İspanya Endülüs

İber yarımadası eskiden beri birçok büyük devlete vatan olmuş. M.Ö. Fenikeliler, daha sonra Grekler, Romalılar ve Vandallar, Vizigotlar gibi barbar Germen kavimleri buraya yerleşmişler.
711’de Emevi Orduları Komutanı Tarık bin Ziyad daha sonra kendi adını alacak olan Cebelitarık Boğazı’ndan geçip İber Yarımadası’na geliyor. İnanılmaz bir fetih süreci başlıyor. Bu yıllarda bölgede birleşik bir İspanya yok. Ülkede güç oyunları oynayan, komşularıyla küs küçük krallıklardan oluşan bir kargaşa hakim. Sadece 4 yılda tüm İspanya fethediliyor.

Müslümanlar geldikleri ülkeye o dönem bölgenin hakimi Cermen kavimlerine atfen “Vandalların Ülkesi” anlamında “Endülüs” adını veriyor. Emevilerin 5 yıllık hakimiyetlerini, Abbasiler ve Emevi Abdurrahman devam ettiriyor. Abdurrahman Endülüs Emevi Devletini kuruyor.

Batılıların tabiri ile “Mağribiler” burada zengin ve güçlü bir medeniyet kurdular. Yenilikçi, duygusal ve entellektüel bir İslam medeniyeti. Bu medeniyet yıllar boyunca Avrupa’yı etkiledi. 711-1492 yılları arasında var olan bu dönem “Fetih Devri” yani “Conquista” olarak adlandırılır.

Araplar sıcak ve yaşanası zor bölgelerinden zengin, verimli bu topraklara geldiklerinde buraya aklı getirdiler.

Araplar burada büyük bir medeniyet kurmuşlardır. Tarımı geliştirmişler, yüksek su teknolojileri sayesinde bölgenin çölleşmiş büyük topraklarını kurtarmışlardır.

Mimarileri ile günümüzde de ihtişamını koruyan eserler yapmışlar.

Yeni aydın yöneticiler hem Hristiyanlara hem de Yahudilere ticaret ve din özgürlüğü tanımıştır. (694 yılında Vizigotlar Yahudileri toptan köle statüsüne geçirmişler).

MEDENİYETin arkasındaki SIR budur.

Endülüs zaman diliminde İspanya’da her yerde Müslüman bulunuyordu. Buranın eski halkı Latin kültüründen ve dilinden uzaklaşıp, Araplaştı. Büyük topluluklar halinde İslam’ı seçtiler. Sadece din için değil, refah, sosyal yapı ve entellektüel açıdan yüksek seviyede bir medeniyet olduğu için. Sevilla Piskoposu İzidor, “Pater noster duasını Latince okumaktan aciz gençlerimiz, Arap edebiyatını şerh ediyor ve Kur’an’ı öğrenebiliyorlar” diye yakınıyordu.

Daha sonraki yıllarda Araplar kendi aralarında bölündüler. Emirlikler, şehir devletler oluştu. Hristiyanlar’la savaşmamak için onlara yaklaşık bir yüzyıl haraç ödendi. Haçlı seferleri başladı. Şehir devletler bir bir yağmalandı.

1236’da Kurtuba (Kordoba) düştü.

Ardından Valensia ve Sevilla.

Bu savaşlar sırasında Müslümanlara karşı zaferler kazanan ve bu yüzden İspanyolların çok sevdiği bir şövalye var. Adı Guzman el Bueno. İzlediğim bir belgeselde Bettary Hughes bu şövalyenin ailesinden bir üye ile röportaj yapıyordu. Ailenin o dönemlerden bugüne çok geniş bir arşivi var. Bu aile üyesi arşivleri incelediğinde Boeno’nun yani atalarının Faslı bir Müslüman olduğunu keşfetmiş.

1250’de sadece Gırnata (Granada) Emirliği ayakta kalmıştı. Dağlar, büyük gözetleme kuleleri ve kaleler sayesinde 70 bin Müslüman 200 sene daha şehri savunmayı başardı.

kastilya aragon ile ilgili görsel sonucu

Ülkenin geri kalanı batıda Kastilya, doğuda Aragon arasında paylaşılmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabel ile Aragon veliahtı Ferdinand evlendiğinde iki güçlü krallık ve Katolik hanedan birleştirilmiş oldu.

Gırnata, İsabel’in birleşik krallık fikrine engel oluyordu. 1492’de bir yıl boyunca işgal edilen Gırnata nihayetinde alındı. Karı koca, özel olarak diktirilmiş süslü Mağribi kıyafetlerini giyip şatafatlı bir törenle El Hamra’ya girdiler ve şehrin anahtarını Emir Ebu Abdullah’tan aldılar. Ve bu döneme “Yeniden Fetih” anlamında “Reconquista” dediler.

700 yıl boyunca medeniyetin zirvesinde olan bir toplumun varlığı sona ermiş oldu.

Koyu bir Katolik Hıristiyan olan Kraliçe İsabel tam bir Müslüman düşmanıydı. Yıkanmadığı için tarihte kirli İsabel olarak de biliniyor. Yıkanmama nedeni olarak; dini nedenler söylendiği gibi, “İspanya’daki tüm müslümanlar öldürülünceye kadar yıkanmayacağım” demesi de gösteriliyor.

Nitekim Müslümanlar’ın varlığına dair bütün deliller yok edilmeye başlanıyor. 1 milyon kitap yakılıyor.

İsabel aynı zamanda Şarlken’in (V. Karl: Kutsal Roma İmparatoru, İspanya Kralı, Habsburg Hollandası Lordu ve Burgonya Kontu) anneannesi.

İsabel kendini İslamın batı ile bağ kurmasını engellemeye adamış. Kontrolü sağladıktan birkaç yıl sonra Avrupa’nın gördüğü en etkili din kontrol organizasyonunu kuruyor: Engizisyon

Müslüman ve Yahudiler din değiştirmeye, ülkeyi terk etmeye zorlandı. Ya da cezalandırılmaya. Hapise atıldılar ya da meydanlarda yakıldılar. Evleri, işleri ellerinden alındı. 300 bin Müslüman yargılanıp sürgün edildi. Müslümanlar Kuzey Afrika’ya iltica etti. Yahudilerin büyük kısmı da II. Beyazıd’ın buraya gönderdiği kurtarma gemileri ile alınıp, Osmanlı topraklarına getirilerek kurtarıldı.

Bu tam anlamıyla etnik bir temizlikti.

(İsabel’in tüm çocukları ve torunları o hayattayken vefat ediyor. Yaşayan tek kızı var. O da deli. Belki de yaptıklarının bedelini ödüyordu.)

Bununla da yetinilmedi.

İspanya bir imparatorluktu. Bir taraftan sömürgeleri ile, bir taraftan da Osmanlılar’ın güney İspanya kıyılarına yaptığı akınlarla uğraşıyordu. Türklerden korkuyordu. Kalan Müslümanlar zaten cebren Katolik yapılmıştı. Ama onların aslen Müslümanlıktan vazgeçmediği biliniyordu. 1609’da bütün Müslümanlar’ın İspanya’dan sürgünü emredildi.

Yeniden Fetih ile tüm Yahudilerin mallarına el koyan Kraliçe bu paralar ile sömürgeler bulmak için Kristof Kolomb’un keşiflerine destek oldu. Böylelikle İspanya 16. ve 17. yüzyılda sömürgecilik ile dünyada söz sahibi olmuştur. Orta ve Güney Amerika’da Brazilya ve birkaç küçük yer dışında her ülke İspanya sömürgesi haline geldi.

(1898’de ise Amerika’daki son kolonileri olan Küba’yı kaybettiler.)

İspanya’nın Müslümanlar ile sorunlu ilişkisi 20. yüzyıla kadar devam etti. Diktatör Franko kendine göre bir İspanya tarihi icat etti. Franko’ya göre bu dönem tarihsel devamlılığı kesintiye uğratıyordu ve unutulmalıydı. Tüm Endülüs tarihi; Vizigotik dönemden Katolik Krallara kadar olan sürenin önemsiz bir kısmı olarak açıklandı.

Ancak günümüzde tarihçiler sayesinde Müslümanlığın İspanya üzerine sosyal etkileri anlaşılmaya ve kabullenilmeye başlanıyor gibi.

Evet, reconquista’da kazananlar İslami kültürel mirası da aşağılamaya, kökten yok etmeye veya onlar üzerinden kendi otoritelerini kurmaya kalkışmışlar. Bunlara en iyi örnek Kordoba’daki caminin ortasına yerleştirilmiş olan katedral ve El Hamra Sarayı’nın çevresinde El Hamra ile uyumsuz duran V. Charles’ın (Carlos, Şarlken) Rönesans sarayı gösterilebilir. Ancak şimdilerde İspanyollar, Endülüs mirasının bu denli zengin oluşunu, İspanya Müslümanlarının oynadığı role borçlu olduğunu kavramış gibiler. Eskiden yıkılan, depo olarak kullanılan İslam eserleri restore edilmiş ve turizmin hizmetine açılmış durumda.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir