Sevilla

1. Gün 2017 Pazar (devam)

Malaga’dan Endülüs’ün en büyük şehri Sevilla’ya 205 km.lik bir yolculuk ile ulaşıyoruz.

Sevilla’nın ünlü şahsiyetleri:

Sevilla’nın tarihinde ünlü kaşif Kristof Kolomb büyük öneme sahip.

Yine Hz. Mevlana’yı etkileyen mutasavvıf Muhittin Arabi Sevilla’da doğmuş. 36 yaşında İspanya’yı terk etmiş.

Cervantes, Don Kişot’u Sevilla Hapishanesi’nde yazmış.

Carmen operasının hikayesi burada geçer.

Yeniden Fetih döneminde ilk engizasyon katliamları bu şehirde yapılır. Yaklaşık 6 bin Müslüman ve Yahudi bu meydanda yakılır.

Sevilla dünyanın Flamenko merkezi olarak haklı bir üne sahip. Burada birçok Flamenko okulu bulunuyor.

Flamenko; Endülüs halk müziği ve bu müzik eşliğinde yapılan dansın adı. Endülüs’te yıllarca beraber yaşamış Hıristiyan, Yahudi, Müslüman Araplar ve Çingeneler tarafından oluşturulduğu için tüm bu etnik izler görülür. Aşkın, isyanın, haykırışın, tutkunun müziğidir. Endülüs Çingeneleri ile daha da gelişip tüm dünyaya yayılmıştır.

Akşam üzeri vardığımız Sevilla’daki otelimiz Zaida eski şehir merkezinde, tek araç geçebilecek genişlikteki bir sokak üzerinde. Ali Vefa bavullarla beni bırakıp otopark bulmaya gidiyor. Şehirde park edebilecek yer bulmak çok zor. Otopark fiyatları da biraz pahalı. (19 euro).

Akşam Flamenkoya gidecektik. Otel resepsiyonundaki bayan görevliye sorduk. Turistik olanlar da var ama ben size profesyonel olanı tavsiye ederim diyerek “Museo del baile Flamenco’yu önerdi. Ve bizim adımıza saat 20 için rezervasyon yaptırdı.

Gezimize otelimize çok yakın kiliseden başlıyoruz.

Santa Maria Magdalena Katolik Kilisesi

1248’de yapılan ilk ortaçağ kilisesinin kalıntıları üzerine 1691-1709 yıllarında mimar Leonardo de Figueroa tarafından yapılmıştır.

Kilise, varaklarla bezenmiş Barok tarzı bir yapı.

Santa Cruz

3 bin yıl önce kurulmuş Yahudi yerleşim merkezi. Yeniden fetihte Hıristiyanlaştırılmış. Şehrin en hareketli, turistik bölgesi. Flamenko gösterisine giderken mahalleyi gezip görme fırsatı buluyoruz.

Museo del baile Flamenco

18. yüzyıldan kalma bir binada yer alan ve doğuşundan bugüne Flamenko dansının tüm türlerini tanıtan dünyadaki tek Flamenko müzesi.

Gösteri salonu az sayıda seyirci kapasitesine sahip. Fotoğraf çekimine izin var ancak video kaydı yapmamamız konusunda uyardılar. (Gösteri 20 euro)

En ön sıraya oturduk. Harika bir gösteriydi. Dansçıların o ayak hareketlerini nasıl uzun süre yapabildiklerine şaşıyor ve müziğin duygusunu yaşayıp seyirciye nasıl aktarabildiğini görüyorsunuz. Muhteşem bir şeydi.

 

Çalan ve söyleyen sanatçılar da gerçekten işin ehli insanlardı.

Gösteri bitiminde dar ve şirin sokaklardan geçerek  ilerliyoruz.

Gördüğümüz, güzel dekore edilmiş bir şarap evinde İspanyolların cana yakınlığını test ediyoruz.

Katedrale yakın bir yerde Piella yedik. Deniz ürünlü pilav. İkisini ayrı ayrı yemeği tercih ederim.

Katedralin önünde bulunan Virjin Meydanı.

Gece bu şirin şehirde gezerken Reinoso sokakta (Calle Reinoso) binaların birbirini adeta öptüğü öpücük sokağa da uğruyoruz.

2. Gün 3 Nisan 2017 Pazartesi

Santa Cruz mahallesindeki Trionfo (zafer) Meydanı’nda yani Sevilla’nın kalbinde 3 önemli tarihi yapı bulunuyor: Alkazar Sarayı, Sevilla Katedrali ve Hint Arşiv Binası. Bu üç yapı da Unesco Kültür Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Sabah Katedralde uzun bir kuyruk görünce önce hemen karşısında bulunan Alkazar’a gitmeye karar verdik.

Açılış 9:30. Oluşan kuyruğa katıldık. (8,5 euro.)

Alkazar Sarayı

700 yıl İspanyol krallarını ağırlayan, Kraliçe Isabel’in Macellan, Kolomb gibi denizcileri keşif için uğurlamasına tanıklık eden, Avrupa’da kullanılan en eski saray unvanını taşıyan Alkazar Sarayı.

Önceleri burada Müslümanlar tarafında inşa edilmiş bir kale varken Kral I. Pedro tarafından 14. yüzyılda saraya dönüştürülüp hizmete açılmış. Bu yüzden Pedro Sarayı da deniliyor.

I. Pedro Gırnata Emiri 5. Muhammed ile arkadaş. El Hamra’dan çok etkileniyor. O zaman diliminde Avrupa’da Endülüs mimarisi kadar görkemli bir mimari yoktu. Kral, Gırnata’dan ustalar getirtiyor ve El Hamra’nın bir benzerini yaptırıyor. Vizigotlara ait özellikler, Rönesans stili binalar da bulunuyor. Hatta bazı yerlerde Davut yıldızını da görmek mümkün.

Yapı müdehar (müdejar) mimari ile yapılmış. İspanyollar yeniden fetih döneminde Arap ve İspanyol mimarisini harmanlamışlar. Endülüs Müslümanları’nın mimarisinin ağırlıklı olduğu bu tarz mimariye müdehar (müdejar) deniliyor. At nalı kemerler, sarkıtlı kubbe süslemeleri, kubbe, tavan, duvar kabartma işleri bu mimarinin öğelerini oluşturuyor. Bu sanat akımı o kadar etkileyicidir ki İsabel Müslüman ve Yahudileri Endülüs’ten kovarken, müdehar sanatına hakim Müslüman ustaları alıkoymuş.

Alkazar’a “Aslanlı Avlu” ile giriş yapılıyor. Hemen solda “Adalet Sarayı” bulunuyor. Burada alınan kararlar Aslanlı Avlu’da uygulanıyor.

Yeso avlusu; 12. yüzyıldan kalma kemerli küçük bir su bahçesi.

Buradan çıkıp bir avluya doğru ilerliyoruz.

“Monteria Avlusu” (Avcılık Avlusu)

Av seferlerinden önce saray halkının toplandığı yermiş burası.

Sağ taraftaki salon “Amiral Salonu”.

Buradan açılan bir kapı ile “Papazlar Meclisi Binası”na giriyoruz. Günümüzde şapel.

Tekrar Monteria avlusuna döndüğümüzde Pedro Sarayı tarafına yöneliyoruz.

Alkazar Sarayı’nın üst katı günümüzde halen İspanya Kralı ve ailesi tarafından kullanılıyor.

Holden geçip “Bakireler Avlusu”na geliyoruz. Burası çeşitli özel salonlara açılıyor. İnce işçilikli alçı kaplamalar her tarafta dikkat çekici.

Ahşap, çini ve taşın uyumu ancak bu kadar olabilir.

“Bebeklerin Avlusu”: Kemerlerde bulunan iki küçük surat nedeni ile bu isim verilmiş.

Burası Alkazar’ın en görkemli bölümü olan “Elçiler Salonu”na açılıyor. 15. yüzyılda yapılmış bir salon. Birbirine geçen yaldızlı ahşap parçalardan oluşan kubbe tavan var. Kubbe; Gücü sembolize ediyor. 7 kat göğü ve kralın cennet ile çevrelendiğini gösteriyor.

Duvarlarda istiridye kabukları da kullanılmış.

Çiniler ile birbirini tekrar eden geometrik desenler yapılmış.

Duvarlarda “Allah’tan başka galip yoktur” yazıları bulunuyor. Sahiplerine atfen “kral” yerine “halife” tanımlaması kullanılmış. Ve bütün bunları yaptırıp hayranlık duyan bir Hıristiyan kral. Oldukça şaşırtıcı.

Tabandan bir görüntü.

“Alkazar Bahçeleri”

Bahçeler 12. yüzyılda yapılmıştır. Ancak günümüzde, 16. yüzyıldaki Avrupa anlayışı ile yorumlanmış haliyle görüyoruz.

“V. Carlos Salonu”

Tavanda altın renkli kemerler, duvarlarda İspanyol tarihinden sahnelerin yer aldığı halılarla süslü tören salonları bulunuyor. Halıların altında duvarda sarı lacivert renklerin baskın olduğu seramikler bulnmakta.

2 saat süren Saray ziyaretinden sonra Alkazar Katedrali’nde devam eden kuyruk bizi yine korkutuyor ve önce Hint arşivini gezmeye karar veriyoruz.

Hint Arşivi

Sevilla’nın İspanyol Amerika’sının “ticarethanesi” olarak oynadığı rolü yönetmek için  ticaret loncası olarak kurulmuş. 1785 yılında sömürge yatırımları ile ilgili belgelerin toplanmasına karar verilmiş. 80 milyondan fazla belge olduğu söyleniyor.

Giriş ücretsiz.

Etrafta biraz salınırken sokakta Flamenko dansçılarına denk geliyoruz. Santa Cruz mahallesi her daim hareketli.

Zevk içinde seyredip İspanyol Meydanı’na doğru yürüyoruz.

İhtişamlı Alfonso XIII Oteli. Fuar döneminden kalan binalardan.

Sevilla Üniversitesi

Eskiden Kraliyet Tütün Fabrikası binasıymış. (Hikayedeki Carmen’in tütün sardığı fabrika)

İspanyol Meydanı

Sömürgelerini kaybederek güç kaybeden İspanya eski ihtişamlı günlerini hatırlatmak için 1929’da İber-Amerika Expo’su düzenler. Biraz da kriz zamanına denk gelir. Çok kazanç elde edemez. Ancak fuar için yapılan yapılar en büyük kazancı olur.

Maria Luisa Parkı fuardan kalan güzel bir mirastır. Parktaki en güzel ve ünlü anıt ise neo-barok tarzı iki kule ile sonlanan kemerlerin oluşturduğu yarım daire şeklindeki İspanyol Meydanı’dır.

Alfabetik sırayla İspanya’nın bölgelerinin resmedildiği seramik banklar ortama renk katmış.

Meydandan geçen küçük kanalda sandal ve teknelerle gezilebiliyor. Köprülerin tırabzanları da rengarenk seramikler ile renklendirilmiş.

Alkazar Katedrali (Santa Maria Katedrali) ve La Giralda 

1172 yılında yapılmış bir cami ve minare iken Hristiyanlar şehri geri aldığında 1248’de katedral olarak kutsanmış.

İlk değişiklik minarenin çan kulesine çevrilmesi olmuş.

La Giralda

Çan kulesi birçok kere tasarım değişikliğine uğramış. 104 metre yüksekliğindedir. İki atlı muhafızın çan kulesine çıkabileceği şekilde inşa edilmiştir.

Cami-kilise 15. yüzyılda yıkılmış. Yerine katedral inşa edilmiş. Yapım yaklaşık yüz yıl sürmüş. Tamamlandığında dünyadaki en büyük gotik kilise olduğu ve yine en büyük mihraba da sahip olduğu söylenmiş.

Büyük Şapel

İsa’nın yaşamından 45 sahne sunan altar panosu bulunuyor. Şapel 1528-1621’de Rönesans tarzı restorasyon geçirmiş.

Kolomb’un Mezarı

Tabutu, Kastilya, Leon, Aragon ve Navarra Kraliyet hanelerini simgeleyen figürler taşıyor.

Koro bölümü

Gotik mimarinin bir unsuru: Gül penceresi

Plaza de Toros

Boğa güreş alanında sıcak havada bayağı bir sıra vardı.

Lübnan Kontesi Sarayı

16. yüzyıldan kalma, Avrupa’nın en iyi döşenmiş saray evi.

Soylu bir ev olarak inşası 15. yüzyılda başlamış ve cephesi 16. yüzyılda yapılmış. Müdehar-Rönesans tarzına sahip.  18. ve 20. yüzyıllarda yeniden düzenlenmiş ve genişletilmiş. Yaklaşık yüz yıl kadar önce Lübnan Kontesi Manjon Mergelina bu evde arkeoloji, tarih ve sanat hevesi ile bir koleksiyon oluşturmuş.

Giriş avlusunda Müdehar tarzı kemerler görülmekte.

Koleksiyonun en önemli parçaları giriş holünde renkli mermerlerden, sert taşlardan oluşan opus sectile (mozaik benzeri) döşeme ve orta avluda yerde bulunan Tanrı Pan mozaiğidir.

Sütunlu oda. En büyük odadır ve Roma sütunları bulunur.

Yaz yemek odası

Bu odanın seramikleri oldukça güzeldir.

Greko-Romen büstleri, vitrin ve duvarlarda Çin ve İran parçaları bulunmaktadır.

Akşam üstü gezilerimizi bitirip güzel Sevilla şehrinden Gırnata’ya doğru yola koyuluyoruz.

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir