5 – 6 Mayıs 2022
Porto
1 Mayıs’ta Lizbon’dan başladığımız Portekiz turunda Porto’ya dün akşam (4 Mayıs) geldik.
Air bnb ile rezerve ettirdiğimiz Casa Sa Noronha Old Town’a yerleştik.
Bugün yarım gün Braga ve Guimares’i gezdik. Kiralık arabayı teslim ettik. Çünkü şehir içinde ihtiyacımız olmayacak. Porto’yu gezmek için bugün yarım ve yarın tam günümüz var.
Herkeslerin methettiği, anlata anlata bitiremediği Porto…
Portekiz’in 2. büyük şehri.
Başlıyoruuuzz.
1. Ruhlar Şapeli (Capela das Almas veya Souls)
Dükkanlarla çevrili bir alışveriş, gezinti caddesi olan Santa Catarina Caddesi üzerinde bulunuyor.
Porto’nun en popüler simgelerinden. Dış cephesi mavi beyaz azulejler ile bezeli. Hayran kalmamak mümkün değil.
İçi de ayrı güzel.
Sıcakkanlı nata’cılarla Vefa sayesinde aramız iyi.
2. Majestic Cafe
Majestic cafe, dünyanın en güzel 10 kafesi içinde 6. sırada yer alıyor.
1922 yılında hizmete giren kafe, ön cephesinden iç mekana kadar, tarzı ile göz kamaştırıyor ve onu turistik bir cazibe merkezi haline getiriyor.
Kış Bahçesi de bulunuyor.
Caddedeki bir bina
3. Aziz Ildefonso Kilisesi (Igreja de Santo Ildefonso)
Azulejlerle süslü bir güzel kilise daha.
4. Congregades Kilisesi (İgrejo dos Congregades)
Tren İstasyonunun karşısında bir kilise.
5. Aziz Benedikt Tren İstasyonu (Estacion de Sao Bento)
Herhalde dünyada en güzel tren istasyonu olsa gerek.
İstasyonun içi Portekiz tarihi ile ilgili çok sayıda azulejle bezenmiş durumda.
Yapım yılı 1904-1916.
1518’de Kral I. Manuel tarafından yaptırılan ve yıkık durumda olan Sao Bento da Ave Maria Benedictine Manastırı’nın yerine inşa edilmiş.
6. Cafe Guanany
1933 tarihli şehirdeki en eski kafelerden. Turistler arasında da popüler.
7. Rahipler Kilisesi ve Kulesi (Clerigios Kilisesi, Clerigios Kulesi)
Kilise ve kule 18. yüzyılda birkaç yıl ara ile inşa edilmişler.
Kule, Portekiz’in en yüksek kulesi olduğu için bir zamanlar deniz feneri olarak hizmet görmüş.
Kuleye çıkılıp şehir manzarası seyredilebiliyormuş. Onu bir dahaki sefere bıraktık.
8. Carmo ve Carmelitas Kiliseleri
Portekiz’deki kiliselerin çok estetik ve güzel olduğu çok açık. Tablo gibi bir kilise.
Kilise yan yana iki kiliseden oluşuyor: Carmo ve Carmelitas Kiliseleri. Eskiden bir kilisede rahipler diğerinde rahibeler bulunurmuş. Araya yaklaşık bir metrelik bir boşluk koymuşlar. Sonrasında bu boşluğa ev yapılmış. Gizli ev (Hidden House). Hakikatten gizli. İlk bakıldığında fark etmek çok zor.
Yan cephe azulej ile bezeli.
9. Lello Kitabevi (Livraria Lello)
Lello Kitabevi, Lello Kütüphanesi veya Lello Kitapçısı. Dünyanın en güzel kütüphanelerinden biri olduğu iddia ediliyor.
1906’da Jose ve Antonio Lello kardeşler tarafında açılmıştır.
Meşhur Harry Potter kitabının yazarı J.K. Rowling’in Porto’da yaşadığı dönemde bu kitapçıdan ve Portolu öğrencilerin pelerinli okul üniformalarından esinlenerek Harry Potter’ı yazdığı söylense de bu sadece hoş bir hikaye.
Kaldığımız air bnb buraya çok yakın olduğu için dün akşamüstü önünden geçmiştik. Uzun kuyruklar oluyordu. O yüzden sabah için rezervasyon saati aldık. Giriş ücretli.
Gerçekten de iç tasarımı muhteşem. Bırakayım fotoğraflar konuşsun.
Sokak fotoğrafları
10. Kobalt Kedisi
İspanyol sokak sanatçısı Liqen’in dar bir ara sokaktan bakan devasa bir kedinin duvar resmi var. “Kobalt Kedisi” adlı sanat eseri beş katı kapsıyor ve Porto çevresindeki kedi sayısıyla ve şehirdeki birçok binada bulunan çinilerde (azulej) yaygın olan mavi renkle ilgili.
11. Borsa Sarayı
UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve Porto’nun en güzel binalarından biri olan Borsa Sarayı’nın tarihi 13. yüzyılda burada bulunan bir manastıra uzanıyor. Ancak eski manastır 1832 yılında bir yangında yok oluyor ve 1834’de Porto Ticaret Derneği tarafından bu görkemli neo-klasik tarz Borsa Binası inşa ettiriliyor.
Geçmişte üst düzey devlet adamlarının ağırlandığı, resmi törenlerin yapıldığı bu mekan günümüzde çeşitli etkinliklerine ev sahipliği yapıyor.
12. San Francisco Kilisesi
1383-1410 yıllarında inşa edilen Kilise bir Fransisken Manastırı’nın yanındaki kompleksin parçasını oluşturuyor.
Gotik mimarideki yapı Unesco Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyor.
Sahile Ribeira Bölgesine iniyoruz. (Burayı daha sonra gezeceğiz)
13. Douro Nehri
Porto şehrinin simgelerinden olan nehir ülkenin 3. en uzun nehri. Yaklaşık 900 km uzunluğundaki nehir Atlas Okyanus’una dökülüyor.
Şehri ikiye ayıran nehir çok güzel bir boğaz yaratmış.
Birazdan karşı tarafa (Gaia bölgesine) geçeceğiz.
Sahilde evler
14. I. Luis Köprüsü (Ponte Dom Luis I)
I. Luis Köprüsü ve karşıda Pilar Manastırı
Douro nehri üzerindeki 1886 yılında hizmete giren köprü Porto’nun simgelerinden biri haline gelmiş. Tasarımıyla ve şehrin iki yakasını bağlaması nedeniyle oldukça yoğun olarak kullanılıyor. Demir yapılarla yapılan heybetli ve zarif iki katlı bir köprü.
(Not: 1879’da Eyfel Kulesi’nin mimarı Gustave Eiffel, Douro Nehri’ne yeni bir köprü inşa etme projesi sunmuş. O dönemde bu proje kentsel nüfusun çarpıcı bir şekilde büyümesi ve tek katlı bir köprünün bunu karşılayamayacağı gerekçesi ile reddedilmiş.)
İki katlı köprünün iki katında da nehir ve Porto manzaralı yürüyüş için yaya yolu mevcut. Biz gittiğimizde alt katın restorasyonu nedeni ile etrafı örtülüydü. Üst kat tramvay alt kat araç trafiği için açık.
Alt kattan karşıya geçtik. Funiküler de vardı. Ama funiküleri seyrederken Pilar Manastırı’na uzak bir tarafa geçtiğini zannederek ona binmedik 🙁 Bir de köprünün alt katı örtülü olmasaydı iyiydi ama.
Vila Nova de Gaia
Porto şarabı endüstrisinin merkezi olan Vila Nova de Gaia, tur ve tadım imkanı sunan şarap mahzenleriyle doluymuş. Bölgede yirmiye yakın şarap evi bulunuyormuş. Çünkü Gaia şarap yıllandırmak için ideal bir iklime sahipmiş. Bu nedenle tüccarlar 1710 yıllarında buraya yerleşmeye ve mahzenlerini inşa ettirmeye başlamışlar.
İngilizler, Fransız şarabı ithal etmek istemediklerinden şaraplarını Portekiz’den alıyormuş.
Biz de Gaia’ya geçer geçmez köprünün altında Porto’nun ünlü şarap mahzenlerinden birini görüp eksik kalmayalım diye girdi çıktı yaptık. (Bir arkadaşa bakacaktık :).
Evet hemen Douro Nehri’nin güzel manzaralarını bırakalım.
15. Pilar Manastırı (Mosteiro da Serra do Pilor)
Gaia’da şehre hakim bir tepe üzerinde bulunuyor.
16. yüzyılda Aziz Augustine’in isteği üzerine inşa edilen manastır, zaman içinde birkaç kez restore edilmiş ve mimarisinde çeşitli tarzlar bir arada toplanmış.
UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor.
Dikkat çekici özelliği ise dairesel bir tasarıma sahip olması.
Ancak burası pek de tatmin edici bir eser değildi bizim için. Ama çıkıp manzara seyretmiş olduk.
Aşağı doğru inerken “Esplanada do Teleferico“ya uğrayıp birşeyler içtik.
16. Morro Bahçeleri (Jardim de Morro)
Morro Portekizce tepe demek.
Pilar Manastırı’nın bulunduğu tepenin eteklerine doğru konumlanmış, enfes kesici bir boğaz manzarasına sahip. Dinlenmek, eğlenmek, manzara seyretmek için ideal bir yer.
Morro Bahçelerinden sonra I. Luis Köprüsü’nün ikinci katına yöneliyoruz. Çünkü köprü karşı tarafta Porto Katedrali’nin yakınından geçiyor.
Karşıdan Porto Katedralinin görünüşü.
17. Porto Katedrali (Se do Porto)
İlk yapımına 2. yüzyılda başlanılan katedralin kökeni böylelikle Roma Katolik Katedrali oluyor.
Bugünküne benzer şekilde yapımı ise 12. yüzyıl. Birçok kez restorasyon gören katedralde Gotik ve Barok tarzları görülür.
Kaleyi andıran bir görüntüye sahip yapı oldukça büyük ve ihtişamlı görünüyor.
Katedralin önündeki meydanda taş bir boyunduruk bulunuyor. Adaletin simgesiymiş ve bir zamanlar suçluların idam cezalarının gerçekleştirildiği yermiş burası.
Yüksek sütunlar ve nefin dar cepheden görünüşü
Katedralde 14. yüzyılda yapılan Manastır ve hazine kısmı bulunuyor.
Katedralden Douro Nehri manzarası
18. Piskoposlar Sarayı
Porto Katedrali’nin yan tarafında bulunuyor.
19. Riberia Bölgesi
Riberia; nehir kıyısı demek.
Nehir kıyısındaki bu cazibeli bölge; sahil boyunca uzanan güzel evler, restoranlar ve şehre doğru uzanan Orta çağdan kalma daracık sokaklardan oluşuyor.
Praça da Ribeira
Gaia’dan meydanın görünümü.
Nehir kenarındaki bu meydan; küçük ama renkli, her daim hareketli bir meydandır.
Küp Çeşme; Meydanın ortasında kafe masalarıyla çevrili ortasında bronz bir küp bulunan çeşmedir.
Sahilde Mercearia Restorant’ta dinlenip, karnımızı doyurup bölgeyi gezmeye başlıyoruz.
Riberia’nın renkli ve dar sokakları.
Balkonlarında çamaşırların asılı olduğu, balkon sohbetlerinin yapıldığı samimi evler.
Bir gezinin daha sonuna geldik. Akşam dönüyoruz.
Göremediklerim, yapamadıklarım:
Bordalo’nun Eseri Bordalo II Half Rabbit’i görmek
Nehirde tekne turu yapmak
Teleferiğe binmek
Clerigios Kulesi’nin tepesine çıkmak
İşte tüm bunlar için buraya bir daha gelmek gerekiyor 🙂