Berlin

28 Nisan – 1 Mayıs Berlin Gezisi

Kısa bir tatili değerlendirme peşindeyiz. Bu sefer Ali Vefa Berlin’i seçiyor. Müzeler şehri. Tam bizlik:)

28 Nisan 7:40 THY uçağı ile İstanbul’dan Berlin’e uçuyoruz.

Önce şehri biraz tanıyalım.

Berlin; Almanya’nın kuzeyinde bulunuyor. Nüfusu 3.5 milyon dolayındadır.

1961 yılında Utanç duvarı ( Schandmauer–Berliner Mauer ) ile ortadan bölünen şehir, ekim 1990’de duvarın yıkılması ile yeniden birleşmiş ve Federal Alman Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. 12 ayrı bölgeden oluşuyor.

berlin şehir haritası ile ilgili görsel sonucu

Turistik olarak en önemli merkez Mitte’dir. Eski doğu Berlin merkezli tarihi bölgedir.

Şehrin batı kısmı; lüks alışveriş mağazalarının bulunduğu caddeler alanıdır. Ku’Damm (Kurfürstendamm) vb.  Bölgede ayrıca; Charlottenburg Sarayı, Kulturforum, Tiergarten ve Olimpiyat Stadyumu bulunur.

Mitte’nin güneyinde ise Türklerin yoğun olarak yaşadığı, cafe, bar ve işletmelerin bulunduğu hareketli bir semt olan Kreuzberg bulunur.

1. Gün: 28 Nisan 2018 Cumartesi

Şehre varır varmaz panoramik bir tur yapıyoruz.

En doğuda Alexanderplatz ve en batıda Brandenburg Tor alındığında 2,3 km.lik bu mesafe içinde biraz kuzeye ve güneye sapmalar ile şehrin en turistik ve tarihi yerlerini gezmek mümkün oluyor.

berlin tourist map ile ilgili görsel sonucu

Tauentzien caddesi üzerinde Kırık Zincir Heykeli‘ni görüyoruz.

Ünlü ve lüks Kurfürstendamm caddesindeyiz.

Kaiser Wilhelm Memorial Kilisesi (Yıkık Kilise)

II. Dünya savaşında zarar gördüğü için113 metre yüksekliğindeki kulesinin yaklaşık yarısı yıkılmış. Ancak ibretlik olsun diye restore edilmemiş.

Şehrin batısından girdiğimiz için merkeze doğru ilerlerken önce parkların bulunduğu bir alana geliyoruz.

Berlin Zafer Sütunu (Siegessaule)

Meydanda yer alan heykel 1864 yılında Prusya Zaferi anısına tasarlanmış. Bitimine kadar iki zafer daha yaşamış ve tüm bu seferlere adanıp 1873 yılında açılmış. 66 metre uzunluğundaki sütunun tepesinde yüzünü batıya dönmüş Zafer Tanrıçası Viktoria heykeli var.

Meydandan,  Berlin’in en büyük bahçesi Tiergarten içinden geçerek bahçenin sonuna geliyoruz.

Alman Parloamento Binası (Reichstag)

Buranın özelliği tepesindeki cam kubbesi. Halkından sır saklamayan Alman Devleti’ni simgeliyormuş. 1894 yılında neo-klasik tarzda yapılmış binanın ön cephesinde “Alman halkına” yazıyor.

İçini gezmek için önceden rezervasyon yaptırmak uygun olabilir. Çünkü oldukça kalabalık bir sıra vardı. İstenirse ücretli olarak cam kubbeye de çıkılabiliyor.

Tiergarten’den çıkınca tarihi bir kapıyla karşılaşıyoruz.

Brandenburg Tor

Eskiden şehirde bulunan 18 kapıdan tek ayakta kalan bu yapı Almanlar için çok şey ifade ediyor. Brandenburg Kapısı; Alman İmparatorluğu döneminde 1791 yılında Neo-klasik tarzda yapılmış. 26 metre yüksekliğindeki şehir kapısı Atina’daki Akropolis’in girişindeki anıtsal geçitten esinlenilmiş. Halk sadece ilk iki aralıktan geçerken kraliyet ailesi orta geçişi kullanmış.

1793’te kapının üzerine “quadriga” denilen dört atın çektiği arabaya oturmuş Zafer Tanrıçası Viktoria heykeli ilave edilmiş.

1806’da aldığı zaferle şehre gelen Napolyon, Quadriga heykelini çok beğeniyor. Zafer alayı için kapıyı kullanan ilk kişi oluyor ve Quadriga’yı söktürerek Paris’e götürüyor.

1814 yılında ise Prusyalı general Napolyon’u yenince heykel eski yerine konuluyor. Bir eliyle arabayı kullanan Viktoria’nın diğer elinde Almanya’yı ve Hıristanlığı temsil eden kartal ve haç bulunuyor.

II. Dünya savaşı sırasında kapı hasar görmüş. Orjinal Quadriga’dan sadece bir atın başı kalmış.

Soğuk Savaş boyunca, Reichstag Batı Berlin’de, Brandenburger Kapısı Doğu Berlin’de kalmış.

(Almanlar Berlin duvarı yıkıldıktan sonra duvarın geçtiği hat boyunu göstermek için yere farklı renkte kaldırım taşı -ölüm şeridi- döşemişler. İlk fotoğrafta görülüyor.)

Berlin duvarının 22 Aralık 1989’da yıkılmasından sonra toplanan 100 bin kişilik halk ilk yılbaşı kutlamasını burada yapmış. Bu kapı yeniden birleşmiş bir Berlin’in simgesi haline gelmiş.

Kapı Pariser meydanına açılıyor. II. Dünya savaşında harabeye dönen şehirde restorasyon 1990’da yeniden başlamış. Bu meydanda da modern binalar, elçilikler ve 5 yıldızlı Adlon otel inşa edilmiş.

Checkpoint Charlie

Brandenburg kapısından çıkıp müzeler adasına kadar doğuya uzanan caddenin adı Unter den Linden (Ihlamurlar altında). Ihlamur kokuları eşliğinde yürüyoruz. 750 metre kadar yürüyüp bu caddeyi dik kesen tarihi Friedrich caddesine geliyoruz. Güneye dönüp bir kilometre kadar ilerleyince Checkpoint karşımızda.

Duvar zamanında doğu ile batı arasındaki 3 geçiş kontrol noktasından Amerikalılar tarafından kontrol edilen kapı. Diğerleri Alfa ve Bravo.

Charlie; Doğu Almanya’nın, müttefik diplomatlar, askeri personel ve yabancı turistlerin Berlin’in Sovyet sektörüne geçmesine izin verdiği tek kapıydı. 

Yaklaşık otuz yıl işlev gören Checkpoint Charlie’nin müttefik tarafı sadece küçük bir prefabrik kulübe ve birkaç kum torbasından oluşuyordu. Orjinal ahşap muhafızı, 1980’lerde daha büyük bir metal bina ile değiştirildi. Ancak Müttefikler, Berlin Duvarı’nın kalıcı veya meşru bir sınır olmadığını düşündüklerinden kontrollerini her zaman basit tutmuş.

berlin, berlin wall, checkpoint charlie

İnternetten aldığım 1961 yılına ait fotoğraf.

Şimdilerde ise eskiyi unutmamak adına olsa gerek aynı noktada kulübe ve temsili askerler ile kontrol noktası turistik merkez haline gelmiş. 5 euro verip askerlerle anı fotoğrafı çektirebiliyorsunuz.                                                      

Almanlar eski günlerden utanıp ahlayıp vahlamak yerine ders çıkarmışlar ve büyük bir disiplinle ilerleme yolunu seçmişler.

Gendarmenmarkt

Fransız Katedrali, Alman Katedrali ve tarihi Concert House üçlemesi ile güzelleşen bir meydan.

Fransız Katedrali

Protestan oldukları için Fransa’daki zulümden kaçan Fransız Protestanları’na (Huguenot) kucak açan Berlin’de yapılan bir kilise. O dönemde Protestanlar Berlin nüfusunun yaklaşık % 25’ini oluşturuyormuş. 1705’te yapılmış. 1785 yılında, karşısında yer alan Alman kilisesine Carl von Gontard tarafından kubbe eklendiğinde Fransız Kilisesinin de bitişiğine benzer kule yapılmış. Ancak kilise ile bağlantısı yok. Bitişiğindeki kubbe (dom) ve karşısındaki Alman Katedrali nedeniyle – “Dom” kelimesi Almanca’da katedral anlamında- Fransız Katedrali denmiş. 

70 metre yüksekliğindeki kule (dom); 1929’dan beri Huguenot Müzesi’ne (Hugenottenmuseum)   ev sahipliği yapmaktadır. Müze, Berlin’deki Fransız Protestanların tarihini ve Berlin’in 18. yüzyılda gelişmesine yardımcı olmadaki etkilerini belgelemektedir.

Alman Katedrali

Yeni Kilise olarak da bilinir. 1708 yılında inşa edilmiştir.  1785’de Carl von Gontard tarafından kubbe ilave edilmiştir. 1945’te Deutscher Dom tamamen yanarak yıkıldı. Tekrar inşa edilerek 1996’da Alman tarihi üzerine sergiler düzenleyen bir müze olarak yeniden açıldı.

Konzerthaus (Konser Salonu)

Gendarmenmarkt’taki en yeni binadır. Berlin’in ünlü mimarlarından Karl-Friedrich Schinkel tarafından;  1817’de yangınla tahrip olan Ulusal Tiyatro kalıntıları üzerine 1824’te tiyatro olarak inşa edilmiş. Gendarmenmarkt’taki diğer binalar gibi, Konzerthaus İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar görmüş. 1984 yılında tamamlanan yeniden yapılanma ile tiyatro bir konser salonuna dönüştürülmüş. Şimdi Berlin Senfoni Orkestrası’na ev sahipliği yapıyor.

Schiller Anıtı

Konzerthaus’un önünde, meydanın ortasında ünlü Alman şairi Friedrich Schiller’in heykeli yer alıyor. Beethoven’ın Ode’sine ve Avrupa marşı olan Joy’a şarkı sözü vermesiyle tanınıyor.

Mermer anıt aslen 1871 yılında Schillerbrunnen (Schiller Çeşmesi) olarak Reinhold Begas tarafından yaratılmıştır. Heykelin dört köşesinde Şiir, Drama, Tarih ve Felsefe’yi temsil eden dört alegorik kadın figürü bulunuyor. Günümüzde çeşme faaliyeti bulunmuyor.

Berlin Duvarı (East Side Gallery)

Türk mahallesi olarak bilinen Kruezberg’den Oberbaum köprüsü ile nehrin karşısına geçince Friedrichshain semtine geliyoruz.

1,3 kilometre uzunluğundaki kalıntı “Berlin Duvarı” burada bulunuyor. Ressamlar tarafından boyanıp sanat unsuru haline getirilmiş.

(Berlin Duvarı, 1961 yılında yapılmaya başlamış. 46 km uzunluğundaki duvardan batıya kaçmaya çalışırken en az 235 kişi hayatını kaybetmiş. Beş bin kişi ise kaçmayı başarabilmiş. 1989 yılı kasımında yıkılmış.)

Sosyalist kardeşlik öpücüğü (socialist fraternal kiss); duvarın en ünlü resmi. Doğu Almanya lideri Erich Honecker ve Sovyetler Birliği Başkanı Leonid Brejnev dudaktan öpüşerek bu fotoğrafı dünyaca ünlü hale getirmişler.

Berlin duvarını da gördükten sonra otele yerleşmek ve dinlenmek için bir mola veriyoruz.

Panoramik turda batıdan doğuya doğru gelmiştik. Akşam üstü ise gezi rotamızın en doğusu ve şehrin de merkezi konumunda bulunan Alexander Meydanı’ndan yürümeye başlıyoruz.

Alexander Meydanı

Şehrin bilinen bir noktası olduğundan aynı zamanda bir buluşma noktası. Çok sayıda mağaza ve restoran bulunuyor.

Meydandaki Dünya Saati (Weltzeituhr).

Meydanın hemen yanındaki park ve etrafında şehrin üç önemli yapısını birlikte görüyoruz.

Tv Tower (Berliner Fernsehturm)

368 metre uzunluğundaki  televizyon kulesine çıkıp Berlin’i buradan seyretmek mümkün.

Marienkirche (St. Mary Kilisesi)

Televizyon kulesinin hemen bitişiğinde yer alan ortaçağdan kalma Protestan Kilisesi.

Kırmızı Belediye Binası (Rotes Rathaus)

1861-1869 yılları arasında inşa edilmiş. Neo-Rönesans tarzı bir bina.

Neptün Çeşmesi

Belediye Binası’nın ön tarafında bulunuyor.

1891’de inşa edilmiş. Roma su ve deniz tanrısı Neptün ortada yer alıyor. Etrafında dört kadın o dönem Prusya topraklarında bulunan dört nehri temsil ediyor. Elbe, Ren, Vistula ve Oder. Çeşme, eski Berlin Şehir Sarayı yıkılınca 1951 yılında eski yerinden alınmış. Restore edilip 1969’da şu anki yerine taşınmış.

Marx-Engels Forumu

Parkın içinde bulunan Marx, Engels heykeli

DDR (Demokratik Alman Cumhuriyeti) Müzesi

Ee madem müzeler şehrindeyiz vaktimiz elverdiğince müze gezeceğiz.

Kişi başı 9.8 euro. Karl-Liebknecht köprüsünün altında, caddeden sahile inilen merdivenlerden inince hemen sağda bulunuyor.

Burası popüler ve interaktif bir müze. 2006 yılında açılan müze “Dokunulabilir Tarih” sloganı ile soğuk savaş  dönemindeki Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki (DDR) yaşam ve günlük kültürel faaliyetlere adanmış. Müzede görselliğin yanı sıra mevcut eşyalara elleyebiliyor, eski araba veya motosiklete binebiliyorsunuz.

Trabant; sosyalist rejimin statü sembolü arabası. 25 beygir gücündeymiş ve almak için sıraya girip yıllarca bekleniyormuş.

Eski günlük yaşantıyı gösteren odalar bulunuyor.

İşçilere ait temsili dolaplar açılıp neler olduğuna bakılabiliyor.

Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçış yollarını gösteren resimlere bakarken tüylerim diken diken oluyor ve bu yolda ölen iki yüz küsür kişiyi düşünmeden edemiyorum.

 Ampelmann

1961’de Berlin’deki trafik psikoloğu, aynı zamanda teknik ressam Karl Peglau, yayalara özel yeni trafik ışığı sembolleri önerilerini sunmuş: Böylece “Doğu Ampelmann” doğmuş. Şekildeki adamın şapka çizimini de Peglau’nun sekreteri yapmış. Ampelmann günümüzde ise kendini aşmış bir marka.

Müze yakınlarında Ihlamurlar Altında Caddesi’nde birkaç bina dikkatimizi çekiyor.
Berlin Tarih Müzesi (Zeughaus)
 Adadan gelen köprüyü geçer geçmez sağdaki ilk yapı. Pembe renkli.
 Müzenin ana binası Zeughaus’un ön cephesi
Zeughaus yani eski cephanelik bu caddedeki en eski yapıdır. Brandenburg Elector III. Frederick tarafından 1695 ve 1730 yılları arasında Barok tarzda, top cephaneliği olarak yapıldı. Andreas Schlüter, yuvarlak kemer pencerelerinin üzerindeki dev taşları, devlerin kafaları şeklinde tasarladı. Georg Friedrich Hitzig (1811-1881) avlu üzerinde bir çatı inşa etti.
Bina 1875 yılında bir askeri müzeye dönüştürülmüş.

1952’den beri de Tarih Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Arka tarafında müzeye ait modern tarzdaki kısım.

Neue Wache
1816’dan kalma Neue Wache, yolun karşısındaki Prusya Kraliyet Sarayı için bir güvenlik binası olarak yapıldı. Mimar Karl Friedrich Schinkel tarafından neoklasik tarzda tasarlandı. 
1931’den beri “Savaş ve Diktatörlük Kurbanları için Almanya Federal Cumhuriyeti Merkez Anıtı” olarak hizmet vermektedir. 

 Berlin Devlet Operası

2. Gün: 29 Nisan 2018 Pazar

Bugün ilk hedefimiz Müzeler Adası’nı gezmek.

Müzeler Adası (Museumsinsel)

Alexander Meydanı’na yaklaşık 1,5 kilometre mesafede, Spree nehri üzerinde bulunan, küçük ama bünyesinde 5 müze ve 1 katedral barındıran bir kültür adası.

Pergamon Müzesi ve Alte Müzesi 10’ar euro idi. Biz 18 euro’luk bilet alıp iki müzeyi gezdik. Diğerlerine maalesef zamanımız yoktu.

1999 yılından beri UNESCO Dünya Mirası’na dahil olan Müzeler Adası’nda; Eski Müze, Yeni Müze, Eski Ulusal Galeri, Pergamon Müzesi ve Bode Müzesi bulunuyor.

Bode Museum (Bode Müzesi)

Restorasyon sonucu 2006 yılında yeniden ziyaretçilere kapısını açan Bode Müzesi, barındırdığı heykel koleksiyonları ve Bizans hazineleri ile ünlüdür.

Pergamon Müzesi (Bergama Müzesi)

Adanın baş tacı. Müze; Antik Eser Koleksiyonu , İslam Eserleri Müzesi ve Orta Doğu Müzesi’nin bulunduğu üç kanattan oluşuyor.

Zeus Altarı

Maalesef müzenin en önemli parçası olan Zeus Altarı 2026 yılına kadar restorasyonda olduğu için kapalı.

Helenistik dönem; Yunan sanatının Büyük İskender’in ölümünden sonra yaşanan son dönemine rast geliyor. İskender bugünkü Yunanistan’ı da kapsayan büyük bir alanı fethetti. Ölümünden sonra imparatorluk, 4 generali arasında paylaşıldı. Bir tanesi Bergama’da Pergamon Krallığı’nı kurdu. M.Ö. 180-160 yıllarına ait  Zeus Altarı Bergama’dan getirilmiştir. Burada; Olimpos Dağı’nda tanrılar ve devler arasındaki bir savaş konu edilmiştir. Dünyadaki ve kainattaki egemenlik için mitolojik bir savaş.

Bergamalı ve Atinalı sanatçılara, Marmara mermerinden yaptırılan dini anıt U biçiminde.

pergamon zeus berlin museum ile ilgili görsel sonucu

(Fotoğraf; wikipedia’den alıntıdır.)

İştar Kapısı

Bugünkü Irak sınırları içinde, Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında yer alan Babil’in tarihi M.Ö. 3000’e kadar gidiyor. Kral Hammurabi zamanında yani yaklaşık M.Ö. 1700’lerde politik merkez haline geliyor. M.Ö. 604-562’de Nebukadnezar zamanında şehir tekrar önem kazanıyor. Antik Babil şehri yeniden inşa ediliyor. Heredot’un yazdıklarından Eski Ahit’e kadar birçok antik metinde şehrin görkemli tapınak ve saraylarından söz edilmiştir. Nebukadnezar’ın karısı için yaptırdığı Babil Asma Bahçeleri Heredot tarafından dünyanın yedi harikasından biri sayılmış. Ünlü Babil Kulesi (zigurat) yine bu dönemde yapılmış.

İncil’de Kral Nebukadnezar’dan söz edilir. Babil’in Kralı olup Kudüs’ü fethettiği, şehri yakıp yıktığı ve Musevileri sürgün ettiği anlatılır.

Yapılan kazılarda  Babil’in görkemli sembolü İştar Kapısı’na 1902’de ulaşıldı. Bu kapı kentin değişik dönemlerinde inşa edilen sekiz kapısından biriydi. On iki metre yükseklikteki duvarların da büyük kısmı hala ayaktaydı. Birinci Dünya Savaşı çıktığında kazıya ara verildi. Dört yıl sonra savaş sona erdiğinde, Almanya’nın müttefiki ve o toprakların hakimi Osmanlı İmparatorluğu da yıkılmıştı. Almanlar, oraları işgal eden İngilizler’le anlaşarak İştar Kapısı da dahil bazı kalıntıları Berlin’e taşıdı. Kazıda görevli Robert Koldewey orijinal materyaller ve kiremitler ile 1930’da devasa yapbozu Berlin’deki bu müzede tamamlayabilmiş. Bu sergilenen kısım kapının üst kısmına aittir.

Uluslararası ticareti kontrol eden ve Mezopotamya’nın en bereketli topraklarına sahip olan Babilliler eski dünyanın gıpta ile baktığı görkemli bir kent konumundaydı. Yeni yıl şenliklerinde kullanılan tören yoluna açılan ünlü İştar Kapısı ve Babil Kulesi bu görkemin en güzel ifadesi durumundaydı.

İştar Kapısı; Yeni Babil İmparatorluğu kralı II. Nebukadnezar tarafından savaş ve aşk tanrıçası İştar adına yaptırılmış kent giriş kapısıdır ve Ortadoğu, Mezopotamya medeniyet ve kültürünün en güzel yansımasıdır.

Bir iç avlu ile ayrılmış iki anıtsal girişten oluşan, mavi ve deniz yeşili başta olmak üzere değişik renklerde sırlı tuğladan yapılmış dev boyutlu kapı, M.Ö. 575’te Yeni Babil Devleti’nin başkenti Babil’in iç ve dış sur duvarlarını birleştiren, kentin 8. kapısı olarak inşa edilmiştir. Mezopotamya çini sanatının en görkemli örneklerindendir.

Kapının duvarları; Babil’in baş tanrısı, Babil’in koruyucusu Marduk’un kutsal hayvanı ejder (Muşuşu) ve iklim tanrısı Adad’ın kutsal hayvanı boğa kabartmaları ile süslenmiştir.

Ejderhanın ön ayakları; aslan, arka ayakları; kartal pençesi, baş-boyun; yılan, kuyruk; ucunda iğne olan akrep şeklindedir.

Nebukadnezar kendini Marduk’la özleştiriyor.

Bu hayvanlar şehri koruyup kolluyor.

(wikipedia) İstanbul Arkeoloji Müzesi bünyesindeki Eski Şark Eserleri Müzesi’nde İştar kapısına ait parçalar bulunuyormuş.

Taht Odası’ süsleyen palmiye desenli işlemeler

II. Nebukadnezar Yazıtı (İştar Kapısı’nın çivi yazısı)

Beyaz camlı ve mavi sırlı tuğlalarda kapının amacını açıklamak için II. Nebukadnezar tarafından yazdırılmıştır. 10 metre genişliğinde 15 metre boyunda ve 60 satırlık bir yazıdır. 

“Ben Nebukadnezar,

Surların temellerini yer altı sularına kadar kazdırdım. Ve duvarı saf mavi taştan yaptırdım.

Surların iç kısmında boğalar ve ejderhalar var, ki bunları insanlar korkuyla karışık saygıyla baksınlar diye görkemli bir lüks ile donattım.”

Hammurabi Kanunları Dikilitaşı

Sergi salonunun bir köşesinde bulunuyor. M.Ö. 1792-1740. (Orjinali Louvre Müzesi’nde)                          Heykel bazalttan yapılmış.

Tepede Hammurabi, Tanrı Şamaş’dan kanunları alıyor. Şamaş hem güneş, hem de adalet ve hukukla özdeşleştirilmiş bir Tanrı. Otoritesini gösteren bir tahta oturmuş. Ayakları dağların üzerinde duruyor.  Hammurabi nerdeyse Tanrı ile aynı büyüklükte resmedilmiş ancak ayakta duruyor. Şamaş’tan güç sembolü olan yüzük ve asa alıyor.

Alt bölümde Akatça çivi yazısı yazılmış bir yazıt bulunuyor.

Yazıt 3 bölümden oluşuyor:

1. bölümde; Kral Hammurabi’nin tahta çıkışı

2. bölümde; Onun şanı için bir övgü

3. bölümde; Babil’i yöneten 300 civarında kanun yer alıyor.

Çoğu araştırmacı bu kanunların, birçok İncil metninin kökeni olduğuna inanıyor.

Tören Yolu (Marduk Yolu)

İştar Kapısı ile Marduk Tapınağı arasındaki 800 metrelik kutsal yoldur.

İştar Kapısı ile konumunu gösterir tarzda maketi sergileniyor.

Her yıl nisan ayında yeni yıl sayılan tarım yılının başlangıcını kutlamak için tören alayı bu yoldan geçer ve bayram evine giderdi.  Kutlamalar 12 gün sürerdi. Kutlamaların amacı, Marduk ve onun dünyadaki temsilcisi olan kralın üstünlüğünü teyit etmek ve toprağın verimi için teşekkür etmekti. 

Tanrıça İştar’ın kutsal hayvanı olan aslan ile çiçek kabartmaları tören yolunun iki yanını süslemekteydi. Her iki tarafta toplam 120 aslan figürü vardı.

İştar aşk ve savaş Tanrıçası’dır. Sevildiği kadar korkulur da. Tören yolunda göz hizasında konumlanan ağzı açık ve ürkütücü görünümdeki aslan düşmana korku, dosta güven salsın diye yapılmış.

Savaş Tanrıçası İştar egemen hanedanların ve ordularının koruyucusu aynı zamanda.

Milet Güney Agora Kuzey Kapısı

M.S II. yüzyılda İmparator Hadrian döneminde inşa edilmiş. Jüstinyen 538’de Milet’in savunmasını güçlendirdiğinde, kapı surlara yerleştirilmiş. 

1903 yılında Alman arkeolog Theodor Wiegand tarafından bulunup Berlin’e getirilmiş. Renk farklılığından anlaşılacağı gibi birçok kısmı orjinal değil. Bu nedenle eleştirilere maruz kalıyormuş. Yapı; 30 metre genişliğinde, 16 metre yüksekliğinde ve 5 metre derinliğinde.

Trajaneum Salonu

Milet Agora Kapısı’nın karşısında bulunuyor. Tanrılaştırılan Roma İmparatoru Trajan için yapılmış olan akropolün en yüksek terasıdır. Tapınağı Hadrian, selefi Trajan için yaptırmıştır. Ancak burada bu iki imparatora birden tapınılmış olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü tapınağın içinde Trajan ve Hadrian’ın mermer heykellerinin başları bulunmuştur.

Çelenk taşıyan Eros

Liman Anıtı

Başımı mı okşuyor yoksa çık git artık mı diyor anlamadım:)

Orpheus Mozaiği

Aynı salonda bulunuyor. (Orpheus; eski Yunan, din ve efsanesinde müzisyen ve şairdir.) Milet’te bir villanın tabanını süsleyen Orpheus Mozaiği şeffaf renkli cam mozaik küplerden yapılmıştır. Etrafı dikdörtgen panolarla çevrili sahnede Orpheus oturmakta, ona bir köpek ve karga eşlik etmektedir. Orpheus sol eliyle lir tutarken sağ elinde havaya kaldırdığı penası bulunmaktadır.

Evlerin zeminini süsleyen mozaikler, Milet’in zenginliğini yansıtacak nitelikte değerli eserlerdir.

Nebukadnezar saray salonunun girişinde sağlı sollu kapı bekçileri yani Lamussu. (Orjinalleri British Müzesi’nde). Lamussu Asurlular’da sarayların girişinde, sokağa ve iç avluya bakan girişlerde çift olarak yerleştirilirdi. İnsan başlı, kuş kanatlı boğa veya aslan vücutlu olurlardı.

Salonun ortasında bazalt havuz var. Assurlular’dan kalma. İnananların olgunlaşması ve terbiye edilmesinde kullanılmış.

Sam’al Krallığı bir dönem Asurlular’ın denetimine girmiş bir krallık.

Sam’al Aslanları.

Asur Kralı Esarhaddon heykeli

Asur Mezar Odası

İki sfenks tarafından desteklenen sütun tabanı.

İklim Tanrısı Adad (Hadad)

İslam Eserleri Müzesi

Halep odası

17. yüzyıl başlarına ait. Suriye’de zengin Hıristiyan tüccara ait bir evden getirilmiş. Kıymetli ahşap kaplama yapı İslam ve Hıristiyanlığın sembolleri ile süslenmiş. Dinlerin barış içinde yaşamasının bir göstergesi.

Mşatta Sarayı

Ürdün’de, Amman’ın 22 km güneyinde, 8. yüzyılın ortalarına doğru yapıldığı kabul edilen Emevi sarayı. Kaleyi andıran kalın duvarları vardır. Kazılar yapının tamamlanamadığını göstermiştir. Sarayın çok ince bir işçilik gösteren oyma taş süslemeleri sanat tarihinde büyük önem taşır.

Mşatta Sarayı’nın büyük giriş kapısının iki yanındaki beşgen kulelerin alt bölümleri.

Konya Beyhekim Mescidi’nin Çinili Mihrabı

El Hamra Kubbesi

Kaşhan Meydan Cami Mihrabı, İran

Eski Ulusal Galeri (Alte Nationalgalerie)

19. yüzyıl tablolarının Almanya’daki en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Müzenin girişinde gözden kaçabilecek bir duvarda Osman Hamdi Bey’in “Okuyan Arap” (1904) adlı tablosu. (Pinterest’ten alıntı).

osman hamdi bey okuyan arap ile ilgili görsel sonucu

Gitmeden önce hikayesini hürriyet gazetesinde okumuştum. “Ab-ı Hayat Çeşmesi” ya da Almanca “Okuyan Arap” anlamına gelen “Lesender Araber” tablosu İstanbul’da Alman Başkonsolosluğu’nda bir köşede unutulup gitmiş. Müze müdürü Philipp Demandt tabloyu görünce (muhtemelen 2012’de), daha ilk bakışta çok heyecanlanmış ve Berlin’e getirtmiş. 2 metre boyunda, 1.5 metre enindeki tabloyu müzeye girişte sergi salonunun kapısına astırmış.

Arnold Böcklin: Ölüler Adası

Johann Gottfried Schadow: Prensesler Louse ve Friederika

(Çifte düğün yapmış olan kardeş prensesler adına yaptığı ünlü heykeli. Schadow’un ünlü diğer heykeli Brandenburg Kapısı üzerindeki Quadriga’dır)

Neues Museum (Yeni Müze)

1843-1855 yıllarında mimar August Stüler tarafından yapılan müze savaşta yıkılmış ve 2009’da restorasyon geçirip yeniden açılmıştır. Antik Mısır Medeniyeti ağırlıklı olmak üzere Antik dönemin eserleri sergileniyor.

Ünlü Nefertiti’nin büstü de burada.

Altes Museum (Eski Müze)

1713-1867 yılları arasında Prusya Krallığı adı verilen Alman devletinin ilk müzesidir. Tasarımı Karl Friedrich Schinkel’e ait olan binada daire biçiminde odalar ve kubbe mevcuttur.

Yunan, Roma ve Etrüsk dönemlerinden kalma çok çeşitli antik eserler barındırmaktadır.

İtalya‘nın dışındaki en büyük Etrüsk sanat koleksiyonu burada sergileniyor.

Bahçede biraz gezinip heykellere bakıyoruz.

Sırada adada bulunan katedral var.

Berlin Katedrali (Berliner Dom)

Buradaki ilk kilise 1465 yılında yapılmış. Bu sade bina daha sonra sarayın hemen karşısındaki Hohenzoller’in ailesi için mahkeme kilisesi olarak hizmet görmüş.

Kilise, 1717’de Johann Boumann tarafından Barok tarzında tasarlanmıştır.

1822’de Karl Friedrich Schinkel neo-klasik bir tarzda yapıyı yeniden modellemiştir.

1894’te ise İmparator II. William emriyle yıkılmış ve Mimar Julius Raschdorff tarafından yeniden Neo-barok tarzında tasarlanan katedral 1905’te görkemli bir Protestan Kilisesi olarak hizmete açılmıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında hasarlanan katedral 1975-1981 yılları arasında mimar Günter Stahn tarafından tasarlanarak yeniden yapılmıştır. Dört kulesi ve büyük bir kubbesi vardır.

Son restorasyonu 2002’de tamamlanmıştır. Oldukça süslü bir kilisedir. Kubbede zengin Barok süslemeler vardır.

Mermer sütunlar ve yaldızlı süslemeler bol miktarda bulunmaktadır. 

İsa’nın doğumunu, çarmıha gerilmesini ve dirilişini tasvir eden üç vitray pencereye sahiptir.

Orjinal olarak 1905’te yapılan org da restorasyon geçirmiştir. 7000’den fazla boru bulunur.

Berlin müze girişi 7 euro idi. Buna kubbeye çıkış dahil. Vefa çıkmak istemedi. Ben çıktım. Yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki kubbeye çıkış 267 basamaktan oluşuyor. Çıkarken kirli pencerelerin arkasından bile fotoğraf çektim. Nihayet kubbenin tepesine çıkıp fotoğraf çekmek istediğimde bir ne ne göreyim. Makinamın pili bitmiş ve yedek pil Vefa’nın çantasında. Neyse ki cep telefonum yanımdaydı:)

Spree nehri manzarası. En solda Yeni Müze, sağda Alte Müzesi (Eski Ulusal Galeri), ortada bir kısmı gözüken ise Pergamon Müzesi.

Berlin katedrali’nin ön cephesi. Soldan geçen ve ağaçların arkasındaki nehri geçip ana kara üzerinden devam eden cadde Ihlamurlar Altında Caddesi. Bu cadde Brandenburg Kapısı’na kadar uzanıyor. Fotoğrafta sağ üst köşede silüet halinde görülen kubbe, Brandenburg Kapısı’nın arkasında bulunan Alman Parlamento binasına ait. Mesafe olarak bir fikir verebilir. (Yaklaşık 2 kilometre.)

Şimdi kapanmadan yakalamamız gereken bir saray var.

Charlottenburg Sarayı

Charlottenburg semti Berlin’in 1705 yılında kurulan varlıklı bir ilçesiymiş. 1920 yılında Berlin’e dahil edilip bir semt olarak anılmaya başlanmış. Gezerken varlıklı bir muhit olduğu hemen farkediliyor.

Charlottenburg Sarayı; Berlin’deki ayakta kalan tek kraliyet sarayı.

 

Saraya geldiğimizde saat 17:30’du. Sanırım yarım saatimiz vardı gezmek için. Apar topar biletimizi alıp gezmeye başladık. Saray giriş ücreti 10 euro.

Yeni gezmeye başlamıştık ki bu teyze Vefa’ya kötü kötü baktı ve fotoğraf çekebilmesi için ücret ödemesi gerektiğini söyledi. Hadi canım deyip fotoğraf makinalarımızı kapattık. Yani bu kadarı da fazla sanki.

Sarayın çok güzel ve büyük bir bahçesi vardı. Orada biraz gezindik.

Bu arada müzeyi kaçırmamak için yemek de yiyememiş, ancak yolda gelirken saray yakınında bir Lübnan Lokantası’nı gözümüze kestirmiştik. Hemen oraya gittik. Biz garsona İngilizce olarak yemekleri sorarken o Türkçe konuşmaya başladı. Suriyeli’ymiş ve iki yıl İstanbul’da kalmış.

Potsdamer Meydanı (Potsdamer Platz)

Berlin’deki en modern ve yüksek binalarının bulunduğu meydan.

En eski trafik ışığı

1920’lerde Berlin, dünyanın üçüncü büyük şehriymiş. Trafiğin yoğun olduğu Potsdamer Platz’da, Berlin’deki ilk trafik ışığı sistemi 1924’te faaliyete geçiyor.  Yayalar ve sürücüler için trafiği düzenliyordu. Sekiz metre yüksekliğindeki trafik lambası kulesinde sinyal kontrolü vardı ve üzerindeki kabinde polis bulunuyordu.

Günümüzde var olan kule eskinin kopyası.

Sony Center girişinde Legoland bulunuyor.

Sony Center binası buranın renkli bir merkezi.

Gece Alex cafede birşeyler içerken buradaki ışık gösterisini izleme şansımız oldu.

Almanların ünlü bir pastaları var. Adı berliner. 

Ä°lgili resim

Yerken fotoğraflamayı unutmuşum. Fotoğraf için internetten faydalandım. Bununla ilgili bir hikaye var:)

1963 yılında ABD Başkanı J.F. Kenndy, Berlin’de soğuk savaş karşıtı ünlü konuşmasında “Ich bin ein Berliner” yani “Ben Berlinliyim” demek istemiş ama sanırım “Ben berlinerim” demiş.

Berlin’e döndükten sonra akşamki hedefimiz Türk Mahallesi Kreuzberg’de Hasır Restoran‘da yemek yemekti.

Temiz, güzel bir mekan.

Sizin için menüyü de koyuyorum. Çünkü yorumlarda yalan yanlış fiyatlar yazmışlar.

Berlin’de isteyip de yapamadıklarım:

Spree nehrinde bot turu

Mauerpark bit pazarında gezmek

 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir