Granada

2. Gün 3 Nisan 2017 Pazartesi (devam)

Sevilla-Gırnata (Granada) arası yaklaşık 250 km. Akşam şehre varıyoruz. Otelin önerdiği otoparka gidiyor yine Vefa. 2 gün için 30 euro veriyoruz. Bu otopark paraları bana ağır geldi nedense. Türkiye’de otellerin otoparkı olduğundan pek alışkın değiliz ekstradan para vermeye.

Otele yerleştikten sonra Albayzın mahellesine doğru El Hamra’nın bulunduğu tepeyi sağımıza alıp bir gece keşfi yapıyoruz. 

Dönüşte de dar, trafiğe kapalı, hareketli Navas caddesinde La Chicota’da kahve ve sangri içiyoruz.

3. Gün 4 Nisan 2017 Salı

Granada coğrafi konumu nedeni ile adını nardan almış. En görkemli dönemlerini 1238-1492 yılları arasında Nusayri (Nasri) Devleti zamanında yaşamış. El Hamra Sarayı’nın gölgesinde bugün eski ihtişamından uzak, mütevazi bir yaşam içinde olan şehir, Endülüs’te kaybedilen son kale olmuş.

Tarihi Granada şehri; Albayzın, El Hamra ve Sakromonte adlı üç tepe üzerine kurulu.

Önemli iki meydanı: Bib-Rambla ve Nueva.

Sabah kahvelerimizi otele yakın ve yolumuz üzerinde bulunan La Chicota’da içtikten sonra Granada Katedraline doğru gidiyoruz.

Şehir merkezindeki Bib Rambla meydanı. Katedral arkadan görülüyor.

Granada Katedrali ve Kraliyet Şapeli

Reconquista’nın  ardından eski Granada Ulu Cami yıkılıyor. Önce Kraliyet Şapeli (Capilla Real), daha sonra hemen yanına büyük şehir katedrali (Capilla Mayor) inşa ediliyor.

Kraliyet Şapeli: İspanya’da Gotik tarzda inşa edilmiş son dini yapı. Kral Ferdinand, Kraliçe İsabel, kızları Deli Juana ve onun eşinin mezarı bulunuyor. Ayrıca Kraliyet ailesine ait bazı eşyalar sergileniyor.

Büyük Katedral

Ön yüzü Barok, kubbesi Rönesans, gövdesi Gotik tarzda inşa edilmiş. 45 metre yüksekliğindeki kubbesi ve geniş hacmi ile heybetli bir kilise. Ancak yapıların arasında sıkışıp kalmış. Yapımına 1532’de başlanıp 1704’te bittiği için bu süre zarfında ibadet yeri için kilisenin güneydoğu tarafındaki El Sagrario Kilisesi kullanılmış.

Al – Caiceria

Katedralin karşı sokağında, çok sayıda dükkandan oluşan ince uzun bir çarşı. Endülüs Müslümanları zamanından kalma.  İsmi ise Romalılar zamanından kalma. Roma imparatoru Justinian (Arapçada Kayzer) Arap tüccarlara ülkedeki pazarlarda ipek satma izni verdiği için bu tür pazarlara El-Kayzeriyye (Kayzer’in Mekanı) denilirmiş. İsim İspanyolca’da Alcaiceria’ya dönüşmüş. 1843’teki büyük yangında pazarın büyük bölümü yanmış. Yerine küçük bir benzeri yapılmış.

Şehrin merkez kısmında Endülüs döneminden kalan iki eser vardır. Biri Al-Madraza diğeri Corral del Carbon.

Al-Madraza (Medrese)

Yine Müslüman döneminden kalma eski bir medrese. Katedral’in karşısında bulunuyor.

İki katlı, ortasında avlu bulunan ince uzun bir bina. 14. yüzyılda Sultan 1. Yusuf tarafından yapıldığı için Yusufiyye olarak da bilinirmiş. İşgalden sonra şehir kulübü olarak kullanılan bina bir dönem kuşatmada kahramanlık gösteren 24 şövalyenin hizmetine tahsis edilmiş. 18. yüzyılda dış görünümü tamamen değiştirilip Barok desenlerle süslenmiş. Mescit kısmı ise hiç ellenmeden muhafaza edilmiş.

Üst katta oyma işi ahşap tavan.

Bir dönem Belediye Binası olarak da kullanılmış olan yapı, şu anda Granada Üniversitesi’ne ait.

Yol üstünde bir meydanda Kristof Kolomb’un Kraliçe İsabel’den keşifleri için yardım istemesini temsil eden heykel.

Corral del Carbon

Endülüs döneminden kalan yapı yıkılmadan günümüze ulaşan tek kervansaray örneğidir. Müslüman egemenliği zamanında tüccarların konakladığı kervansaray, Hristiyan döneminde ise kömürcü deposu ve pazarı olarak kullanılmış. Bir dönem tiyatro gösterileri için merkez olmuş. Şimdilerde turizm bilgi bürosu olarak hizmet veriyor. Yaz geceleri de Flamenko gösterileri yapılıyormuş.

Burayı gezerken büronun duvarına astıkları yazıda mayıs ayına kadar El Hamra biletlerinin bittiği yazılıydı.

El Hamra için günlük kontenjan belirleniyor ve kontenjandan fazlası satılmıyormuş. Bir de sabah sıraya girenlerden alınan bir kontenjan var. Ama bunun için sabah çok erken saatte kalkmak gerekiyor. Riske atamazdık ve Endülüs’e gelip El Hamra’yı görmeden dönmeyi istemezdik. O yüzden Türkiye’deyken biletleri alıp ondan sonra program yapıp uçak biletlerimizi aldık. Kişi başı 70 euro. Canlı rehber eşliğinde. Bugün 13:30’da El Hamra’da rehberle buluşacağız.

Albayzın

El Hamra Sarayı’ndan Albayzın’ın görünüşü

El Hamra tepesi ile aralarında bir dere ve yolun geçtiği, şehrin diğer tepesi üzerine kurulu en iyi korunmuş Mağribi mahallesi. İki tepe arasında birbiriyle bağlantıyı sağlayan birkaç köprü var.

Sağ taraf Albayzın, sol taraf Elhamra’nın olduğu tepeye bağlanan köprüler.

Bir dönem müslümanların yoğun olarak yaşadığı dar sokaklı mahallede şimdilerde pek müslüman kalmamış. Ancak bir kültürü yaşatan evler hala ayakta. İçe dönük bir toplum mirası olan evlerde avlu ortada. Dış cephelerde pencere yok veya az sayıda.

Albayzın’dan El Hamra’nın görünüşü.

San Juan Müzesi (Pisa Evi)

15. yüzyılda Mağribi tarzda yapılmış bir yapı.

Bu güzel mahallede tarih içinde yaptığımız gezintiden sonra karşı tepeye doğru yola koyuluyoruz. Albayzın’la arasında bulunan köprüden geçiyoruz. Sur kapılarından sonra da yokuş yukarı dik dar bir yoldan saraya varmak için tırmanışa geçiyoruz. Arada durup Albayzın manzarasını seyre dalıp biraz da soluklanıyoruz. Rehberimizle 13:30’da randevumuz var. 12 kişilik bir grupla gezeceğiz. Tur boyunca rehberimiz son derece akıcı bir şekilde İngilizce ve ardından Fransızca olarak sarayı tanıttı bizlere.

Bir tarih ancak ayrıntıları ile bilinirse anlaşılabilir. O yüzden El Hamra’nın fevkaladeliğini anlatmak için bir giriş yazısı yazma ihtiyacı hissediyorum.

El Hamra Sarayı

1232 yılında Gırnata Emiri, Beni Ahmer Devleti’nin kurucusu 1. Muhammed döneminde temelleri atılmış, sonraki hükümdarlar zamanında da ilaveler ile genişletilmiş. El Hamra’nın yapımına başlandığı ve devam ettiği dönem İspanya’daki Müslümanların Hristiyanlarca tehdit edildiği zamanlardır. Bu dönemde iki önemli şehir Kurtuba ve Sevilla Hristiyanlar’ın eline geçmiştir.

Nasriler El Hamra’yı karargah, yönetim merkezi ve ikametgah olarak kullanmıştır.

13 hektar üzerine kurulmuştur.

El Hamra kırmızı olan demek. Kaplandığı kara toprak taşlara kırmızı görüntü verdiği için bu isimle anılmış.

İspanya’da, günümüze ulaşan az sayıda Endülüs kültür ve medeniyet eserinden biridir. İslam Mimarisinin ulaşabileceği en yüksek noktalardan biri, zengin ve zekaca güçlü bir medeniyetin eseridir. 1001 gece masallarındaki rüya sarayların büyüleyici gerçek kopyasıdır adeta.

El Hamra’nın mucizesi onun gizemindedir. Katolikler, yağmalamaları esnasında kitapları, arşivleri yok etmişler ama El Hamra’yı yıkmaya gönülleri el vermemiş.

Ortaçağ harikalarından biri olan yapı İslam medeniyetini anlamak için bir rehberdir. Nefes kesici bir mimariye sahip. Bu sarayda güzel bir yapıdan daha fazlası var. Bu ahengi hissetmemizi sağlayan özel bir neden. Profesör Antonio Fernandez Puertas hayatını El Hamra’yı inceleyerek geçirmiş. Ona göre sarayı inşa edenlerin eski medeniyetlerden başlayan karmaşık geometri hakkında bilgileri vardı. Bu matematiksel prensipleri ilk oluşturan kişi Pisagor. Profesör Puertas yer planından duvar dekorasyonuna kadar bütün binanın tek bir oran etrafında oluşturulduğunu keşfediyor.

Sultan yeni bir saray yapılmasını emretmiş. Sarayın inşası için kısıtlı bir alan mevcut. Gırnata Emiri, mimarlarından saraydaki her bir boşluğu tek bir oran kümesine göre düzenlemesini istiyor. Birbirleri ile ilişkili dikdörtgenlerin oluşturduğu bir küme kullanılıyor. Püf noktası bir karenin kenarı ve köşegeni arasındaki basit ilişki. Puertas bu inceleme ve keşfi sonrasında El Hamra’nın sadece estetik bir başarı değil aynı zamanda matematiksel bir başarı olduğunu ortaya koyuyor.

Sarayda belli başlı 4 bölgeyi gezeceğiz:

1-Arifler Bahçesi (Generalife)

2-Nasriler Sarayı

3-V. Carlos Sarayı

4-Partal (Sütunlu Giriş)

Turumuza önce en az saray kadar meşhur olan bahçelerini gezmekle başlıyoruz.

Arifler Bahçesi (Generalife)

Bahçeciliği de bir sanat gibi bu topraklara getiren Müslümanlar geldikleri yerlerden de sayısız ağaç getirip buralara dikmişler. Meyve bahçeleri de oluşturmuşlar. Bugün gezdiğimiz bu bahçeler, eski ile harmanlanmış değişiklikler de ihtiva ediyor.

Yazlık Saray kısmında yer alan bu fıskiyeli havuzlu alan erkekler için yapılmış. Aynısından bir de bayanlar için var.

Kündekari, mukarnas ve fresk sanatının mükemmel harmanını izliyoruz.

Saray dekorasyonunun her detayı bir düzenin parçası gibi duruyor. Duvarların ve pencerelerin ahşap doğramalarına oyulmuş grift geometrik motifler göz alıcı.

Sultan Terası

Muhteşem Saraydan muhteşem şehir manzarası.

Alt bahçeler.

Bahçeler bile kat kat kurulmuş. Üst bahçeleri taşıyan uygun teknikler kullanılmış.

Bu güzel bahçelerden ayrılıp gezimize devam ediyoruz. Nasri Sarayına kadar daha 15 dakikalık bir yürüyüş mesafemiz var.

Yolda giderken Saray alanı içinde birkaç otel bulunduğunu görüyoruz. (San Francisco Pansiyonu)

V. Carlos Sarayı

El Hamra Sarayı’nın mimarisinin bozulması ilk olarak Kastilya Kralı V. Carlos yani bizim bildiğimiz adı ile Şarlken (Aynı zamanda İsabel’in torunu) zamanında başlar. (Kanuni, Şarlken’e esir düşen Fransa Kralı I. Fransuva’nın kendisinden yardım istemesi üzerine Şarlken’e konuyla ilgili bir mektup yazıyor. Neticesinde Fransuva serbest bırakılıyor.) 1526’da kendi adını taşıyan sarayın yapımı için El Hamra’nın bir kısmını yıktırır. Niyeti Hristiyanlığın Müslümanlık üzerindeki zaferini göstermektir. Ancak çevrede bulunan deha niteliğinde zengin bir mimarinin ürünü El Hamra ile uyumsuz görüntüsü, onu en azından bu alanda bir zafere ulaştırmamış görünüyor. Ziyaretçilerin iki sarayı mukayese etme imkanı da oluyor.

Rönesans  mimarisine uygun olarak sütun direkler üzerine inşa edilmiştir. Dıştan kare planlı yapı içte yuvarlak bir avluya sahip.

Günümüzde Güzel Sanatlar Müzesi olarak hizmet veriyor.

El Hamra’nın tahribatı daha sonraki yıllarda da devam etmiş. Fransa İspanya arasındaki savaşta Napolyon’un orduları tarafından talan edilmiş.

Daha sonraları atıl bırakılan Saray bir müddet de fakir ve evsizlerin barındığı bir mekan olmuş.

1923-1936 yılları arasında bir restorasyona girmiş. Yaptıkları yanlışı anlayan İspanyollar restorasyon sırasında olabildiğince orjinaline sadık kalarak çalışmışlar.

1984’te El Hamra ve Arifler Bahçesi Unesco Dünya Mirası’na alınmış.

Nasriler Sarayı

Farklı zamanlarda yapılmış 3 saray yer alıyor.

Mexuar Sarayı: İsmail (1314-1325), V. Muhammed (1362-1391)

Comares Sarayı: Yusuf (1333-1354), V. Muhammed (1362-1391)

Aslanlar Sarayı: V. Muhammed (1362-1391)

Sarayın dış cephesi oldukça mütevazi. Doğayla büyük bir uyum içinde. Ama içine girildiğinde zirveye ulaşmış bir sanatın izleri her alanda görülüyor.

İlk oda Mexuar Salonu (Meşveret Salonu): Adalet Divanı olarak Emirlerin ve devlet erkanının meşvere yaparak görüş birliğine vardığı, idari ve adli meselelerin konuşulduğu bölüm.

Sarayın her bir duvarında Kur’an’dan alınan ayetler ve Müslüman şairlerin mısralarının kazınmış olduğu kitabeler duvarları süslüyor ve bunları süslerden ayırmak zorlaşıyor. Saray içinde tüm oda ve salonları çepeçevre dolaşan bir sözcük, dünyanın bu en nazenin, Ortaçağın en ünlü, önemli  sarayının sırrını adeta özetler. “Allah’tan başka galip yoktur”. Bu bakımdan El Hamra Allah’ın tek galip olduğunu tüm dünyaya haykıran bir saraydır ve dünyanın hiçbir yerinde Allah adını bu kadar güzel zikreden sütun, kemer, kubbe, tavan, kapı ve duvara sahip bir saray bulmak mümkün değildir.

Rivayete göre bir savaştan galibiyetle dönen Sultan’ın, halkın tezahüratlarına, “galip sensin” nidalarına karşı duvarlara  bu sözü yazdırmış.

Şarlken bu salonda da sakil duran bir değişikliğe imza atmış. Mexuar Salonunda hatların üzerine iki taç otutturmuş. Biri Kutsal Roma Germen İmparatorluğu tacı diğeri Cennetin Krallığı tacı. Hristiyanlık ve Musevilikte cennetin krallığı Kudüs’tür. Ancak o dönemde Şarlken’in hayallerinde yer alan Kudüs, Müslümanlar tarafından yönetiliyordu. Şarlken kendi egemenliği altında birleşmiş büyük Katolik bir imparatorluk kurmak istemiş bunun için yıllarca Protestan ve Osmanlılarla savaşmış ancak bunu başaramamıştır.

Comares Sarayı

Comares Sarayı’nın ön yüzü.

Arrayanes Avlusu (Mersin Ağacı Avlusu): Devlet elçi ve konuklarının Sultan huzuruna çıkmadan önce bekletildikleri ön kabul yeri.

Yer seviyesine inilince havuz ayna görevi görüyor ve binalar suda asılıymış gibi görünüyor. El Hamra’ya suya yansıyan saray da deniliyor.

Arkada görülen de Comares Kulesi. Comares’in el-kamer yani gözlem evinden geldiği de söylenmekte.

Aynı avlunun diğer cephesinde görünen iki katlı bina Şarlken tarafından yıkılan saraydan kalan sadece cephe görüntüsüdür. Arkada adına yaptırdığı uyumsuz görüntüdeki sarayı görülmekte.

Elçiler Salonu ( (Taht Odası): Sarayın sembolik merkezi.

Kulenin içinde yer alan, sarayın en görkemli alanlarından biri. Tavanı 18 metre yüksekliğinde, kenarı da 11 metre olan geniş bir mekan. Duvarlar altın varaklarla süslü.

Arkadaki kafes şeklinde pencerelerde eskiden renkli parlak cam kullanılmış. Önünde Sultan oturur arkadan gelen ışık onun etrafında renkli hareler oluştururmuş. Kurulan bu psikolojik üstünlükle, gelen devlet adamları, elçiler ağırlanırmış.

(19. yüzyıl yazarı Washington Irving der ki: “Bu doğulu tarzdaki mekanı, eski Arap romantizmiyle ilişkisini hissetmeden düşünmek imkansızdır. İnsan neredeyse kafesin ardından kara gözlerin ışıldamasını bekliyor. Bu güzellik, mekanı sanki daha dün mesken tutmuş gibi duruyor. El Hamra’ya gelip buradan çok etkilenen yazar “El Hamra Efsaneleri” adlı eseri yazmıştır.)

Tavan yedi kat göğü sembolize eden 8017 grift yıldız süslemeli mukarnas işçilikli sedir ağacından yapılmış.

Aslanlı Avlu:

Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü başkanı Edgar Pisani der ki: “El Hamra inşa edilirken hiçbir şey tesadüfe bırakılmamış, her detay itina ile hesaplanmıştır. Kavislerin bölünüşünde, tek ve çift sütunların hoşa giden bir tarzda yerleştirilmelerinde, kapı ve pencere yerlerinin tespitinde bunu anlamak mümkündür. İşte bu sayede harikulade bir perspektif ortaya çıkar, avlular ile açık salon arasında güneş ışığı, suların akışı ve gölgelerin oyunu buluştuğunda dış alemle inanılmaz bir uyum ve zarafet sağlamıştır. Bu, sanki el değince kırılıp dökülecek hissi veren yüksek bir zarafettir.”

Elçiler salonuna açılan 12 sütunlu, fıskiyeli havuzlu bir avludur. Beyaz mermer havuz 12 adet aslan figürü tarafından taşınır. Bu aslanların Yahudilikte 12 kavmi temsil ettiği ve Sultana hediye edildiği düşünülmekte.

Abencerrajes Salonu: Kışları resmi şölenler ve önemli konukların kabulü için kullanılıyormuş. Gırnata’nın son Emiri karısı ile ilgili bir kıskançlık krizi neticesinde soylu Abencerrajes ailesinden 12 kişiyi şölen sırasında burada öldürmüş.

Krallar Salonu: Özellikle hayvan tasvirleri, Hristiyan ve Müslüman savaşçıları avlanırken ve savaşırken gösteren resimler bu salonun Hristiyan sanatçılar tarafından yapıldığın düşündürüyor.

İkiz Kız Kardeş Salonu: Hükümdarın özel malikanesine ayrılmış bölümlerden.

Tahttan indirildikten sonra Granada’ya sığınan Malaga Emiri’nin kızıyla Sultan’ın evlenmesiyle bu salon güzel gelin Lindaraja’ya ayrılmış.

Lindaraja Balkonu: Avlu manzarasına sahip balkondan portakal, limon ağaçları ve fıskiyeli havuzu görmek mümkün.

Partal (Sütunlu Giriş, Sütunlu Saray)

Muhtemelen 14. yüzyılda yapımına başlanan El Hamra’nın en eski sarayıdır. Orjinalinden günümüze kalan Büyük havuz ve saraya adını veren beş kemerli sütundur.

Burada rehberden ayrılıp Al Kazaba’yı geziyoruz.

Al Kazaba

Sarayın batı ucunda bulunan, 1248’de yapılmış sarayın en eski bölümü. Nasri Hanedanının kurucusu Ebu Abdullah’ın ikamet ettiği yer. Askeri bir alan özelliğindeymiş aynı zamanda.

Artık bu şahesere veda zamanı geldi. Çıktığımız yollardan inerek şehre dönüyoruz. Plaza Nueva’da tango yapan bir ikiliye denk geliyoruz.

Muhteşem gösteriyi izliyor ve acıkmış bir şekilde kendimizi burada yeme mekanı olarak seçtiğimiz La Chicota’ya atıyoruz.

Ve tapas söylüyoruz. Et, balık veya sebzelerden oluşan mezelerinin adı tapas. Sunum ve servis de harika olunca yemeğe doyum olmuyor. 10 çeşit mezeden oluşan bu tapas tabağı 19 euro idi. Sangria içmeyi de ihmal etmedim.

Akşam saat 10 için Flamenko gösterisine rezervasyon yaptırdık. 30 euro idi. Şirket belli başlı otellerin önünden (biz Melia otelin önünden 9:20’de bindik) müşterileri alıyor. Giderken Sacromonte’nin içinden gezdirerek Flamenko gösterisinin yapıldığı “Cueva de la Rocio’ya getiriyor. Clinton geldiğinde de buraya gelmiş. Granada’da en meşhuru burası imiş. Bizim Clinton’dan ne eksiğimiz var deyip burayı tercih ettik:).

Sacromonte

Albayzın’ın kuzey doğusunda bulunan komşu mahallesi. Komşu olmakla birlikte ev tipleri burada farklı. İç avlulu eski Müslüman evleri yerine çingene kültürünün doğduğu, mağara misali kayalara oyulan evlerden oluşur. Hala çingene kültürünün devam ettiği mahallede bu mağara evlerde artık turistleri buraya çeken flamenko gösterileri yapılıyor. Gittiğimiz yerde aynı anda birkaç odada gösteri vardı.

İzlediğimiz Flamenko, Sevilla’da izlediğimiz gösteri ile mukayese edilemezdi. Sevilla’da sanatının doruğuna çıkmış, sizi içine alan flamenkonun yanında buradaki turistik amatör bir dans gösterisi havasında idi. Flamenkoyu Sevilla’da izlemek lazım.

Gösteri çıkışında minibüsle dar Sacromonte ve Albayzın sokaklarında gezinti yaptık.  Albayzın’da San Nicolas Kilisesi önündeki terasta indik. Burada El Hamra’nın nefis gece manzarasını seyrettik ve fotoğraf çektik.

 

 

 

 

 

 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir