yürüyoruz.

7. Kral Charles Caddesi Kemeri

Solda iki Hükümet binası arasında yer alan Kral Charles Caddesi’nin girişinde bulunan kemerdir.

The Red Lion

Bu arada karnımız acıktı. Caddenin sağında klasik publardan birine öğle yemeği için uğruyoruz. The Red Lion. İngilizlerin meşhur fish and chips’ini yerinde yiyoruz. Yanında tartar sos ve bezelye de oluyor. Fiyatı 20 sterlin civarında.

Ardından buraya özgü bir tatlı deniyoruz. Sticky toffee pudding. Hurma ile yapılmış ıslak bir kek. Üzerine dondurma koyarak servis ediyorlar.

Binalar zevkli ve uyumlu.

8. The Cenotaph ( Kenotaf ) (Simgesel mezar)

Cadde üzerinde refüj üzerinde yer alan bir savaş anıtıdır. 1920 yılında Birleşik Krallık’ın I. Dünya Savaşı’nda ölen Britanya ve Britanya İmparatorluğu’nun ölen askerleri için ulusal anıtı olarak açılmış. 1946’da II. Dünya Savaşı’ndaki askerleri de içerecek şekilde ölen askerlere yeniden adanmış. O zamandan beri bu ve sonraki çatışmalarda ölen Milletler Topluluğu’nun kayıplarını temsil eder hale gelmiş.

9. Downing Sokağı 10 numara

İngiltere Başbakanı’nın yaşayıp çalıştığı, muhafızlı kapılar arasından görülen ikonik giriş. Bu sokak ve içinde bulunan meşhur siyah kapılı konut halka kapalı, mütevazi bir konut. 1680’lerden kalan bu bina İngiltere başbakanlarına tahsis edilmiş.

Caddenin bir köşesinde Gazze ve İran’a yönelik saldırıları protesto eden bir grup vardı. Ama insanlığın kulakları tıkalı, gözleri kör, vicdanları örtülüydü.

10. II. Dünya Savaşı Kadınları Anıtı

II. Dünya Savaşı Kadınları Anıtı, Downing Caddesi’nin sonundaki Cenotaph’ın yanında, Londra’daki Whitehall’da bulunan bir İngiliz ulusal savaş anıtıdır. Heykel, altı yüz elli bini askerlik hizmetine katılan yedi milyondan fazla kadının savaş zamanı katkılarını temsil eder.

11. Whitehall Sarayı ve Atlı Muhafızlar

Bu saray 1530 yılından 1689 yılına kadar İngiliz krallarının ikâmetgâhı olarak kullanılmış. Döneminde 1500 odası ile dünyanın en büyük yapılarından olan White Hall, Avrupa’daki en büyük saraymış. 1622 yılındaki yangında büyük bir bölümü hasar görmüş. Ardından 1666 yılında büyük Londra Yangını olmuş. Ancak zarar görmemiş. Ama II. Charles sarayda yine de yenilemeler yaptırmış ve babası gibi ölene kadar bu sarayda yaşamış. Daha sonra kardeşi II. James, mimar Christopher Wren’e bir şapel ile kraliçenin özel yaşamı için yeni ve geniş alanlar yaptırmış.

18. yüzyılın ortalarında, önceki binanın yerine, Kraliyet Süvarileri için kışla ve ahır olarak tekrar inşa edilmiştir.

Halen askeri amaçlarla kullanılsa da, binanın bir kısmı halka açık olan Süvari Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor.

İki atlı nöbetçi, Whitehall’daki Atlı Muhafızların girişini sabah 10:00’dan akşam 16:00’ya kadar korur. Bunlar her saat değiştirilir. Muhafızların her gün saat 16:00’da görevli memur tarafından  denetlenmesinin ardından, atlı ve atsız tüm personel gün boyunca görevden ayrılır. 

12. Banqueting House (Ziyafet Evi)

Whitehall Sarayı’nın bir parçasıdır. Günümüzde müze olarak kullanılıyor.

Önümüze Trafalgar Meydanı çıkıyor, ancak burayı daha sonra gezeceğimiz için hızlıca geçiyoruz.

13. Piccadilly Meydanı

Londra’nın ünlü ve hareketli meydanlarındandır. Neon panolarla öne çıkıyor. Birçok restoran, alış-veriş mağazaları bulunuyor.

Meydanda1893 yılında inşa edilen, tepesinde aşk tanrısı heykeli bulunan Shaftesbury Anıt Çeşmesi bulunuyor. Çeşme, kalabalık meydanda aynı zamanda bir soluklanma görevi görüyor.

14. Çin Mahallesi

Her daim hareketli ve renkli.

15. Saray Tiyatrosu

Cambridge Meydanı’nda bulunan 1400 kişilik tiyatroda Harry Potter’ın “Harry Potter ve Lanetli Çocuk” oyunu sergileniyor.

16. Odeon (Saville) Tiyatrosu

Bu güzel tiyatronun yanından geçerken duvarındaki frize bakmaya doyamıyoruz. Tiyatro sanırım şimdi kapalı.

Duvardaki “Çağlar Boyu Drama” adlı friz Gilbert Bayes’e ait. İlan metninde “Bayes’in frizi, döneminin en büyük ve en önemli kamusal heykel eserlerinden biridir ve ona Heykeltıraşlar Enstitüsü’nden yılın en iyi uygulamalı heykeli dalında gümüş madalya kazandırmıştır. 39 metre uzunluğunda ve yapay taştan yapılmıştır” yazıyor.

17. West End

Orta çağ ve Roma egemenliği dönemine uzanan Londra şehri ve batısı, West End (Batı Ucu) adıyla zengin, seçkin sınıf tarafından ikamet için seçilen gözde yerlerden olmuş. Alan aynı zamanda Kraliyet ikametgâhı olan Westminster Sarayı’na yakın ve Westminster ilçesi (borough) sınırları içindedir.

17. ve 19. yüzyıllar arasında bir dizi saray, pahalı kasaba evlerinin inşası, moda alışveriş yerlerinin ve eğlence yerlerinin kurulması ile gelişme göstermiş. Westminster civarındaki Holborn, Seven Dials ve Covent Garden tarih boyunca daha yoksul nüfusun ikamet ettiği yerlerden olmuş ve 19. yüzyılda temizlenerek yeniden geliştirilmişler.

18. Seven Dials

Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi’nde anlattığı Paris’teki St. Antoine’ın İngiliz versiyonu imiş bir zamanlar burası.

“Yedi Kadran” olarak bilinen kötü şöhretli labirent, Covent Garden bölgesindeki yedi yolun kesiştiği bu nokta; ahlaksızlık, hastalık ve suçun bolca bulunduğu bir yerdi.

1670’lerde saatler mevcut olsa da, halka açık güneş saatleri Londra ve Avrupa genelinde günlük yaşamın önemli bir parçasıydı. Parlamento Üyesi ve emlak geliştiricisi Thomas Neale, bölgeyi ilk olarak 1690’ların başlarında planlamıştı. Seven Dials’in (Kadran, güneş saati yüzü), tıpkı Paris’teki benzerleri gibi, modaya uygun bir adres olmasını amaçlamıştı. Ancak konut geliştirme alanı hızla bir İngiliz-İrlanda gecekondu mahallesine dönüştü. Neale’in orijinal niyetinin tek yansıması, mimar Edward Pierce tarafından yedi Arnavut kaldırımlı taş sokağın birleştiği noktanın merkezi olarak tasarlanan ve 1693-94 yıllarında dikilen neoklasik Güneş Saati Sütunu’dur (Seven Dials Sütunu).

Şimdiki sütun  1988-89 yılları arasında orijinal tasarıma uygun olarak inşa edildi. 

20. yüzyılın sonlarına doğru ise bölge gelişmeye başladı.

Kasım 2017 tarihli bir raporda Seven Dials şu şekilde tanımlanıyor: Bu yedi sokak, başlı başına yüze yakın moda, güzellik ve yaşam tarzı mağazasının yanı sıra doksana yakın bağımsız kafe, bar ve restorana ev sahipliği yapıyor. West End’in en ünlü tiyatrolarının birçoğu da dahil olmak üzere, kapınızın önünde bolca kültürle karşılaşabilirsiniz. Seven Dials, butik ve bağımsız perakende mağazalarını lüks, tanınmış İngiliz markalarıyla, sokak lezzetlerini Michelin yıldızlı restoranlarla ve Arnavut kaldırımlı sokaklarında ve avlularında geçmişinden gelen belirgin bir tatla son moda şıklığı bir araya getiriyor.

19. Seven Dials Market

Küçük restoranların ve barların, bir kitabevinin ve etkinlik salonunun bulunduğu çok katlı şık yemek alanı.

20. Neal’s Yard

Covent Garden’da bir avluya açılan küçük bir sokak. Adını 17. yüzyılda buraları geliştirme gayretinde olan Thomas Neale’den almıştır.  

Londra’nın merkezindeki güzel Covent Garden semti, Rowling’in Diagon Yolu’nu yaratmasında büyük bir ilham kaynağı olmuş.

Neal’s Yard, barlar ve kafelerle dolu renkli bir sokaktır ve hafta sonları çok kalabalık oluyor. 

The Lamb & Flag

Londra’da ziyaret edilmesi gereken en iyi publar arasında yer alan The Lamb & Flag, tarihle iç içe bir mekan. Lezzetli, taze yemekler ve geniş içecek seçenekleri olan bir bar.

21. Goodwin’s Court

Goodwin’s Court; şehrin büyüleyici Gürcü tarzı ara sokağı. Özel olarak aranmazsa görülmeden geçilebilecek bir sokak. Ancak bulduğunuzda bambaşka bir dünyaya ışınlanmış gibi hissedeceksiniz.

Bu Viktorya dönemi cumbalı pencereler sizi Dickensvari Londra’ya geri götürüyor.

Birçok Potter hayranı, Goodwin’s Court’un Büyücülük Dünyası’ndaki Diagon Yolu’nun gerçek hayattaki mekanı ve ilham kaynağı olduğuna inanıyor. Burası filmde bir alışveriş bölgesiydi ve karanlık sanatlara adanmış çok sayıda dükkanla doluydu. 
Gürcü tarzı binalar, eski moda vitrinler ve antika sokak lambaları ile, Harry Potter romanının bölümlerinde yürüyormuş gibi hissedebilirsiniz.

22. Cecil Court

Harry Potter filmlerinin ilham kaynağı sokaklardan bir diğeri de Cecil Court. Sakin bir sokak. Kitapçılar ve ikinci el dükkanlarıyla dolu.

Yolumuz üzerinde bulunan ünlü Savoy Oteli.

Waterloo Köprüsü’nden Thames Nehri manzarası

23. Sfenks

Kleopatra İğnesi’nin (Sütun) yanındaki Mısır tarzı sfenks.

24. Golden Jubile Köprüsü

Köprüden manzaralar

25. Outernet

Burası, dünyanın en etkileyici görsel-işitsel deneyimlerinden birini sunan, yerden tavana kadar dev ultra HD ekranlara sahip halka açık bir galeri. Kapıları caddeye açık bir mekândı. Kendimizi içeride bulduk. Harika gösteriler izledik. Butterfly Trail harikaydı.

Çalışma Saatleri: Sabah 10’dan gece geç saatlere kadar. Canlı müzik mekanları hariç giriş ücretsiz.

Ayrıca, 2000 kişilik kapasiteye sahip, son teknoloji ürünü bir canlı müzik mekanı ve alışveriş alanları da bulunuyormuş.

Büyük Loca, Masonlar Salonu: Barışın tapınağı

I. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Masonlar için bir anıt mezar olarak inşa edilmiş ve başlangıçta Mason Barış Anıtı Binası olarak adlandırılmıştır.

Bu binalar, mimar ve Mason Sir John Soane tarafından 1828’de yeni bir konsey odasının eklenmesi de dahil olmak üzere çok sayıda değişikliğe uğramış.

Yolumuzun üzerinde olduğu için dikkatimizi çekmişti. Fotoğraflamadan duramadık 🙂

26. Sarastro Restoran

Sıra dışı bir Türk Restoranı. Restoranın kurucusu Kıbrıslı bir Türk olan Reşat Niyazi. (1941-2008). İngilizlerin taktığı lakap ile Kral Richard. Covent Garden’a opera, tiyatro ve bir tutam sihir getiren adam.

Mekân adını Mozart’ın Sihirli Flüt’ündeki bir karakterden almış.

Yaldızlı mobilyalar, duvarlarda opera locaları, loş ışık, lezzetli yemekler ve canlı müzik.

Sanatçılar, Vefa’nın doğum günü olduğunu duyunca ona doğum günü şarkısını da çaldılar.

Ne mi yedim. Uzun zamandır yemediğim ve çok sevdiğim Akçaabat Köftesi. Oldukça iyiydi.

LONDRA 3. GÜN ROTASI

Londra’da müzeler ücretsiz ancak haftalar öncesinden randevu almanız gerekiyor.

British Müzesi için saat 10.00’a randevu almıştım.

1. British Museum

Dünyanın her yanından gelen tarihi eserler ve sanat objeleri ile dolu. Londra’da iken mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

1753’te bilim insanı Sir Hans Sloane’un büyük koleksiyonunu devlete bağışlaması ile kurulmuş. (Sir Hans Sloane; İngiliz-İrlandalı bir doktor, doğa bilimci ve koleksiyoncuydu. İngiliz ulusuna miras bıraktığı 71.000 parçadan oluşan koleksiyonuyla British Museum, Britanya Kütüphanesi, Doğa Tarihi Müzesinin ve İngiliz kültürünün temelini oluşturdu.)

British Müzesi çok büyük olduğu için öncesinden müze planı ve görmeyi istediğimiz odaların numaralarını, eserlerini çalışmıştım.

Günümüzde müzede 6 milyonun üstünde eser bulunuyor. Bunların içinde en önemlilerini sizlerle paylaşmak isterim.

Rosetta Taşı (Reşit Taşı) (4 nolu oda)

Rosetta Taşı; M.Ö. 196 yılında Mısır’daki Kral V. Ptolemaios adına çıkarılan bir kararnamenin üç dilde yazılı olduğu bir taştır.

Yüzyıllar boyunca çözülemeyen bir sır olarak kalan hiyeroglif, Napolyon’un 1798 yılındaki Mısır Seferi sırasında bulunan bu taşın yardımıyla çözülmüştür. Üst ve ortadaki metinler sırasıyla hiyeroglif ve Demotik yazı kullanılarak Eski Mısır dilinde, alt metin ise Eski Yunanca dilinde yazılmıştır. Kararnamenin üç versiyonu arasında yalnızca küçük farklılıklar vardır ve bu da Rosetta Taşı’nı Mısır yazıtlarının çözülmesinde anahtar haline getirmiştir.

Antik Mısır yazıları çözülmeden önce arkeologlar, Hiyerogliflerin Mısır’ın tufandan önceki yaşamına ait şekiller olduğunu düşünürlerdi. Taş, adını bulunduğu Reşit (Rosetta) kasabasından almaktadır.

Asur Medeniyeti (6-10 nolu oda)

Lamussular

Asur denilince ilk akla gelen simgelerden Lamussular oluyor. İnsan kafalı, boğa gövdeli ve kuş kanatlıdırlar. Kentin koruyucu tanrıları olarak kabul edilirler.

Asur Kralı II. Sargon’un Kalesi’nin giriş kapısı önünde bulunan heykeller.

III. Tiglath-Pileser’in sarayının duvarlarındaki bir dikilitaş üzerinde yer alan kabartması. O; Babil’i fethettikten sonra “Sümer ve Akad Kralı” ünvanını yüzyıllar içinde kullanan ilk Asur kralıydı.

Asur Taht Odası

Burada saray mensupları, diplomatlar, elçiler ve yabancı tutuklular kralın huzuruna çıkarılırdı.

M.Ö. 870 civarı inşa edilen Nimrud’daki sarayın duvarındaki heykeller; koruyucu doğaüstü ruhları, ritüel törenleri ve kralın savaş ve avdaki zaferlerinden sahneleri tasvir ediyor.

Aslında bu fotoğraf, estetik olarak güzel değil. Ancak başka ülkelerden getirilen eserlerin büyüklük ve çokluğunu göstermek istedim. Çok büyük medeniyetlerden odalar dolusu eser var. Tek tesellimiz -belki de yaptıklarının farkındalığı ile- müzenin ücretsiz olması. Umudumuz ise eserlerin kendi vatanlarına dönmesi.

Dünyanın ilk imparator hükümdarı ola Asur Kralının sarayına British Müze’de giriyoruz 🙁

Odalardaki heykeller, kraliyet başkentleri olan Ninova, Horsabad ve Nimrud’dan alınmış. Bunların çoğu 1800’lerdeki kazıntılarda çıkarılmıştır. Günümüzde yeni kazılar devam ediyor.

Çömelmiş Venüs (23 nolu oda)

İzleyici, aşk tanrıçası yıkanırken onu şaşırtan bir röntgenciye dönüşüyor. Venüs, kollarıyla kendini örtmeye çalışıyor. Bu heykel daha çok eski bir Yunan eserinin Roma kopyasıdır. Orijinali muhtemelen M.Ö. 200-100 yıllarında yapılmıştır.

British Müzesi’nde Antik Dünyanın yedi harikasından ikisi bulunmaktadır: Halikarnas’taki Mozole ve Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan bazı parçalar.

Halikarnas Mozolesi (21 nolu oda)

Maussolos’un ölümü üzerine çoğu kısmı eşi tarafından M.Ö. 353-351 yıllarında yaptırılan bir anıt mezardır.

(Maussolos; Güneybatı Anadolu’daki Karya bölgesinin Pers satrapıdır (vali ile benzer). Pers hükümdarına bağlı olmakla birlikte daha çok bağımsız bir kral gibi hareket etmiştir.)

Bu yapı öyle görkemliydi ki, günümüzde anıt mezarların genel adı buradan gelmiştir ve mozole denir.

15. yüzyılda depremle yıkıldığı ve ardından Saint Jean Şövalyeleri tarafından Bodrum Kalesi’nin yapımında taş ocağı olarak kullanıldığı için günümüze ulaşmış az sayıda kalıntı Bodrum Açık Hava Müzesi’nde sergileniyor.

Zamanında mozoleyi süsleyen Maussols ve eşi Artemisia heykelleri, mermer frizler, ve piramit çatıyı taçlandıran mermerden dört atlı arabanın parçaları ise 1857’de İngiltere’ye getirilmiş.

Ayakta duran heykeller, saraydaki yaşamdan sahneler, avlanma, tören ve ritüelleri tasvir eder.

Çok daha görkemli bir ölçekte inşa edilmiş olmasına rağmen Mozole, Yunan mimar tarafından Antik Likya’da bir şehir olan Ksanthos’taki Nereid Anıtı’ndan ilham alınarak tasarlanmıştır.

Maussols ve eşi Artemisia heykelleri

Odada, Mozole’den kalan devasa bağımsız heykeller ve mermer kabartma levhaların yanı sıra, piramidin çatısını taçlandıran devasa mermer dört atlı savaş arabasının parçaları da görülebilir.

Mozolenin doğu frizinde Yunanlılar ve Amazonların savaşı.

Nereid Anıtı (Ksantos, Kaş) (17 nolu oda)

Antik dönemde Likya’nın başkentliğini yapan Ksantos’ta bulunan en büyük ve türünün Anadolu’daki ilk örneği olan tapınak planlı anıt mezar.

M.Ö. 390 civarında Akhamenid İmparatorluğu altında Batı Likya’yı yöneten Ksantos Hanedanı Erbinna (Yunancada Arbinas) için inşa edildiği düşünülüyor.

Adını, bu anıt mezarın sütunları arasına yerleştirilen Nereid heykellerinden almaktadır. Nereidler, Yunan mitolojisinde denizcilerin şiddetli fırtınalarla karşılaştıklarında onlara yardım eden deniz perileriydi.

İyon düzeninde bir Yunan tapınağına benzeyen ancak önemli kişilerin gömülmesine yönelik yerel geleneğe uygun olarak yüksek bir kaide üzerine yerleştirilmiş anıt; hem Pers hem Grek kültürlerinin Likya medeniyetine etkisini ortaya koyuyor.

1840 yılında Charles Fellows tarafından keşfedildikten sonra neredeyse tamamı gemiyle Londra’ya taşınmış.

Payava Lahdi (Ksantos)

İki mezar odalı ve kabartmalarla bezeli M.Ö. 4. yüzyıla ait bir lahit.

Üzerinde kabartma figürlerin yanı sıra Likya yazıtları bulunan üçgen çatılı lahit, kireçtaşından yapılmış. Adı yazıtta geçen Payava, sadece bu lahitten biliniyor. Anıtın üzerindeki kabartmalar, Payava’nın hayatındaki çeşitli olayları sahneliyor.

Lahitin en alt katı Türkiye’de bulunurken, diğer üç katı burada bulunuyor. 1884 yılında buraya getirilmiş.

Parthenon Frizleri ve Heykelleri (Elgin Mermerleri) (18 nolu oda)

Partenon Heykelleri, Atina’daki Akropolis’teki Antik Yunanistan’ın başyapıtı olan Athena Tapınağı’ndan (Partenon), farklı türde mermer mimari süslemelerden oluşan bir koleksiyondur.

M.Ö. 447-432 yılları arasında yapılmış olan bu heykellerde; festivaller, düğün şöleni, savaşları betimleyen bir dizi metop (yontulmuş kabartma panel); ve tapınağın alınlıklarında tanrıların ve efsanevi kahramanların figürleri bulunur. British Museum’da 15 metop, 17 alınlık figürü ve 75 metre uzunluğunda orijinal friz bulunmaktadır. Günümüze ulaşan orijinal Partenon heykellerinin yarısı British Museum’da sergilenmektedir. Bunlar; 19. yüzyılın başında Lord Elgin tarafından İngiltere’ye getirilmiştir.

Büyük Avlu

Müzenin 2000 yılında açılan yeni kısmıdır. Çok sayıdaki sergi galerilerini yeni düzenlemeler ile birbirine bağlayarak iç düzeni sağlamak amacı ile inşa edilmiştir. Müzenin merkezinde bulunan okuma odalarını da içermektedir. Mimari açıdan Louvre Müzesi’nin piramidine benzemektedir.

Knidos Aslanı (Datça, Muğla)

Knidos’taki bir mezarlık alanında bulunmuş. M.Ö. 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.

1858 yılında İngilizler tarafından keşfedildi. Knidos Aslanı yanı sıra bu kazıdaki birçok eserle beraber İngiltere’ye getirildi.

British Müzesi Kütüphanesi/Okuma Salonu

Disk Atan Adam Heykeli (İtalya) (1 nolu oda)

M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış Yunan heykeltıraş Myron’un yaptığı bilinen fakat kaybolmuş olan bronz bir heykelin kopyası olan Discobolus heykeli, antik Yunan dünyasının ideal güzellik kavramını yansıtır.

Antik dönemin en bilinen simgelerinden olan heykel, 1791 yılında, İmparator Hadrianus’un Tivoli’deki villasında bulunmuş ve İngiliz koleksiyoner Charles Townley tarafından satın alınmış.

İki Başlı Yılan Motifli Figür (Aztek, Meksika) (27 nolu oda)

Aztekler, bugünkü orta Meksika bölgesinde 14.-16. yüzyıllarda yaşamış bir Orta Amerika halkıdır. Zengin bir mitoloji ve kültürel mirasa sahip Aztekler büyük bir uygarlık kurmuştur.

İki başlı yılan muhtemelen törenlerde göğse takılırdı.

Alem

Muharrem ayları sırasında Müslüman Şii cemaat üyeleri tarafından hâlâ alam (alem) ve sancaklar taşınmaktadır. Bu alaylar, Hz. Muhammed’in torunu ve M.S. 680’de Kerbela Savaşı’nda şehit düşen Hüseyin bin Ali’nin şehitliğini anmaktadır. Bu alem tılsımlı bir güce sahiptir.

Henutmehyt Tabutları (Mısır) (63 nolu oda)

M.Ö. 1250 civarında yaşamış bir Theban rahibesi olan Henutmehyt’in mumyası, birbirinin içine konulan, boyalı ve yaldızla kaplı bir dizi antropoid (insan formlu) tabuta yerleştirilmişti.

Dış tabutu, peruğuyla süslenmiş ölü kadının idealize edilmiş görüntüsünü verirken, iç tabutu, peruk, gözler ve kaşlar dışında tamamen altın plaka ile kaplı. Tabutların yüksek kalitesi, detayları ve altının aşırı kullanımı, zengin bir kadın olduğunu gösteriyor. Dış tabutun önünde ölenlerin koruyucuları Isis ve Nephthys’in figürleri bulunuyor. @arkeofili

Taharqo Sfenksi (65 nolu oda)

Taharqo yüzlü bir sfenksin granit heykelidir. 25. Mısır Hanedanlığı’nda (M.Ö. yaklaşık 747-656) Kuş Krallığı’nın hükümdarlarından biri olan bir Nubiya kralıydı.

Kerma Kültürü Mezarı (Sudan) (65 nolu oda)

M.Ö. 2050-1750 civarı. Yeniden yapılandırılmış bu mezar, Kuzey Sudan’daki tipik bir Kerma kültürü mezarıdır. Adam başı doğuya ve kuzeye bakacak şekilde sağ tarafına çömelmiş bir şekilde yerleştirilmiştir. Ayaklarının dibinde kurban edilmiş koyun/keçiler, bir yanında da çanak, çömlekler ve et parçaları bulunmaktadır. Bu tür ritüel uygulamalar, bu insanların bir tür ahiret inancına sahip olduklarını göstermektedir.

Ur Standardı (Irak) (56 nolu oda)

1928 yılında Leonard Wooley tarafından, Mezopotamya’da bir Sümer şehri olan Ur’da bulundu. Ur Kraliyet Mezarları’ndaki kazı çalışmaları sırasında, mezarda bir direğe asılı olarak bulunan kutunun işlevi kesin olarak bilinmiyor. Kutunun dört tarafında mozaikle işlenmiş sahneler var.

Kutunun bir yüzünde, hükümdar büyüyen bir ekonomiyi yönetirken, barış içinde tasvir edilirken, diğer yüzünde ise orduyla birlikte başkumandan olarak gösteriliyor ve bir savaş sahnesi betimleniyor. @arkeofili.

Ur Kraliyet Oyunu (Irak) (56 nolu oda)

Orijinal kuralları günümüze ulaşmış, bilinen en eski masa oyunu. Geçmişi M.Ö. 3000 yılına kadar uzanan Ur Kraliyet Oyunu, Yakın Doğu’nun neredeyse tamamında oynanıyordu.

Tufan Tableti (Irak) (55 nolu oda)

Yaklaşık 15 cm yüksekliğindeki bu tablet, Asur kralı Asurbanipal tarafından inşa ettirilen Ninova kütüphanesinden gelen bini aşkın tabletten yalnızca biri. Onu eşsiz kılan özelliği ise hem din hem de edebiyat tarihi için önemli bir belge oluşu.

Araştırmacı George Smith tarafından 1872 yılında çözümlenen bu tablette büyük bir tufandan bahsediliyor ve bahsedilenler Eski Ahit’in Yaradılış bölümünde geçen Nuh Tufanı’yla temel ölçüde örtüşüyordu. Ancak M.Ö. 7. yüzyılda, Tevrat’ın günümüze geldiği bilinen en eski versiyonundan çok daha önce yazılmıştı.

İlerleyen zamanlarda, Smith, bulunan diğer tablet parçalarını da birleştirdikçe, bir şiir şekillenmeye başladı. Günümüzde Gılgamış Destanı olarak bilinen bu epik şiir o dönemde araştırmacılara tamamen yabancıydı. M.Ö. 1800 dolaylarında yazıldığı düşünülen destan, dünyanın en eski edebi yapıtlarından biri sayılıyor.

At Arabası Modeli (Tacikistan) (52 nolu oda)

Ceyhun Irmağı (Amuderya) yakınlarında, Tacikistan ve Afganistan sınırında bulunan bu At Arabası Modeli, “Oxus Hazineleri” olarak da bilinen büyük bir altın ve gümüş buluntu grubunun bir parçası. Akhamenid dönemine (M.Ö. 550-330 civarı) tarihlenen bu buluntu grubunda 180’den fazla değerli metal eser bulunuyor ve çok büyük bir kısmı bugün British Müzesi’nin en değerli koleksiyonlarından birini oluşturuyor.

Dört atın çektiği bu zarif araba modelinde iki figür görüyoruz. Dizginleri tutan arabacı ve hemen yanında oturur pozisyonda ve çok daha büyük olarak şekillendirilmiş bir yolcu. Her iki figür de Medler’e özgü kıyafetler giyiyor ve arabanın ön kısmında Mısır tanrısı Bes’in başı göze çarpıyor.

Eveeet biraz uzun oldu ama napalım İngilizler bütün dünyayı toplamış 🙂

2. Humble Crumble

Crumble (İngiliz İngilizcesi) veya crisp (Amerikan İngilizcesi), bazen yulaf ezmesiyle birlikte meyve dolgusunun üzerine pişirilmiş, ufalanan kek benzeri bir üst malzeme ile yapılan bir tatlı.

Ehh fena değil. O kadar.

Yolumuzun üzeri binaların, dükkânların güzelliği.

3. Royal Opera House

Covent Garden’da bulunan görkemli bir sanat mekânıdır.

İç mekânının büyüleyici olduğu söyleniyor. İçini görebilmek için bir etkinlik bileti ya da ücretli gezi turu alınabilir.

Biz buraya gelip teras katındaki Piazza Terrace Bar’a çıkıyoruz. Buradan Covent Garden meydanının ve binasının güzel manzaralarını seyrediyoruz.

4. Genç Dansçı Heykeli

Royal Opera House’un hemen karşısındaki bir ara sokakta bulunuyor.

Bacaklar ters oldu galiba 🙂

5. Covent Garden

West End’de, şehrin tiyatro ve eğlence merkezlerinin bulunduğu bir alan. El sanatlarının sergilendiği Apple Market, Royal Opera House ve alış veriş merkezi burada.

Whittard’da İngiliz çaylarının tadımını yapıp, Venchi’den dondurmamızı alıyoruz.

17. yüzyılda inşa edilen St. Paul Kilisesi’nin önündeki meydanda sokak sanatçılarının performansları oluyor. 

6. Leicester Meydanı

Ortasında küçük, sevimli bir parkın bulunduğu meydandır. Parkın da ortasında, üzerine William Skakespeare’in heykeli olan bir çeşme bulunuyor. Ve etrafındaki su fıskiyeleri aniden çalışmaya başlayabiliyor.

Parkta biraz oturup etrafı seyrediyoruz. Burada maçların izlendiği dev bir ekran da bulunuyor.

Trafalgar Meydanı’na doğru ilerlerken bir kilise kafeye uğruyoruz.

7. St. Martin in the fields Kilisesi

Tonozlu mahzeninde bir kafe (Cafe in the crypt) bulunuyor. Görmeye değer mi???

8. Trafalgar Meydanı

Trafalgar Meydanı, şehrin merkezinde, Ulusal Galeri’nin karşısında bulunan önemli bir meydandır. Adını, Amiral Nelson komutasındaki İngiliz donanmasının Fransız ve İspanyol donanmalarını yendiği Trafalgar Savaşı’ndan alır. 

Fotoğrafta solda Ulusal Galeri, onun da sol yanında St. Martin in the fields Kilisesi ve sağda Nelson Sütunu görülüyor.

Londra’nın ünlü meydanındaki dört bronz aslan heykeli, 1867 yılında Sir Edward Landseer tarafından eklenmiş olup, anıtın koruyucuları olarak Nelson Sütunu’nun kaidesinde yer almaktadır.

Meydanın havuzları.

Fotoğrafta Big Ben de görülüyor.

1884’te yeniden tasarlanıp açılan meydan, aynı zamanda protestoların, gösterilerin ve büyük çaplı etkinliklerin yapıldığı bir alandır.

9. Ulusal Galeri

Ulusal Galeri, Trafalgar Meydanı’nda bulunan bir sanat müzesidir. 1824 yılında kurulan müze; 13. yüzyılın ortalarından 1900’lere kadar uzanan 2.300’den fazla resimden oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır. 

Giriş ücretsizdir. Tabii öncesinde randevu almak gerekiyor. 16.45 için randevu almıştım.

Galerideki en ünlü tablolar :

Kayalıkların Bakiresi (Leonardo da Vinci)

Venüs ve Mars (Sandro Botticelli)

Arnolfini’nin Evlenmesi (Jan van Eyck)

Yaşlı Bir Kadın (Çirkin Düşes) (Quinten Massys)

Hiciv resminin öncü bir eseridir. Aptal yaşlılığı vurgular. Leonardo da Vinci’nin bir çiziminden etkilenmiştir. Alis Harikalar Diyarında’da Çirkin Düşes’in çizimlerine ilham kaynağı olması nedeniyle bu ismi de almıştır.

Virginal’de Duran Genç Bir Kadın (Johannes Vermeer)

Sabin Kadınlarının Tecavüzü (Peter Paul Rubens)

Roma’nın kurtuluş efsanesinde, Kral Romulus yeni inşa ettiği şehirdeki genç kadın kıtlığını gidermek için bir plan yaptı. Komşu Sabin Kabilesi’ni bir oyun festivaline davet etti. Ve askerlerine kadınları kaçırmalarını emretti. Tüm erkekler klasik Roma kıyafetleri giyerken, kadınlar çağdaş Flaman kıyafetleri içinde idi.

Venüs’ün Tuvaleti (Diego Velazquez)

Venüs, kanatlı Aşk Tanrısının tuttuğu aynanın önünde uzanmaktadır. Bulanık yansıma yüzünü göstermektedir ve bu da kendisine değil izleyiciye baktığını düşündürmektedir.

Meyve Tabağı, Şişe ve Keman (Pablo Picasso)

Evlilik Sözleşmesi (William Hogarth)

William Hogarth’ın  1743-1745 yılları arasında çizdiği, 18. yüzyıl toplumunu sivri bir dille eleştirmeyi amaçlayan altı resimden oluşan bir seridir. Para ve sosyal statü uğruna yapılan düşüncesiz bir evliliğin feci sonuçlarını gösterir, himaye ve estetiği hicveder.
Ressam burada soyluların ve zenginlerin erdemli hayatlar yaşadığına dair geleneksel görüşe meydan okuyor ve görücü usulü evlilikleri hicvediyor. Her parçada genç çifti, ailelerini ve tanıdıklarını en kötü halleriyle gösteriyor. İlişkilere bulaşıyor, içki içiyor, kumar oynuyor ve sayısız başka kötü alışkanlık ediniyor.

Ulusal Galeri’den sonra akşam yemeği için Sherlock Holmes Pub’a fish and chips yemeğe gidiyoruz.

10. Sherlock Holmes Pub

Trafalgar Meydanı ve Ulusal Müze’ye yürüme mesafesinde. Burası aynı zamanda küçük, amatör bir Sherlock Holmes Müzesi. İkinci kata çıktığımızda bir odanın Sherlock Holmes eşyalarına ayrıldığını görüyoruz.

Yemekten sonra His Majesty’s Theatre’a gidiyoruz. Arkadaşım Aylin’i dinleyerek Londra’da sanatın tadını çıkarmak için daha gelmeden haftalar öncesinde üç müzikale rezervasyon yaptırmıştık.

11. Operadaki HayaletHis Majesty’s Tiyatrosu

Gösteri saat 19.30’da idi.

Andrew Lloyd’un bu ünlü müzikali, etkileyici ve saplantılı aşk hikâyesi ile 1986’dan beri bu tiyatroda sahneleniyor. Operadaki Hayalet, West End’de en uzun süre sahnelenen ikinci müzikalmiş.

Gaston Leroux’un 20. yüzyılın başlarındaki gotik romanından uyarlanan “Operadaki Hayalet”, Paris Opera binasının görkemli sahnesinde geçen bir aşk ve saplantı hikâyesidir. Binanın altında gizlenen bir müzik dehası olan Hayalet, güzel ve yetenekli genç soprano Christine’e göz koyar. Onu çalıştırır. Ancak Christine yakışıklı Vicomte Raoul’a aşık olduğunda, Hayalet’in aşkı öfke ve kıskançlığa dönüşür ve arzularına sahip olmak için hiçbir şeyden vazgeçmez.

Hayalet’i oynayan sanatçının performansı müthişti. Oyunu çoook beğendik.

Bu arada salon da çok güzeldi. Az bir ücret karşılığında minik dürbünleri de denedik.

Sağ üstte görülen devasa avize, zaman zaman sahneden salonun arkalarına kadar hareket etti.

LONDRA 4. GÜN ROTASI

Bu sabah otelimizden Doğa Tarihi Müzesi’ne yürüyerek gideceğiz. Giderken de Hyde Park ve Kensington Bahçeleri’nden geçeceğiz.

1. Kensington Sarayı, Kensington Bahçeleri ve Hyde Park

Kensington Bahçeleri’nin kuzey kapısından giriyoruz. Biraz yürüdükten sonra karşımıza bir gölet çıkıyor. Kuğular, ördekler, kuşlar…

Kensington Sarayı

Kensington Sarayı, uzun yıllar İngiltere’nin kraliyet ailesinin konutlarından biri oldu. 17. yüzyılda Nottingham House olarak bilinen bu yapı, 1689 yılında Kral III. William ve Kraliçe II. Mary tarafından satın alınarak kraliyet konutuna dönüştürüldü.

Saray özellikle Kraliçe Victorya’nın doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği yer olarak biliniyor. Victorya’nın yaşamının erken dönemlerine dair pek çok kişisel eşya, sarayın “Victorya: Kraliyet Çocukluğu” sergisinde sergileniyor. Kraliçe gençliğinde zorlayıcı ve izole edici “Kensington Sistemi” altıda büyümüş, bu da onun kraliçe olarak tahta çıkışında önemli bir rol oynamış.

Sarayın iç mekânları, Kraliyet Ailesi’nin yaşam tarzını yansıtan şatafatlı dekorasyonlar ve tarihi sanat eserleri ile dolu.

Günümüzde saray, çeşitli sergiler ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Aynı zamanda Cambridge Dükü ve Düşesi ile çocuklarının Londra’daki resmi konutu olarak kullanılıyor.

Saray bahçelerinin devamında Hyde Park bulunuyor.

2. Doğa Tarihi Müzesi

Kökeni 1753 yılına ulaşan Doğa Tarihi Müzesi, önceleri British Müzesi ile aynı mekânı paylaşırken, eserler artınca 1883’te şimdiki yerine taşınmış.

Müze kurucusu Sir Richard Owen, “doğaya bir katedral” yaratma vizyonuna uygun olarak “Gotik uyanış” ve 12. yüzyıl Romanesk tarzı mimarinin bir karışımını kullandı.

Bina, müzenin ana girişindeki katedral benzeri Hinzte Salonu ile büyülüyor.

Müzenin batı tarafına 2009 yılında Darwin Merkezi kurulmuş.

Müzede dikkat çekenler:

Dünya üzerindeki en büyük etoburlardan, şimdiye kadar keşfedilmiş ilk Tyrannosaurus rex iskeletinin bir parçası.

Bilimin bildiği ilk Iguanodon iskeleti. (Kuş kalçalı dinozor cinsi).

Mavi balina iskeleti; girişteki Hinzte Salonu’nda tüm ihtişamı ile ziyaretçileri karşılıyor. 1960’lı yıllarda nesli tükenme tehlikesinden kurtarılan mavi balina, doğanın geleceği için umut sembolüdür.

İtiraf ediyorum ki ben; Mavi balina iskeleti dışında müzenin içindekilerden çok müzenin mimarisini hayranlıkla seyrettim. Kendimi Hogwarts’ta hissettim.

Müze kafesinin tavanları

Yine bir dinazor iskeleti.

Müzede kısaca T-rex olarak bilinen (Tyrannosaurus), Amerika’da ve muhtemelen Asya’da yaşamış etobur bir dinazor türünün canlandırması da var. Çocukların çok hoşuna gidiyor.

Müzeye giriş ücretsiz. Ama rezervasyon gerekiyor. Ben 10 için randevu almıştım.

3. Victoria ve Albert Müzesi

1852 yılında kurulan müze, adını Kraliçe Victoria ve Prens Albert’tan alıyor.

Burası 19. yüzyıl sanatçılarının, dünya sanat mirasını korumak ve herkese göstermek için yarattığı kopya eserlerden oluşan bir müze. Dünyanın dört bir yanında sergilenen eserleri burada bir arada insanlara gösterme çabası.

Çeşitli dönemlere ait dekoratif sanat eserlerinin bulunduğu müze; 3 milyon civarında eser sergiliyor. Heykeller ve diğer eserler gerçek boyutlarında sergileniyor. Müzede resim, heykel yanı sıra mobilya, giyim, mücevher bölümleri de var. Çok büyük bir müze olduğundan mobilya ve giyim kısmını gezmedik.

Doğa Tarihi Müzesi yorgunluğumuzu atabilmek ve öğle yemeği yemek için müzeyi gezmeden önce müze içindeki V & A Cafe’ye giriyoruz.

V & A Cafe

Adı “Refreshment Rooms” (İkram Odaları) olan “dünyanın ilk müze kafesi”ndeyiz. Burada amacım sadece birşeyler yemek değil, sanatı içimde deneyimlemek.

Burası 1156’da yani müze kuruluşundan 4 sene sonra , önde gelen sanatçılar tarafından tasarlanmış birkaç yemek salonu.

Duvarlar, kemerler, tavan ve avizelerdeki zarafete bakar mısınız. Şahsen ben bolca baktım.

Müze merdivenleri

Görüldüğü gibi binanın kendisi bir sanat eseri.

Gümüş Galerisi

Mücevher Galerisi

Raphael Eskizleri (Goblen desenleri)

Sanatçı tarafından çizilen modeller ayna gibi yapılmıştı. Böylece goblen dokumacıları tasarımı arkadan takip edebiliyordu.

Cast Courts (Döküm Avluları)

Müzenin en ünlü kısmı burası. Burada bazı ünlü heykellerin döküm ve alçı kopyaları bulunuyor.

Michelangelo’nun Davut ve Musa heykellerinin orijinal boyutlu reprodüksiyonları burada.

Trajan sütunu yapılırken orijinali binaya sığmayacağı için kopya eser iki büyük sütuna bölünmüş.

Cast Courts’un orta nefinin zemininde bulunan mozaikler. Kadın mahkumlar tarafından yapılmış.

Bu güzel müzeye de giriş ücretsiz. Randevuya da gerek olmuyor.

4. Robert Albert Hall

Kraliçe Victoria’nın eşi Prens Albert anısına 1867-1871 yılları arasında inşa edilmiştir. Muhteşem kubbe tasarımı bulunan bina, Victoria dönem mimarisi örneğidir.

Bir konser salonudur. Kafesinde afternoon tea party’ler düzenlenmektedir.

5. Little Venice

Paddington’ın kuzeyinde, manzaralı ve sakin bir kanal bölgesidir. Şair Robert Browning, yaşadığı ve kanallara bakan bölgeye “Küçük Venedik” adını vermiş.

Londra’ya gelmeden baktığım kaynaklarda aman muhakkak gidin falan diyordu. Geldik ki kimsecikler yok. Tekneler çalışmıyor. Vefa bana “niye geldik buraya” gibisinden bakıyor. Sanırım doğru mevsim değildi 🙂

Bir iki fotoğraf çekip bir sonraki hedefe yol aldık.

6. Camden Market

Semt, Londra’nın en renkli ve şirin yerlerinden biri. Burada el sanatları objeleri, kitaplar, kıyafetler, süs ve hediyelik eşyalar, dünya mutfağından lezzetler bulmak mümkün.

Regent’s su kanalının her iki tarafındaki caddeleri ile manzara harika.

Camden Market’e giden yol boyunca renkli bir caddeden geçiyoruz. Dükkanların hepsinin dış dekorasyonu farklı. Tam fotoğraflık bir cadde.

Yolda gökkuşağı geçidi de bulunuyor.

Buranın hippi bir havası var.

Camden Market; eski depoların düzenlenerek yeniden hayata kazandırılmış olduğu bir pazar.

Burada, Camden’da yaşamış olan Amy Winehouse (1983-2011)’un anısına yapılan ve 2014 yılında açılmış olan bronz bir heykel de bulunuyor.

Yemeğimizi yediğimiz cam kabinler

7. King’s Cross İstasyonu – Platform 9 3/4

Platform 9 3/4, King’s Cross İstasyonu’nda bulunuyor. Harry Potter sevenler için büyülü bir dünyaya açılıyor. Duvara yarı gömülü alışveriş arabası ile filmdeki sahne canlandırılıyor.

Platformun hemen yanında da Harry Potter ürünleri satan bir dükkan var.

8. St. Pancras İstasyonu ve St. Pancras Oteli

St. Pancras İstasyonu, uzun bir süre “demiryollarının katedrali” olarak tanınmıştır. Çok ihtişamlı bir yapı. Yanında dış cepheden ondan pek ayrılamayan St. Pancras Oteli de var. İstasyon 1865 yılında tamamlanmış. Bir proje yarışması ile yapılan otel ise 1876’da.

Harry Potter, King’s Cross İstasyonu’ndan Hogwarts Ekspresi trenine biner. Ancak istasyonun dış cephe çekimlerinde St. Pancras İstasyonu ve yanındaki otelinin dış cephesi kullanılır.

Serinin ikinci filminde Harry ve Ron Weasley’lerin uçan arabası efsanevi Ford Anglia’yı çalıp Londra’nın üzerinde uçuyorlar ve fotoğrafta görülen saat kulesine neredeyse çarpıyorlar.

Oteli bulmak ve istasyondan ayırt etmek için bayağı zorlandık. Otelin içine de girmek istedim çünkü büyük merdivenleri çok ünlüydü. Spice Girls, 1996 yılında “Wannabe” adlı şarkısını, St. Pancras Renaissance Hotel’in görkemli eski merdivenlerinde dans ederek söylemiş.

İçeri girip karşımıza çıkan bir garsona merdiveni sorunca “yasak olduğunu -muhtemelen bu konuda isteklerin fazlalığından- sadece otel müşterilerine ait olduğunu” söylemesine rağmen tüm sevimliliğimizle onu sözünden döndürüp merdivenlere ulaşmayı başardık.

Gerçekten muhteşem.

9. The Standard Otel Terası

İstasyonun karşı çaprazındaki The Standard Otel’in terasına çıkıp St. Pancras İstasyonunu yukarıdan da seyrettik. Burası şehrin güzel seyir noktalarından biri.

Aslında ben otelin ikonik kırmızı dış asansörüne binmek istemiştim. Ama nasip olmadı 🙂

Evet hızlıca akşam yemeğini yiyoruz ve sanat dolu bir geceye daha hazırız.

10. Aslan Kral – Lyceum Tiyatrosu

Saat 19.30

Müziklerini Elton John’un yaptığı, sözlerini Tim Rice’nin yazdığı bir sahne müzikali. Gösteri 1999 yılından beri bu tiyatroda devam ediyor.

LONDRA 5. GÜN ROTASI

Bugün St. Paul Katedrali ve çevresindeki finans bölgeleri gezip oradan Kale Köprüsü ile güneye geçip Southwark bölgesini gezeceğiz. Son noktamız Shakespeare Globe olacak.

Eski Şehir ve Finans Bölgesi’ni gezmekle başlıyoruz. Burası Londra’nın en eski kısmıdır. Ancak çok dönüşüm geçirmiştir. Ama estetikten ayrılmayan bir şehirde tarihi binalar ve gökdelenlerin birlikteliği gözü yormuyor.

1. Milenyum Köprüsü

Thames Nehri üzerinde yer alan ve sadece yayalara açık olan çelik asma bir köprüdür.

“Harry Potter ve Melez Prens” filminde Milenyum Köprüsü, açılış sahnelerinden birinde “Ölüm Yiyenler” tarafından yıkılır.

Köprünün kuzey tarafında harika bir St. Paul Katedrali manzarası vardır.

2. St. Paul Katedrali

(Giriş ücretli. Kişi başı: 26 sterlin. 10-12 arası randevu almıştım.)

Katedral; 1400 yıldır şehrin en yüksek noktasından şehrin siluetini belirlemektedir. Mevcut katedral, Londra büyük yangınından sonra Britanya’nın en ünlü mimarı Sir Christopher Wren tarafından tasarlanmıştır.(1666). 35 yıl gibi kısa bir sürede inşa edilmiştir.

St. Paul Katedrali; Londra piskoposluğunun başlıca kilisesidir.

Westminster Manastırı ise bir manastır olarak başlamış ve her zaman Kraliyet ile ilişkide olmuştur. Yani monarşinin yargı yetkisi altındadır.

Şehrin silüetindeki kubbesi muazzam büyüklük ve güzelliktedir.

Devasa kiliseye giriyoruz. 3500 kişi kapasiteli bir kilise burası. Zengin ve incelikli süslemelere sahip.

Orta neften kubbeye geldiğimizde burada St. Paul’un yaşamından sekiz sahnenin resmedildiğini görüyoruz.

Wren’in geride bıraktığı eksizlerden inşa edilmiş muhteşem yüksek bir sunağa sahip koro da oldukça dikkat çekici.

Kilisenin kriptosu (mezar, mahzen) İngiltere’nin en büyüklerindendir.

Wren’in yanı sıra, İngiltere’nin en büyük iki kahramanı Wellington Dükü ve ünlü denizcisi Lord Nelson’ın da mezarları buradadır.

Winston Churchill, Florence Nightingale, Alexander Fleming ve çok sayıda sanatçı, bilim insanı, müzisyenin mezarları da buradadır.

Ayrıca katedral birçok tarihi olaya tanıklık etmiş. Prens Diana’nın evlilik ve cenaze töreni, Winston Churchill’in cenaze töreni, Martin Lutter King’in Nobel barış ödülünü almadan önceki vaazı burada olmuş.

3. Yansıma Bahçeleri

Önce burayı kilisenin bahçesi içinde aradık. Ancak sokağın karşısında bir bahçe içinde bulduk.

St. Nicholas Cole Manastırı

İçinde bulunan Wren Cafe’den bahsediyorlardı ama rotamız uzun. Bu nedenle sadece fotoğraflayıp geçiyoruz.

St. Mary Aldemary Kilisesi

Bu kilisenin de içindeki Host Cafe’den bahsediyorlardı ama yola devam ediyoruz.

4. Mansion House

Londra Belediye Başkanı’nın resmi konutudur. 1740’larda inşa edilmiştir.

Ön cephede Yunan tarzı sütunlar bulunur. Sütunların üzerindeki alınlıkta, Richard Westmacott tarafından oyulmuş, “Dünya ve Bütünlüğü Tanrı’nındır” yazılı bir heykel bulunmaktadır. Heykel, dünyanın dört bir yanından ve Londra’dan tarihi tüccarları tasvir etmektedir.

5. İngiliz Bankası Müzesi

Pazartesi-Cuma 10-17 saatleri açıktır ve ücretsizdir.

Erkek ziyaretçilerin zor da olsa kaldırabildiği altın külçeyi sadece oynatmayı başarabildim.

6. Royal Exchange

Bir zamanlar ticaret merkezi olarak kullanılan bu zarif 19. yüzyıl binası Neoklasik mimariye sahip. Günümüzde butik ve restoranların yer aldığı lüks bir alışveriş merkezi.

İlk olarak 1571’de açılan binanın mevcuttaki görünümü 3. restorasyonda gerçekleşmiş.

Binanın dışında Wellington’ın ilk Dükü’nün atlı heykeli yanı sıra haber ajansı kurucusu Paul Reuter’ın da heykeli bulunuyor.

Simpson’s Tavern

Buranın wellington’ı iyi diye yazılar okumuştum. Meğerse bu bilgi mazide kalmış. Gittik bulduk ama kapı duvar.

Yurda dönünce öğrendim ki 2022’de kapanmış 🙁 Bu hatayı ben yaptım siz yapmayın 🙂

7. Leadenhall Pazarı

Londra’nın finans bölgesinin tarihi bölgesinde, 14. yüzyıldan kalma bir pazardır.

1881’de Viktorya döneminde etraflıca restore edilmiş. Arnavut kaldırımlı zemin, canlı Viktorya dönemi dükkan vitrinleri ve yıldızlı gökyüzü tavanlarından sarkan gaz lambaları o zamandan beri hiç değişmemiş.

“Leadenhall” adının nereden geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, birçok kişi bunun kurşun kaplı bir çatıdan kaynaklandığından şüpheleniyor.

Lüks mağazalar, barlar ve restoranlarla dolu bu pazarda öğle yemeğimizi yerken çok keyif aldık.

Bu inanılmaz yer; Harry Potter ve Felsefe Taşı’nda Harry ve Hagrid’in Sızdıran Kazan’ı ziyaret ettikleri yer.

8. Llyod Binası

Bir sigorta şirketi binasıdır.

1986’da tamamlanan Lloyd’s binası, daha önce Paris’teki Pompidou Merkezi’nin tasarımında uygulanan yüksek teknolojili bir mimari estetiğini Londra’nın Orta çağ finans bölgesine taşımıştır.

Pompidou Merkezi gibi, Lloyd’s binası da “içten dışa” tasarlanmıştır. Tüm servis fonksiyonları içeriden çıkarılıp binanın dışına yerleştirilmiştir. Bu; asansör, sıhhi tesisat veya elektrik tesisatında kolay değişim ve bakım sağlar.

9. St. Dunstan in the East Kilisesi

Doğu Kilisesi Bahçesi’ndeki St Dunstan, bir kilise kalıntıları arasında yer alan eşsiz bir mekân. Bu yemyeşil vahada banklar ve tarihi duvarları süsleyen yeşilliklerle kaplı bir çeşme bulunmaktadır.  

Burada biraz oturup dinleniyoruz.

10. Sky Garden (Walkie-Talkie Binası)

Londra’yı yüksekten izlemek istediğinizde birçok seçeneğiniz var. Bunlardan birkaçı: Horizon 22 (Rezervasyon gerekli, ücretsiz, 58. kat), Sky Garden (Rezervasyon gerekli, ücretsiz, 38. kat), The Garden at 120 (Rezervasyona gerek yok, 15. kat), The Lookout Level (50. kat).

Bazı rooftop’lar da bunlara eklenebilir. The Standard Rooftop (The Standard otelin 11. katındaki kafe. Biz dün çıkmıştık), Florettica (11. kat. çok yüksek değil ama manzara çok güzel. Bir dahaki gelişimde buraya gelmek istiyorum), Savage Garden Rooftop (Double Tree Hilton üst kat. Görüş kısıtlı), Wagtail (Monument), Jin Bo Law (Hotel Saint).

Biz Sky Garden’ı tercih ettik. Saat 14 için randevu almıştım. 13.30’da oradaydık ve içeri aldılar.

Bina dış görünümü ile telsize benzetildiği için walkie talkie lakabını almış. 2015 yılında açılmış.

Sky garden gökdelenin 3 katını kaplıyor.

Arkada Gherkin (Salatalık) Binası görülüyor. Şehrin yaygın olarak kullanılan çağdaş mimari örneklerindendir. 2003 Emporis Gökdelen Ödülü’nü kazanmıştır.

St. Paul Katedrali ihtişamlı kubbesi ile görülüyor.

Londra Kalesi’ni görmenin en iyi yolu.

Sky Garden’da Darwin Brasserie. Enerji toplamamız lâzım.

11. Pudding Lane

1666’da Büyük Londra Yangını’nın başladığı Thomas Farriner’in fırınının olduğu küçük bir sokak. Dünyanın ilk tek yönlü caddelerindenmiş ayrıca. Pek görülecek bir yer değil bence.

12. Monument (Anıt)

Büyük Londra Yangını anısına yapılmış, seyir platformlu sütun. Londra Köprüsü’nün kuzey ucundadır.

13. All Hallow by Tower Church (Barking Kilisesi)

Bir zamanlar All Hallows’a (Azizler) ve Meryem Ana’ya birlikte adanmış ve bazen All Hallows Barking olarak da bilinen All Hallows-by-the-Tower, Orta çağ Anglikan kilisesidir. Londra Kulesi’ne bakan kilise bazı kaynaklara göre şehirdeki en eski kilisedir ve M.S. 675 yılında kurulmuştur. Dıştan fotoğraflayarak geçiyoruz.

14. Londra Kalesi ve Kulesi

Geniş bir kraliyet kompleksidir. Kalenin duvarları içerisinde tarihi yapılar, zindanlar, kuleler ve Kraliyet Sarayı gibi bölümler bulunuyor. Kale, özellikle Kraliçe’nin mücevherlerini koruması ile de ünlü.

Kalede bulunan kuzgunların da ayrı bir önemi var. Kuzgunlar kaleden ayrılacak olursa kalenin yıkılacağına dair bir efsane var.

Ziyaret ücretli. Biz dıştan görüntüledik.

15. Kale Köprüsü (Tower Bridge)

1894 yılında, gotik tarzda yapılan bir köprüdür. Yaya ve araç trafiğine açık olan köprü, büyük gemilerin geçişi sırasında açılıyor. Öncesinden planlanan bu açılışlar bizim orada olduğumuz tarihlerde yoktu. Olsaydı izlemeyi çok isterdim.

Yukarı katında yayalar için cam bir zemin var. Sergiler var. Biz buraya girmedik.

Kaleden geçerken kuzey kıyı manzarası. Soldaki gökdelen Sky Garden’ın olduğu Walkie-talkie Binası. Sağ tarafta aralardan Gherkin Binası görülüyor. En sağda Londra Kalesi de kadraja girmiş.

Kısa bir dondurma molasının ardından Queen’s Walk’ta ilerliyoruz. Burası Southwark bölgesi.

16. HMS Belfest

Kraliyet Donanması için inşa edilmiş 1938 yapımı bir kruvazördür. Şu anda Thames Nehri üzerinde demirlidir ve müze olarak hizmet vermektedir. Fotoğrafını Sky Garden’dan çekmiştik.

17. Borough Market

Geçmişi 12. yüzyıla dayanan pazar şehrin en büyük pazarıdır. Mevcut binalar 1850’lerde inşa edilmiştir. Sokak lezzetleri ile ünlüdür.

Bread Ahead Bakery’i atlamıyorum. Ama yine söylüyorum bizim tatlılarımız daha güzelll !

18. Southwark Katedrali

Southwark Katedrali, aynı zamanda St. Saviour ve St. Mary Overie Katedral Kilisesi olarak da bilinir ve bin yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. Kökeni, M.S. 606 yılında Londra’nın ilk piskoposu Mellitus tarafından kurulan bir manastıra kadar uzanıyor.

Katedral, yüzyıllar boyunca çeşitli yenilemeler ve eklemeler geçirerek, bugün gördüğümüz görkemli haline kavuşmuş.

Southwark Katedrali’nin konumu büyük bir öneme sahiptir. Thames Nehri’nin güney kıyısında, şehri güneye bağlayan antik Roma köprüsünün yakınında yer almaktadır. (Günümüzde Londra Köprüsü). Bu köprü 1750 yılına kadar Thames’in üzerindeki tek köprü olmuş. Bu stratejik konum, katedrali önemli bir ibadethane, kültürel ve ekonomik faaliyetlerin merkezi haline getirmiş.

Bina, yüzyıllar boyunca yapılan değişiklikleri ve eklemeleri yansıtan farklı mimari stillerin bir birleşimini sergiliyor. Oldukça büyük ve etkileyici bir mimariye sahip. Normalde burayı dışarıdan görüp geçmeyi planlarken kendimi içinde buldum.

Yüksek kemerli Romanesk nefi etkileyici.

Hafiften bir müzik duyuyor ve usulca koroya doğru ilerliyoruz. Kilise korosu ilahi söylüyor. Belli ki çalışmaları var. Ses çıkarmadan oturup dinliyoruz.

Gotik tarzda ahşap bir koro bölümü burası.

Öne çıkan yerlerden biri de ünlü Viktorya dönemi sanatçısı Nathaniel Hitch tarafından yaratılan muhteşem bir sanat eseri olan High Altar Reredosu (mihrap arkalığı)’dur. Reredos’ta Hz. İsa’nın hayatından sahneler tasvir ediliyor ve taş oymalar incelikli detaylara sahip.

Vitray pencereleri de bir o kadar güzel.

Katedrali’nin içinde William Shakespeare’in anıtı da bulunuyor. 

19. Golden Hind

Hikaye ilginç: Sir Francis Drake, en ünlü gemisi Golden Hind ile keşif ve macera dolu destansı bir yolculuk yaparak dünyayı dolaşan ilk İngiliz oldu.

Drake, 1577’de Plymouth’dan beş gemi ile yola çıktı. Bunların en büyüğü 120 tonluk Golden Hind’di. Yolculuğu yalnızca Hind tamamlayıp Plymouth’a döndü.

Drake’in (gizlilikle örtülü) yolculuğunun amacı, İspanyolların Güney Amerika’dan (İspanyol “Ana”sı) çıkarıp Panama Kıstağı üzerinden İspanya’ya geri gönderdiği altın ve mücevherleri ele geçirmekti. Drake bu yolculukta olağanüstü bir başarı elde ederek, çoğunluğu Peru ve Bolivya’dan gelen yaklaşık 26 ton gümüş, yarım ton altın, binlerce sikke, mücevher ve değerli taş ele geçirdi. Hazinesini Peru açıklarında ele geçirdikten sonra Drake, İspanyol gemileri onu beklediği için Güney Amerika’ya geri dönemedi. Bu yüzden Drake kuzeye, Kaliforniya’ya, oradan Vancouver’a ve ardından söylentilere göre “Kuzey Batı Geçidi” üzerinden İngiltere’ye dönmek için 1000 milden fazla yol kat ederek Alaska’ya ulaştı. Bu girişimin, yolculuğunun en önemli destekçisi olan Kraliçe I. Elizabeth’in özel isteği üzerine olduğu iddia ediliyor.

Aşırı kalabalık ve ilkel koşullarda katlanılan zorluklar inanılmazdı. Drake ile birlikte yola çıktıktan üç yıl sonra sadece 56 kişi geri dönebildi.

Bu ünlü geminin tam boyutlu kopyası misafirlere açık.

20. Shakespeare Globe

Shakespeare Globe Tiyatrosu, William Skakespeare’in oyunlarını yazdığı Elizabeth dönemi tiyatrosu Globe Tiyatrosu’nun 1997’de tamamlanan yeniden inşasıdır.  
Tiyatro, Shakespeare’in eserlerine odaklanırken, çeşitli tiyatro prodüksiyonlarına da ev sahipliği yapmaktadır.

21. Mamma Mia – London Theatre

Mamma Mia; Meryl Streep, Pierce Brosnan’ın da rol aldığı, fonda ABBA şarkıları olan 2008 yapımı müzikal bir film. Londra’da ise müzikal oyununu seyretme fırsatı buluyoruz.

Müzikal oyun; babasının kimliğini bulmaya ve onları düğününe davet etmeye kararlı yeni nişanlı Sophie’nin hikâyesini anlatıyor. Annesi Donna’ya haber vermeden onun günlüğünden yola çıkarak üç olası baba adayına mektup yazıyor ve hepsi tam zamanında gelip Sophie’nin nikah masasına oturduğunu görüyor.
“Money Money Money”, “Take a Chance on Me”, “Does Your Mother Know” ve “The Winner Takes it All” gibi birçok hit ABBA şarkısı var.

Çok coşkulu bir gece idi.

LONDRA 6. GÜN ROTASI

Otelimizden çıkıp Paddington İstasyonuna giderken, istasyonun hemen karşısında büyük bir heykel grubu görüyoruz.

1. Vahşi Aşk Masası

Etrafında hayvanların dizildiği bu şirin yemek masası çok hoşuma gitmişti. Masalarına oturmuş fotoğraf çekilmiştim. Anlamını sonradan öğrendim.

Dünyayı dolaşıp sevgi, kabul ve birliktelik mesajları yayan, uluslararası alanda sevilen Tavşan Kadın ve Köpek Adam, partiye ev sahipliği yapıyor. Masa hazırlanmış, hayvanlar yemeğe başlamışken, sadece halkın oturacağı boş sandalyeler kalmış.

Toplu taşıma ile Thames Nehri’nin güneyine geçiyoruz.

2. Observation Point

Blackfriars ve Waterloo Köprüleri’nin ortasında Thames Plajı yanında bir gözlem noktası var. Manzara harika.

Ulusal Tiyatro‘nun önünden geçerek Waterloo Köprüsü’ne geliyoruz.

3. Waterloo Köprüsü

II. Dünya Savaşı sırasında inşa edilen köprü, erkek işçilerin çoğunun savaşa çağrılmasının ardından inşaatında çok sayıda kadının çalışması nedeniyle halk arasında “Kadın Köprüsü” olarak bilinir.

4. Southbank Book Market

Waterloo Köprüsü’nün altındaki büyük kitapçı.

5. London Eye

Bir turunu 40 dakikada tamamlayan, 135 metre yüksekliğinde devasa dönme dolap.

6. Leake Street Kemerleri (Leake Caddesi Graffiti Tüneli, Banksy Tüneli)

Waterloo İstasyonu’nun altından geçen 300 metre uzunluğunda bir yoldur .

Yol; Kraliyet Cerrahlar Koleji’nde tıp doktoru olan ve çalışma hayatını ebeliğe adayan, aynı zamanda Westminster Doğum Hastanesi’ni kuran John Leake’in (1729-1792) adını almıştır. Leake, Westminster Abbey’de gömülüdür.

Leake Street Kemerleri eskiden tren kargo ve demiryolu ekipmanlarının depolanması için kullanılırdı. 1920’lerde ise yasal ve yasadışı içki mekanları ve benzeri yerlerle ünlü bir yer haline geldi. 2007 yılında yaya yolu olarak kullanılmaya başlandı.

2008 yılında önemli tanıtım ve farkındalık yaratma çalışmalarının ardından efsanevi sokak sanatçısı 
Banksy, Leake Sokağı’nı herkesin eserlerini sergileyebileceği yasal bir grafiti alanına dönüştürmeye girişti.

Tünelin duvarları, sanatçıların kendilerini ifade etmeleri, toplumsal sorunları ele almaları veya büyüleyici görseller yaratmaları için dinamik bir platformdur. Buradaki duvarlar ve tavanlar sürekli değişen bir tuval konumundadır.

Breaking Bad (Heisenberg Walter Write)

Karşı kıyıdan Westminster Sarayı ve Westminster Köprüsü

7. Westminster Köprüsü

Thames Nehri üzerinde yer alan köprü, Parlamento Binası’nın yanında bulunuyor. Fotoğraf için Parlamento Binası ve Big Ben ile güzel bir fon sağlıyor.

Thames Nehri üzerindeki en eski kara yolu köprüsüdür. Buradaki ilk köprü 1750’de açılmış ve zamanla yetersiz kalınca 1862 yılında şimdiki köprü yapılmış.

Yedi adet zarif gotik tarzı kemerden oluşan yapı, yeşil Portland taşı ile inşa edilmiş ve şehrin gotik mimarisine uyum sağlamış. Parlamento binası içindeki Avam Kamarası’nın oturduğu banklar da yeşil renkteymiş.

Nehrin üzerindeki bir sonraki köprü olan Lambeth Köprüsü de  Lordlar Kamarası’nın oturduğu banklara gönderme olarak kırmızı renkte boyanmış.

Westminster Köprüsü, ayrıca birçok film ve televizyon dizisine ev sahipliği yapmış bir mekan. Harry Potter serisi, Doctor Who, 28 Gün Sonra ve Görevimiz Tehlike gibi birçok filmde fon olarak kullanılmıştır.

8. Sir John Soane’s Müzesi

Ücretsiz olan bu müzeye 14.30 için randevu almıştık.

Büyük sanat meraklısı ünlü mimar John Soane, henüz hayattayken malikânesini müzeye çevirmiş. Birçok küçük oda ve avluda eski eser, antika eşyalar, kitap ve resim koleksiyonu bulunuyor.

Arada atıştırıyoruz.

Müze çıkışında günlük programımız bitmişti. Covent Garden ve Soho’da takıldık.

LONDRA 7. GÜN ROTASI

1. Westminster Manastırı

Saat 10 için randevu almıştık.

Burası; Londra’nın en güzel dini yapısı ve Gotik mimari şaheseri.

Westminster Abbey’in kökeni 10. yüzyıla kadar uzanır. İlk olarak Kral Edgarın emri ile Benediktin keşişleri için bir manastır olarak inşa edilmiş.

Günümüzdeki kilise ise Kral III. Henry tarafından, duvar ustaları denetlenerek yapılmış.

Yüksek tonozları, devasa büyüklükteki uçan payandaları, büyük ve görkemli vitray pencereleri ve ince taş işçiliği ile Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri çıkmış ortaya.

Burası ne bir katedral ne de bir manastır olduğu için doğrudan hükümdara karşı sorumlu bir dini yapı. 1066 yılından bu yana kralların taç giyme törenlerine ev sahipliği yapmış.

Yapının en çarpıcı unsurları yüksek tonozları ve sivri kemerleridir. Bu kemerler, binanın iç mekanında yükselen bir gökyüzü hissi yaratır. Yerden yükselen devasa kolonlar yükü yukarı aktararak iç mekanı daha aydınlık ve ferah hale getirir.

Devasa vitray pencereleri ve içeriye süzülen ışığın yarattığı atmosfer hoş bir ortam yaratıyor. 

Chapter House (Bölüm Evi)’nde dikkat çekici tonoz tavanlar ve vitray pencereler.

Koro; muhteşem bir ahşap oymacılık örneği sergilemektedir.

Manastır aynı zamanda bir devlet mezarlığıdır. Ülkenin büyük adamlarının mezarları ve heykelleri burada bulunuyor.

Katedralin en etkileyici bölümlerinden biri olan “Şairler Köşesi” (Poet’s Corner), İngiltere’nin edebi mirasının bir simgesidir.

Şapellerin birinde bulunan Kral Edward’ın Taç Giyme Koltuğu neredeyse bin yıldır hükümdarların tahta çıktığı yerdir. Altın varaklar ile süslenmiş ahşap işçiliğe sahip bir tahttır.

2. Canary Wharf (Kanarya Rıhtımı)

(Metro + DLR ile ulaşımı sağlıyoruz.)

Londra şehri ve West End ile birlikte Londra’nın başlıca finans merkezlerinden biridir.

Hikâyesi ilginçtir.

Canary Wharf, 1802 yılından itibaren dünyanın en işlek limanlarından biriydi. Ancak 1960’lı yıllarda liman endüstrisi gerilemeye başlamış ve tüm limanlar 1981 yılında kapatılmıştır.

Daha sonradan Birleşik Krallık hükümeti, bölgenin yeniden geliştirilmesini teşvik etmek için bir dizi politikalar benimsedi. 1988 yılında Kanada şirketi Olympia ve York tarafından, Köpekler Adası üzerinde büyük bir iş merkezi projesi inşaatı başlandı. 1991 yılında zamanında Birleşik Krallık’ın en yüksek binası olan One Canada Square dahil olmak üzere ilk binalar tamamlandı. Ancak, bölge Londra’nın iş hayatı tarafından uzak konumu nedeniyle ilk başta kabul görmedi ve Olympia and York şirketi 1992 yılında iflas etti.

Günümüzde ise bölgede, birçok ulusal ve uluslararası banka ve şirketin genel merkezi bulunuyor. Birleşik Krallık’ın 3. en yüksek gökdeleni olan One Canada Square de dahil olmak üzere çok sayıda gökdelene ev sahipliği yapar. Birleşik Krallık’ın en yüksek 10 binasından 6’sı Canary Wharf’ta bulunmaktadır. 

Canary Wharf’ta bulunan Jubilee Park; ağaçlarla dolu, şelaleli su havuzu bulunan, huzur verici bir alan.

Biraz daha ilerleyince Eden Dock‘a (Eden Rıhtımı) geliyoruz.

Canary Wharf, şirket gökdelenleri ve kurumsal atmosferine rağmen, bol yeşil alanı ile öğle yemekleri ve yürüyüş için harika bir ortam sağlıyor. Buraya geldiğimizde öğle arasıydı ve etrafta birçok şirket çalışanı vardı. Herkes elinde yiyecek tabakları ile gökdelenlerin arasındaki kanalın etrafında ahşap oturakları olan merdivenlere oturmuştu.

Burada restoranlar yanı sıra yan yana dizili ahşap yemek büfeleri var. Hemen bu büfelerden birer tabak bolca doldurulmuş yemek alıyoruz. Diğer insanlarla beraber huzurlu bir öğle yemeği molası veriyoruz. Üstüne üstlük bu alanda bir kadın müzisyen gitar çalıyordu. Eşsiz bir ortamdı.

3. Cutty Sark

Cutty Sark, Kraliyet Gözlemevi (Greenwich Gözlemevi), Ulusal Denizcilik Müzesi ve Kraliçe Evi (Queen’s House); Greenwich Kraliyet Müzeleri’ni oluşturan müzelerdir. Birbirlerine yürüme mesafesindedirler.

Cutty Sark, Greenwich’teki Thames Nehri kıyısında yer alan üç direkli ünlü bir İngiliz yelkenlisidir. 1869 yılında inşa edilen ve yelkenli gemi tasarımının zirvesini temsil eden Cutty Sark, döneminin en hızlı gemilerinden biriydi. Çin’den çay getirmek için inşa edilmiştir. Dünyanın neredeyse tüm önemli limanlarını ziyaret etmiş ve rekor kıran geçişleriyle ün kazanmıştır.

1957’de müze olarak halka açılmıştır. 1953’ten beri Greenwich’te özel olarak inşa edilmiş bir kuru havuzda bulunmaktadır. Artık su kenarında olmayan kuru havuz, geminin daha fazla hasar görmesini önler ve gerektiğinde kolayca onarım yapılmasını sağlar.
Geçmişte onarımlar yapılmış olsa da, geminin gövdesinin % 90’ından fazlası hâlâ orijinaldir.
Her gün 10:00-17:00 saatleri arasında açıktır. Ziyaretçiler gemiyi, kamaralarını, ana güvertesini ve bir dizi Ticaret Donanması gemi figürünü keşfedebilirler.

4. Greenwich Market

Burada, sanat eserleri, antikalar, el sanatları ve kıyafet dükkanları bulunuyor. Ayrıca birçok yiyecek, tatlı standı da mevcut.

5. National Maritime Museum (Ulusal Denizcilik Müzesi)

Greenwich Parkı’nda, Thames Nehri yakınında bulunan müzede; gemi modelleri ve planları koleksiyonu 17. yüzyıldan kalmadır. Ayrıca tarih öncesi çağlardan kalma önemli bir tekne koleksiyonu da vardır. Seyir ve astronomi aletlerinden oluşan güzel bir koleksiyon ve kronometreler bulunur.

6. Queen’s House (Kraliçe Evi)

Queen’s House, eski bir kraliyet ikametgâhıdır. 17. yüzyılda eski Greenwich Sarayı’nın yerine inşa edilmiştir.
Yapının inşası 1616’da Danimarka kraliçesi Anne tarafından başlatılmış, ardından da 1635’te Kraliçe Henrietta Maria tarafından tamamlandırılmıştır. Hem Anne hem de Henrietta tarafından bir inziva yeri yanı sıra biriktirdikleri ve sipariş ettikleri sanat eserlerini sergilemek ve keyfini çıkarmak için yaptırılmıştır. Buna Orazio Gentileschi’nin Barış ve Sanatların Alegorisi adlı eserinin yer aldığı Büyük Salon’un tavanı da dahildir.

Queen’s House, ülkede bilinçli olarak klasik tarzda inşa edilen ilk bina olması nedeniyle Britanya mimarlık tarihinin en önemli binalarından biridir. Kraliçe Evi’nin simetrik görünümü, dönemin yaygın kırmızı tuğlalı saraylarından çarpıcı biçimde farklıydı. Evin benzersiz mimarisi, kendini ayakta tutan karmaşık bir ferforje merdiven olan Lale Merdivenleri (Tulip Stairs) ve mükemmel bir küp olan Büyük Salon gibi özellikleri de içerir.

Büyük Salon, evin kalbidir. Sanatsal ve geometrik mükemmelliğin tasarım yaklaşımını somutlaştırır. Büyüleyici zemin, İtalyan beyaz mermeri ve Belçika siyah mermerinden yapılmıştır ve 1636’da Kral I. Charles’ın Usta Masonu Nicholas Stone tarafından döşenmiştir.

Kraliçe Evi’ndeki bir diğer ilgi çekici yer ise, Inigo Jones tarafından tasarlanan, İngiltere’nin ilk kendi kendini taşıyan spiral merdiveni olan Lale Merdivenleri’dir. Korkulukları güzel çiçek motifleriyle süslenmiştir. Lale Merdivenleri’nin tasarımı Venedik modelinden esinlenmiştir. Merkezi bir destek yapısının olmaması, merdivenin merkezine engelsiz bir görüş sağlar ve aşağıdan yukarıya bakıldığında gerçekten nefes kesicidir. Desteksiz spiral merdiven, etrafındaki beyaz duvarlarla çarpıcı bir kontrast oluşturan parlak mavi ferforje elemanlarıyla zarif bir mimari harikasıdır.

Mutlaka görülmesi gereken bir eser de Kraliçe I. Elizabeth’in Armada (Donanma) Portresi.

Anlam ve alegorik referanslarla doludur ve 1588 yazında İspanyol Armadası’nın İngiltere’yi işgalinin başarısızlığını anmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi resim, sembolik anlamlarla doludur ve İspanyol gemilerinin açık denizde yüzerken İngiliz gemilerinin sakin sularda seyrettiğini göstererek Protestanlığın Katoliklik üzerindeki zaferini sembolize eder. Elizabeth, iffetini ve saflığını temsil eden inciler takarken, yüzünden güneş ışınları gibi uzanan bir yaka onu güzellik, iyilik ve ışığın kaynağı olarak tasvir eder.

Ev, 19. yüzyılın başlarına kadar kraliyet ailesi tarafından kullanılmış, ardından Kraliyet Donanması’nda görev yapmış denizcilerin çocuklarının barındığı bir yetimhaneye dönüştürülmüştür. 1934 yılında ise Ulusal Denizcilik Müzesi’ne devredilmiştir. Artık Ulusal Denizcilik Müzesi’nin bir parçası olarak hizmet vermekte ve önemli denizcilik resimleri ve portreleri koleksiyonunun parçalarını sergilemek için kullanılmaktadır. Yakın zamanda restorasyondan geçmiştir.

Kraliçe Evi her gün 10:00 – 17:00 saatleri arasında açıktır ve giriş ücretsizdir.

7. Greenwich Gözlemevi (Royal Observatory)

Greenwich Parkı’ndaki bir tepede bulunan ve Thames Nehri’ne bakan bir gözlemevidir. Astronomi ve navigasyon tarihinde önemli bir rol oynamıştır.

Kraliyet Gözlemevi 1675’de II. Charles tarafından kuruldu. Binası 1676 yazında tamamlandı. 
John Flamsteed ilk Kraliyet Astronomu olarak atadı. Bu nedenle bina, ilk sakinine atfen sık sık “Flamsteed Evi” olarak adlandırılıyordu.

1884’de Washington DC’de toplanan Uluslararası Meridyen Konferansı, Greenwich Başlangıç Meridyeni’nin tüm dünya için başlangıç meridyeni olmasına karar verdi ve bu karar bir yüzyıl boyunca geçerli kaldı.

1899’de Yeni Fizik Gözlemevi (günümüzde Güney Binası) tamamlandı.

1948-1957’de Kraliyet Astronom Ofisi, geçici olarak güneye Herstmonceux’a taşındı. Kraliyet Greenwich Gözlemevi (RGO) adını aldı. Greenwich’teki gözlemevinin adı Eski Kraliyet Gözlemevi olarak değiştirildi.

1984’de IERS Referans Meridyeni (Kraliyet Gözlemevi’nin yaklaşık 102 metre doğusunda) Greenwich Meridyeni’nin yerini alarak dünyanın Başlangıç ​​Meridyeni oldu.

1990’da Cambridge’e taşındı.

1998’de kapatıldı.

2001’de Greenwich sahası yani Kraliyet Gözlemevi, Greenwich’e geri döndürüldü. Greenwich’teki gözlemevi binaları, Kraliyet Greenwich Müzeleri’nin bir parçası olan astronomik ve seyir araçları müzesi haline geldi.

Royal Greenwich Gözlemevi’nin kapısındaki Shepherd Gate Saati. Başlangıç meridyeni buradan geçtiği için, adını günümüzün Eşgüdümlü Evrensel Saati’nin (UTC) öncüsü olan Greenwich Ortalama Saati’ne vermiştir. Bu saat, yıl boyunca Greenwich Ortalama Saati’ni gösterir. Yani yaz aylarında İngiliz yaz saatine ayarlı değildir.

Veee Greenwich’ten müthiş şehir manzarası

Jacuzzi Restoran

Son günümüzde yine bir İtalyan restoranını seçiyoruz.

Buranın meşhuru olan truffle pasta ve tiramisuyu tercih ediyoruz.

Güzel bir yemekle Londra’ya veda ediyoruz.

Şimdilik İngiltere hikâyemiz bu kadar. Yakında Edinburg’a gelmeyi planlıyoruz inşallah.

Bol gezmeli günler dileğiyle….